...Nöbetçilerden birisi uçurtmaya nişan aldı. Ateş
etti. Vuramadı. O zaman ben ağlamaya başladım. "Vurmayın uçurtmayı, ne olur vurmayın!" diye
bağırmışım.
Müdür daha bile çok kızdı.
"Vurun diyorum!" diye kükredi.
...Kuş um ölmedi. Benim elimden mama bile yiyor.
Canlanıyormuş yavaş yavaş.
"Yaşayacak," dedi Nuran.
Hep benimle kalsın istiyorum. Ama biraz büyü
yünce uçmak istermiş.
"O zaman beni bırakıp gider mi?" diye sordum.
Uçma zamanı gelince gitmesi gerekirmiş. Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış. Ya çocuklar, İnci? Onlar tutsak yaşayabilirler mi?
Kuşumun adını Barış koydum. Minik Barış !
...Hani bazen topal bir kedi geçerdi avlu duvarının
üzerinden. Bir kere avluya bile inmişti de okşamıştım. Ben hiç ondan başka hayvan görmemiştim yakından. Çok sevindim kuşu bulunca...
...Ağabeye dedim ki:
"Bak, uçurtma kaçmış!"
"Hani bakayım! Nereden kaçmış?"
"Bizim göğümüzden kaçmış. Ama sakın onu
vurma!"
Ağabeyin gözleri doldu ben böyle deyince. Bana
simit aldı. Babam gibi....