Kaç gündür yazıp yazıp siliyorum. Hayatımda çok etkilendiğim birkaç kitap oldu ama ilk defa bir kitap beni böylesine etkiledi ki tam da bu yüzden aklımdan onca şey geçmesine rağmen toparlayıp bir türlü yazamıyorum. Şimdiyse bırak dağınık kalsın Aylin diyorum. İçimden geldiğince anlatacağım.
Aslında kitabı anlatmak istemiyorum. İçimden geçenleri anlatacağım. Benim bu kitap boyunca dikkatimi çeken birkaç konu oldu: kültür, sınıfsal çatışmalar, ilişkiler, Lazar, yanlızlık.
Kültür nedir? Kültür deneyimdir ve içinde geçmişi taşıyan soyut bir kaynaktır. Dünyayla insanlarla bağ kurmamızı sağlar. Bu soyut kaynak dilde, mimaride, sanatta, müzikte, insanların yaşayış biçimlerinde hayat bulur. İnsanların vatanıdır kültür. Kültür bir kolajdır, hemhal olma halidir. Ait olmadığın içine karışamadığın bir kültürün parçasıymış gibi yapamazsın, çünkü kültür yaşanır, kültür solunr ve içine işler. İşte bu yüzden bir vatanı kaybetmek bir toprak parçasını kaybetmek değildir. Kültürünü kaybettiğinde her şeyini kaybedersin. Marai de 2. Dünya Savaşı'nı deneyimlemiş biri olarak bu konuyu bu kadar içselleştirmiş diye düşünüyorum.
Sınıf çatışmasına gelecek olursak, Peter bence ilk eşi gibi küçük burjuva değil de soylu biriyle evlenmiş olsaydı da böyle bir evliliği sürdüremeyecekti. Bunun birkaç sebebi var; Peter kimliğini soylu olmaklık üzerinden tanımlayan bir adam. Kültürünü sürdürmek ve aslında 'muhafaza etmek' onun yaşam biçimi olmuş. Bunun da sonucunda içinde yeşeren kibir ve anlamsızlıktan doğan isyan duygusu onu ilişkilerinde sabote ediyor. Ilonka bence iyi bir kadın fakat Peter'in kibri sürekli 'sen ne yaparsan yap, bizden değilsin' diye fısıldıyor. Eşini bir türlü kendine yakıştıramıyor ve eşi de ona yetişmek için çabaladıkça ondan uzaklaşıyor. Eşi onu ne kadar çok seviyor olsa da kibri