“Sevgilim benim! Etten, kemikten! Gerçekten de bunlar onun kolları, bu onun yüzü. Ama çektiğim bunca çileden sonra bu kadar mutluluk nasip olamaz ki bana! Düş bu.
Şimdi bana düşen, onsuz yaşayabilmektir. Beni ona kavuşturabilecek bir mucize bekler gibi günden güne sürüklenerek oyalanmak dünyanın en gülünç, en iradesiz tutumu olur.
Hayatımın yiten amacının yerine bir yenisini koymam şart.
O hep aklımdaydı; çünkü ona olan sevgim gün ışığında dağılıverecek bir sis ya da yağmur yağınca yıkılıvericek bir kumdan kale değil, mermer üzerine yontulmuş bir yazıydı ki mermer var olduğu sürece silinemezdi.
Ona göre değil bu yaşantı. Ruhu, zekâsı durgunlaşıyor, bir bataklığa saplanmış gibi oluyor buralarda: Gelişemiyor, kendini gösteremiyor. Savaşın tehlike dolu ortamlarında, yiğitliği ortaya konulduğu, kahramanlığın denendiği er meydanlarında boy gösterebilir…