“Bak evladım” diyor. “Bu dünya denen şeyi bizim vaktimizde yaşayanlar sadece ismiyle, cismiyle bilirler. Biz, gaflet vaktinde doğan çocuklarız. Gafiliz yani. Dünyayı bizim için sanırız, hatta bizim sanırız. Oysa dünya dediğin her gelene “seninim” diyen bir gönül çalana benzer. Sonra terk eder, bırakır onları.
Dünya demek, eski vakitlerde yaşayan insanların lügatinde sadece dünya demek değildir. Dünya nefs demek, dünya hırs demek, arzu demek, kibir demek, şehvet demek, kin, nefret demek… Yani dünyada yaşamak değil de, dünyadan kurtulmak gerek onların zihninde. Oysa bizim için dünya sahip olunacak bir yer. Eski vaktin insanları yaşamayı mecburiyet bilmişler, bizse dünyayı zaruret zannediyoruz. “Hayat denen sadece burasıdır” demiyoruz belki ama öyle yaşıyoruz.