Ey kaderimizin sahibi
Artık içimiz bütün rüzgârlara açık.
Ne bir sınır, ne bir elek var dünyayla aramızda.
Bizi saklı tutan perdeyi yine biz yırttık;
makasımız hâlâ keskin, ama iğne yok yanımızda.
Şimdi yakarıyoruz: Bizi dünyadan sen sakla!
Pencerenin kenarındaki küçük masada birkaç saat oturduk. Bana, “artık hayatının bir konusu kalmadığını, içinin gittikçe ıssızlaştığını ve bunu bir türlü engelleyemediğini” söyledi.
..
..içi ıssızlaşmış bir insana başkaları tarafından önerilebilecek bir hayat yoktur. Kendi kaybettiğimizi başkalarına aratmaktan vazgeçmedikçe, kendimizi kaybetmeye devam ederiz.
Ne savaşlar, ne düşen kentler, ne karmaşa, ne kaos; hiçbiri, hiçbiri değil inceliğimin sebebi. Sanki yeryüzünde hiç kimse yok, bir tek ben varmışım gibi; sanki ilk insanın yeryüzüne atıldığında duyduğu o gariplik, o yalnızlık, o şaşkınlık, milyarlarca insanın bilinçaltından geçerek gelip bende konaklamış gibi; sanki bütün gövdem iyilikle yıkanmış ve her şeyi affetmeye hazır hâle getirilmiş gibi..