“ ‘Beni görmek istiyor musun yoksa gideyim mi?’
‘Gitme.’ Bir anlama geliyordu bu ama ‘Seni yine görmek istiyorum’ demek değildi.
‘Beni yine görmek istiyor musun?’
‘Seni yine görmek istemeyi istemiyorum.’ Bir anlamı vardı bunun ama ‘evet’ demek değildi.
‘Ne yapmalıyım?’
‘Gitme.’ “
“Keşke yeniden bir kız çocuğu olabilsem, hayatımı bir daha yaşayabilsem. Gerekenden çok daha fazla acı çektim. Ve yaşadığım sevinçler her zaman sevinçli değildi. Farklı yaşayabilirdim. Senin yaşındayken dedem bana bir yakut bilezik almıştı. Çok büyüktü ve kolumda aşağı yukarı kayıp duruyordu. Neredeyse kolye gibiydi. Dedem daha sonra kuyumcuya özel olarak böyle yapmasını söylediğini anlattı. Bileziğin büyüklüğü sevgisini simgeleyecekti. Ne kadar yakut, o kadar sevgi. Ama rahat takamıyordum bileziği. Hiç takamadım. İşte söylemeye çalıştığım her şeyin özü bu. Bugün sana bir bilezik vermeye kalksam, bileğini iki defa ölçerdim.”