Çünkü insanın en çok yorulduğu şey, hevesinin kursağında kalmasıdır. Ve en çok bu yakar canımızı. Bir türkü söylerken yarıda kalmak gibi, bir mektubu yazarken kalemin kırılması gibi…
"Unutmamalıyız ki meslekler, sadece bir geçim kaynağı değil; aynı zamanda bir karakter sınavıdır. Her gün işimizi nasıl yaptığımız, kim olduğumuzu sessizce haykırır.Geride bırakacağımız iz, yalnızca tamamladığımız işler değil, o işleri hangi niyetle ve nasıl yaptığımızdır. Onurlu bir meslek hayatı, hem bu dünyada huzurun hem de öte tarafta yüz akının anahtarıdır. Çünkü sonunda herkes, sadece yaptığı işle değil, yaptığı işte gösterdiği
insanlıkla hatırlanır."
Her ne kadar iyiliğin hemen karşılığını görmek her zaman mümkün olmasa da iyilik bir gün mutlaka sahibine geri döner. Bu hayatın yazısız kanunlarından biridir. Şair Eşref’in dediği gibi, "Hayır işle, yoluna bırak; düşkün olan elbet sarılır."
Ne oldu bize? Eskiden sevinçlerimizi birbirimize taşır,kederlerimizi sessizce paylaşıp birbirimizin yükünü hafifle-
tirdik. Hayatın ağırlığına rağmen, omuz omuza durur, iyi niyetle birbirimize destek olurduk. İnsan olmak kusurları beraberinde getirse de, bu kusurlarla yaşamayı öğrenmiş, birbirimize güvenerek, birbirimizi Allah’a emanet ederek daha iyisi için mücadele ederdik. Ancak bugün, bu birliktelik ruhunu
yitirdiğimizi hissetmek endişe verici.
Gerçekten çirkinleşiyor muyuz?
Sadakat ve vefa, insan ilişkilerinin temel yapı taşlarındandır. Ancak, bu erdemlerin varlığı, bir insanın başkalarına olan ihtiyacı sona erdiğinde sınanır. İhtiyaç bittiğinde sadakat de bitiyorsa, o sadakat yalnızca bir "çıkar ilişkisi" olmuştur. Gerçek sadakat ise menfaatlerin bittiği noktada bile devam eder.