Ama düşünüyorum da, sağa ya da sola sapmamak ne kadar imkansız olmalıydı onlar için. O bütünüyle ataerkil olan bir toplumun ortasında ve bütün o eleştiriler karşısında, inandıkları o şeye korkmadan sıkı sıkı sarılmak kim bilir nasıl bir deha ve nasıl bir tutarlılık gerektiriyordu?
Temeldeki aksaklıktı onları çürüten; çünkü kadın yazarlar, başkalarının fikirleri uğruna kendi değer yargılarından vazgeçmiş, ya da onları değiştirmişti.
Ama suçu nereye ve kimin üstüne atarsanız atın, Tennyson ve Christina Rosetti'nin sevdiklerinin gelişini öylesine tutkulu bir şekilde, adeta şakıyarak ifade etmesine esin veren o hayal, o zaman olduğundan çok daha nadir rastlanan bir şey şimdi. Üstelik de, yalnızca okumamız, bakmamız, dinlememiz ve hatırlamamız yeterliyken.