• İşte ay ve güneş de tahterevallide.
    Güneş tepede ayaklarını sallarken ay güneşi heyecanlandırmanın keyfini yaşıyor.
  • Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır. Onun ışığında eğilmenin ve mesut olmanın hiç imkânı var mı?
  • Beni sorguya götürdüler. Tabi gözlerim bağlı. Manasız manasız sorular soruyorlardı. Bir ara oradakilerin hepsi, ‘rap’ diye ayağa kalktılar. Anladım ki bir ’büyük’ geldi. Konuşunca, Tugay komutanı olduğunu sesinden anladım.
    Tugay komutanı ile aramızda şöyle bir konuşma geçti!
    -“Musa Anter, Allahını seversen bir şey söyleyeceğim, doğru cevap ver.”
    -“Efendim, yemin vermeyin. Ceza hukuk usulünde sanığa yemin teklif edilmez. Soracağınızı sorun. Soru lehime ise cevap veririm. Aleyhime ise elimden geldiği kadar idare ederim.”
    -“Yok vallahi öyle değil… Acaba sen insanların, mukaddes kitaplarda okuduğu gibi Adem ile Havva’dan türediklerine mi; yoksa Darwin’in dediği gibi hayvan tekamülünden mi geldiğine inanıyorsun?”
    -“Efendim, ben Türk Ceza Kanununun 163. Maddesinden buraya gelmedim. Bu sorduklarınız benim branşım dışında kalır.”
    -“Hayır, hayır.141-142 seninle başa çıkamıyor. Sen bunu anlat.”
    -Pekâlâ.. Bu hususta ben hiçbir mukaddes kitaba inanmıyorum. Ne Zebur’a, ne Tevrat’a, ne Kuran’a… Çünkü bu kitaplarda denir ki, Allah Cebrail’i dünyanın yedi iklimine göndermiş. Çamur yapıp buna insan şekli vermiş. Sonra üfleyerek, Ademi yaratmış. Havva’yı da, Adem’in kaburga kemiğinden yaratmış ve bunların birleşmesinden insanlar türemiş!’ Buna göre, insanlar Allahın eli ve ustalığı ile yapılmıştır. Ben buna inanmıyorum. Rafael’in, Michelancelo’nun, Picasso’nun dahi adi eserleri yoktur. Peki eğer insanlar Allahın eserleri olsaydı, böyle sahtekar, vicdansız, zalim ve canavar olurlarmıydı hiç? Haşa, ben Allahı, insanı kendi eli ile yaratmaktan tenzih ederim… Ama hayvandan geldiğine inanıyorum. Çünkü milyonlarca yıl geçtiği halde, ecdadımız olan hayvanların bizde çok kalıntısı kalmıştır.”
    -“Nasıl olur?”
    -“Baksanıza; eşekler, katırlar tekme atar, biz de atarız. Aslan, kaplan pençe vurur; biz de yaparız. Köpek, ısırır; biz de ısırırız. Kedi, tırmalar; biz de tırmalarız. Tüm hayvanların güçlüsü zayıfına zulmeder, biz de yaparız.”
    Orada bulunanlar gülüşmeye başlayınca, Komutan da güldü.
    “Ulan ne gülüyorsunuz? Adam size söylüyor” dedi. Bana dönerek:
    -“Öyleyse sen İslamiyeti beğenmiyorsun?”
    -“Gerçekten de dindar değilim. Ama İslamiyeti hiçbir dine de tercih etmem.”
    -“Nasıl olur?”
    Artık işi sohbete dökmüştük. Konuşmama şöyle bir misal getirerek devam ettim:
    -“İsterseniz kıyamet gününe gelelim. Allah, ümmetlerinden kıdem sırasına göre hesap soracakmış. Önce Musa ve Yahudileri huzuruna çağırıp Musa’ya der ki, ‘Musa, ben seninle konuştum on emir’imi de yazılı olarak sana verdim. Seni Peygamber olarak dünya da görevlendirdim. Hani ne yaptın, anlat bakalım.’ Musa, ‘Ben ve ümmetim insanları çalışıp kazanmaya alıştırdık. Atomu keşfederek, devletlerin ikide bir çıkarları için harp çıkarmalarına mani olduk. Firavunlardan beri dünyayı sömürü düzenine sokan haksızlığa son verip, ümmetimden olan Karl Marks aracılığı ile dünyaya sosyalizmi getirdik’ der. Daha bir çok Yahudi kökenli bilim adamı ve sanatkarın adını vererek, insanlığa hizmet ettiğini söyler. Allah memnun kalır. ‘Peki’ der ‘Alın Musa’yı ve ümmetini cennete götürün.’
    “İsa’yı çağırır. Tüm Hıristiyanlar ve İsa, Allahın huzuruna çıkar. Allah İsa’ya der ki, ‘Ha oğlum, seni nurumdan yarattım. Otuz üç yaşından sonra göğe çıkararak yanıma getirttim. Seni dünyaya, şeytanları yenip insanlara yol göster ve Hazreti Adem’e verdiğim sözü yerine getir diye görevlendirdim. Söyle bakalım ne yaptın?’
    “Hazreti İsa, ‘Nasıl ne yaptım mukaddes Baba. ‘Sen kartal, karga yarattın; ben uçakla helikopteri yaptım. Sen fil, deve, katır yarattın; ben tır, kamyon, otobüs yarattım. Sen, günün ve gecenin belirli zamanlarında dünyayı güneş ve ay ile aydınlattın; ben ve ümmetim dünyayı elektrikle aydınlattık. Sen petrolü yarattın; yerin binlerce metre derinliklerinde insanlardan sakladın ; biz çıkarıp insanlığın hizmetine soktuk. Envayi türlü hastalık mikrobunu yarattın; ben ve ümmetim ilaçlar, aşı ve serumlarla bu belayı önledik.’ Ve daha birçok insanlığa rahat veren Hıristiyan keşiflerini sayar. Ahlaki bakımdan da Hıristiyanlığın diğer ümmetlerden iyi olduğunu ileri sürer. Allah, ‘Peki peki oğlum’ der. Emir vererek onu ve ümmetini de cennete yollar.
    “Sıra Hazreti Muhammed’e gelmiştir. Muhammed, arkasında bir yığın Bedevi Arap, Türk, Kürt, Berberi, Kıpti, Afrikalı ve Fars… olduğu halde Allahın huzuruna gelir. Allah, aynı suali Muhammed’e de sorar ve der ki, ‘Ya Muhammed, ben seni Resulullah, Habibullah diye dünyaya gönderdim. Ödevini de Kuran’la sana ve ümmetine bildirdim. Peki sen ne yaptın, insanlığa ne faydan dokundu?’
    “Hazreti Muhammed, İslamın şartlarını sayar; namaz, oruç, hac, zekat ve kelimeyi şahadet diye… Allah kızar. ‘Haydi yahu, sen de!’ der. ‘Alın bunu ve ümmetini cehenneme götürün.’
    Bu anlattıklarım, kıyamet falan kopmadığına göre, hayali yakıştırmalardır. Ama tahmin ediyorum, bu satırları okuyanlara bir fikir verecektir.
    Nitekim, Komutan da bu anlattıklarımı dinledikten sonra, “Yahu sen çok kötü bir eğitimciymişsin. Namussuzum bir ay yanında kalsam hem Kürtçü, hem de dinsiz olurum” demiş; oradakilere ertesi gün evime bırakılmamı emretmişti.
    Musa Anter
    Sayfa 235 - Avesta Yayınları
  • Yeri kaplayan kara rağmen gecenin içinde rahatça koşuyordu. Gölgelerle birdi, ormanda süzülüyordu, gözleri ay ışığı altında güneş altındaymış kadar iyi görüyordu. Soğuk bir rüzgar gür kürkünü karıştırıyordu. Aniden rüzgar tüylerinin diken diken olmasına sebep olan bir korku getirdi. Yüreği Hiçdoğmamışlar için duyduğu nefretten de büyük bir nefretle hızlandı. Nefret ve ölümün yaklaştığı bilgisi. Artık yapılacak seçim yoktu. Hızla ölüme doğru koştu
  • Hey Tom Bombadil, Tom Bombadıllo
    Su orman, tepe, saz ve söğüt adına,
    Ateş güneş, ay adına, dinle şimdi duy bizi!
    Gel Tom Bombadil, ihtiyacımız var sana!