• "Şeytana uyan, Şeytandır.
    Şeytana sırt çeviren, Peygamber vârisidir...
    Bu yolda sapıtan, vahşidir."
    K.T.

    Açıklama:
    Meleklerin büyük olanı elbette ki Cebrail(aleyhisselam)dır. Lakin, bir insanın üst mertebe ile dibi seçmesi kendi iradesi ile alakalıdır. Yaradan O'ki, kulunu bir günah içinde bulsunda, ondan razı gelsin.

    Rabbini hele bir ölç biç, de ki bana bu hayatı bana reva gördü (tövbe haşa), kaderim de budur. İnsan evvela kendi yolunu kendi seçer. Peygamber Efendimiz (sav.) Cennet kapısı açık, tahtıda sarayıda belliyken, geceyi gündüz edip, secde edipte, tövbeden de geri durmadı. Peygamber'de (sav.) İnsandı...
    Mevlâna (ks) Hazrerleri de böyle devam etti ömrüne.. "Ne olursan ol, bin defa tövbe etsen, yine gel." dedi.

    Evvela; Şeytandan uzak durmanın yolu takvada, takva kalpte, kalp imanda.

    "Ateş ile yaşarsan, ateş ile devam edersin!" kurtulmak ise tövbe ile başlıyor. Samimiyet önemlidir, düşman güçlüdür. "Çok uğraştım, dönemedim Ya Rabbim," demek var "Şeytana uydum." demek var. O zaman Allah (cc) der ki, ben size uyaranları göndermedim mi? (Çok uğraştım dönemedim Ya Rabbim, sözünü benden bahane bulmayın!) Siz uğraşın kanaat edin, secde edin. Göz yaşı ruha melhemdir, ilaçdır, dermandır. "Erkek adam ağlar mı demeyin, erkek adam, unutmayın ki yanar!"

    Size en güzel yanmaları dile getireyim. " Öyle aşk var ki, kalbinize mühürlenmiş, O ki aşkın ebedi vuslatı, en küçük yakamozlardan en büyük güneşlerin hakimi, evrene sığamamışta, minik kalbinize sığmış. Siz onu okşamayacakta, sevmeyecekte, ateşe götüren şeytanımı oksayacaksınız? "İbrahim'i yakmayan ateş, şeytanı yakar!" "Güç şeytanda ise, yaksaydı Hz. İbrahim'i." HAK kim ise, büyüklük ondadır. Birdir tektir.
    En güzel yanmalar, öleceğinde, kavuşacağım sevgilidir. Bir Peygamber'e (s.a.v) "Anam, babam sana feda olsun Ya Resulallah!" sözü, Peygamber bir insan iken, bu kadar büyük bir takva ve bu denli sevgi varken, onu var eden Allah'a (cc) olan aşķı bir düşünün. İnsan sevgilisi bir hediye alıyor diye, sanki dünyalar onun oluyor, Yaradan aşk, sana cenneti hediye etmiş, dahası var mı? Kıymet bilmeli, şeytan bile bizim kadar hürmette görmedi hürmette (tabii şeytanın ettiği böbürlenmeyi etmez isek).

    Nefs'ten yola çıkarak bir hikaye dile getirmeye çalışacağım.

    Günlerden bir gündü, hava sıcaktı. Tarla işçileri son elli yılın en sıcak yazına hazırlanıyordu. Pamuk tarlasında ürün boldu. İki yüz dönüm tarlada üç senelik mahsül bir senede vermişti. Tarla sahibi, Sami Bey, iki kız veren Aynur Hanım'dan ayrılmış, erkek çocuğunu kucaklayacağı günü bekliyordu. Leyla Hanım, son bir ayına girmişti, doğum yakındı: lakin, doğum riskliydi..

    Sami Bey, hastane koridorunda mekik dokurken, evvela bir ağlama sesi duydu, yerinde dondu kaldı. Bu beklediği haberin sesiydi. Nur topu gibi bir evladı olduğunu, hemşire kapıdan haber vermek için gelmişti. Bebeğin iyi olduğunu, bir erkek evladının haberini veren hemşirenin eline bol miktarda bahşiş sıkıştırdı. Koridorda sevinçten çıldırması içten değildi... telefonuna sarıldı, akşama tüm köyü ve vilayette, jandarma komutanınıda yemeğe çağırmıştı. Tabii Vali Bey'i eksik eder mi. Dört büyük baş kestirip, iki kazanda pilav yaptırtır.

    Leyla Hanım, doğumdan sonra köy mezarlığına toprağa verilir, Sami Bey, duasını edee, yolculuğa uğurlar, döner arkasına evin yolunu tutar. Eş acısı yok mu diye merak ediyorsanız, öyle bir duygu hiç olmadı.

    Kemal büyür genç bir delikanlı olur. Sami Bey'in işleri her daim iyi devam eder, mal üstüne mal, iyice gaddar eder.

    Aynur Hanım, iki kızınıda büyütür. İki kız evladı büyütmek kolaymıdır? Komşulardan gelen elbiselerle giyinir, temizliğe gittiği evlerden yorgun argın bitap düşer, Kızlarından biri doktor olur çıkar, diğeri ögretmen olur. Sami Bey'den aldığı bir özellikleri var ise, o da azimdir. Lakin Aynur Hanim, hayatın koşuşturmasına yenik düşer. Hastane hastane gezsede hastalığa derman bulamaz. Kimyasal maddeler, toz yığınları; yıllar sonra Aynur Hanımın karşısına, ölüm haberi ile düşer. Amma velakin, bundan ne pişmandır, ne de kimseye düşman. Sami Bey,e kırgındır. İki meleğini, ve iki güzel damada bırakmıştır. Bir gün olsun, damatlara damat gibi bakmamıştır ya... son nefesini de damat ve kızlarının yanında verir.

    Veren Allah, alan Allah, emanetçisi biz, ne aklına gelir Sami Bey'in ne de gelmek gibi bir gayededir. Sami Bey'in bu böbürlenen yıllarının da elbet sonu gelir, öyle ya hayat ebedi değil, saltanat sonsuz değil. Kemal on dokuzunda amansız bir hastalığa yakalanır, Kemal'in son gördüğü yıl, on dokuz yaşının son günleridir.

    Kemalin ölüm günü, ilk doğan kızı Hamide'nin de doğum günüdür.

    Lütuf, Allah'tan dır. İnsan ne bir erkek evladı kız evladından ; ne de Kız evladı, erkek evlattan ayrı gayrı tutar, tutabilir. Peygamber Efendimizin (sav) ilk yaptıklarından biride diri diri kız çocukları gömülürken, buna dur demesi. Asırlar geçmesine rağmen, Kız evlatları diri diri toprağa gömülmeye, cahiliye devrine de geri döndüğümüzü göruyoruz. "Kiz çocuğu okur mu?" ver kocaya gitsin... okuyunca ne olacaksa.. fark nedir ki? Cahil bir ana, cahil bir gelecek demektir. Ve müslümanlık cehaleti asla kabul etmez.

    İşte bizim hikayemiz de bunu anlatıyor. Sadece bunu anlatmakla da yetinmeyerek, görülmeyen şeytanı da ortaya çıkartıyor. Şeytan'a sırt çevirirken, şeytan olma ile, şeytandan korukta budur. Bir vesvese gelir "kız çocuğu okumaz! Kim bilir okulda ne hınzırlıklar yapacak... ya aynı sırada okuduğu çocuğa karşı ilgi duyarsa.. ya alem ne der? Bak köyde/kasaba/mahalle/şehir.. okutan kaç kişi var?" Bu vesveseler bitmedi..

    Önceden başlık paraları vardı. Sonra bu başlık paraları kalktı. Ağalık kalktı: devir değişti de, insan bir türlü değişmedi. Başlık parasının adı, evi, arabası, mal, mülk... evi dizerkendw, şunlar da olsun, eksik bir şey kalmasın. Açlıktan, karnımızı doyuramaz olduk. "Ama Ayşe'ler almış hayatım, benim neyim eksik" diyerek mutluluklar eşya ile sınırlandırıldığı gibi. Özenme, böbürlenmeler, dedikodular, çekememezlikler boy gösterir olmuş...

    Peygamber vârisi olabilmek için de, bir hırkaya "Elhamdülillah" demek, şükür etmektir.

    Ama bu demek değildir ki, mal mülk sahibi olmayalım mı? Müslüman parasız pulsuz, çulsuz mu olsun? Güç yokken, insan insanını, ülkesini nasıl koruruz; aile yapısı, gelişen, büyüyen dünya..?

    Mal varlığı bize emanettir. Büyürken, o başkasına olan rızkı da saklamak lazım gelir. Elbette ki har vurup harman savrulmaz. İş yerlerinin kendine göre belli bir harcama, atılım (büyüme) hedefi vardır. Bir taraftan bunlar korunurken, bir taraftan da yardım, muhtaclara destek, akraba ve komşuya da elindekilerden bir miktar verilmeli. (İhtiyacı olanlara) bu hem insanın kendi aç nefsini öldürür, terbiye eder, hemde Allah'a (cc.) Olan mesafe kısalır. Ne bu dünya da zalime boyun bükeriz, ne de Allah (cc.) Katında, kayba uğrarız.

    Bir topluluğa baktığınız da, bu dünyanda güçlüdürler. Bir disiplin içerisinde, devlet kanunlarına uyduklarından dolayı, büyürler, bu büyümeyle de, bir birlerine de destek olduklarını, omuz verdiklerini çok rahatlıkla görebilirsiniz.

    İşte Allah'ı (cc) bilipte, dünya için döner isek, işte o zaman, ne geçici olan şu dünyada mutlu, memnun kalabiliriz; ne de ahiretimize buradan bir şey götürebiliriz.

    Ruhtan başka bir şey gitmiyor, günah ile sevaplarda ardımızda duruyor.

    Kadim Tataroğlu

    Bir kusurumuz olduysa affola. Nacizane dil döndükçe, yazmış olduğum sözüde, gerek örnek, gerek hikaye, gerek ise sözlerden yola çıkarak, dilimizin döndüğünce telafuz ettik, etmeye çalıştık..

    Selam ve dua ile, Rabbim sağlık sıhhat iman nasip etsin.
  • Qumrîkê ez romî me belê
    Delalê ez romî me
    Kumsor û efendî me belê
    Kumsor û efendî me
    Xulam çavên reşbelek
    Aşiqa keçka gundî me
  • GİTSİNLER Mİ?DERSİMLİ MERYEM'İN ACI HİKAYESİ

    Meryem İslam’ın şartı 5kg çökelik, 5kg yağdır der.

    Meryem 1915’te Çemişgezek ilçesine bağlı Sinsor köyünde tüm ailesini kaybeder. Köyün en varlıklı ailelerinden biriyken her şeyini ve bir kızını geride bırakıp kaçmak zorunda kalan aile ile Meryem ömrü boyunca bir daha hiç bağlantı kuramaz.

    Yalnız kalan Meryem’i köyde bir aile yanına alır.

    Evlenecek yaşa gelene kadar bu ailenin yanında kalır.

    Daha sonra aile köyde Sünni mezhebinden eşini kaybetmiş Meryem’den yaşça büyük biri ile Meryem’i evlendirir.

    Nüfus memuruna verilen 5kg. çökelik ve 5kg yağ ile Meryem’e Müslüman Türk kimliği çıkarılır.

    Sahip olduğu yeni inancın gereklerini inandırıcı olabilmek için herkesten çok yerine getirmeye çalışır.

    5 vakit namazını kılan Meryem’in hayatı her bakımda çok değişmiştir, kimliği, dili, dini, ekonomik varlığı yoktu artık.

    Babasının varlıkları başkaları tarafından kullanılırken Meryem fakir bir hayat sürmektedir.

    Gel zaman git zaman Meryem babasına ait konakta başkalarının oturmasına, bağlarının bahçelerinin talan edilmesine dayanamaz ve bu duruma itiraz eder. Yasal yolla ailesinden geriye kalanları almak ister.

    Ancak Meryem eski kimliğini ispatlayamaz. Hâkim de ağaların elinden bu malları alıp Meryem’e vermek istemediğinden Meryem’in eski kimliğini kabul etmez. Uzun süre uğraş veren Meryem’e ailesinden kalanlar iade edilmeyince Meryem Hâkim’e itiraz eder.

    Ben Müslüman değimliyim niye bana yardım etmiyorsunuz deyince Hâkim’de söyle o zaman İslam’ın şartı kaçtır der. Meryem İslam’ın şartı 5kg çökelik, 5kg yağdır der.

    Hâkim hiç olur mu öyle deyince, Meryem’de 5kg çökelik , 5kg yağ ile bana Müslüman kimliği verdiniz ,başka ne ola ki İslam’ın şartı der.

    Uzun yıllar süren mahkemelerin sonucunda Meryem mallarını geri alamaz.

    Bu süreçte ülkenin her şehrinde sermaye el değiştirmiştir.
    Talan edilen mallar yetmemiş günümüze kadar nerede eski bir kilise var ise köküne kazma sallanmış, yapılar tahrip edilmiştir.

    Sinsor’da ki kilisede zamanla bir harabeye dönüşür zaten Meryem’de ailesini kaybettikten sonra o kiliseye bir daha adımını atamaz.

    Yoksul bir Müslüman olarak hayatına devam eden Meryem beş vakit namazını kılsa da toplumda yaratılan Ermeni algısından nasibini alır. Çocuklarına edilen küfürlerde annelerinin Ermeni olduğu hiç unutulmaz.
    Meryem öteki bir yoksul olarak hayatını sürdürdüğü Sinsor’da hayata gözlerini yumar.

    "Önce Ermeniler gitsin,
    İstanbul'u İstanbul yapan değerleriyle;
    Dolmabahçe Sarayı'nı,
    Çırağan'ı,
    Kuleli'yi,
    Selimiye Kışlası'nı,
    Malta Köşkü'nü,
    Beyazıt Kulesi'ni,
    Dünyanın hayranlıkla bakakaldığı mimarilerini de alıp gitsinler.
    Giderken Ermeniler,
    Güllü Agop'u,
    Ara Güler'i,
    Mıgırdıç Magrosyan'ı,
    Onno Tunç'u,
    Garo Mafyan'ı,
    Adile Naşit'i,
    Cem Karaca'yı da unutmasınlar.
    İpek puşularını,
    Potinlerini,
    Nacarlarını,
    Vodistlerini,
    Çilingirlerini,
    Çömleklerini,
    Bakırlarını da alsınlar yanlarına Ermeniler.
    Topiği,
    Kuzu kapamayı,
    Çılbırı,
    Ciğer bohçasını da alsınlar...

    Kürtler de gitsin
    Kilimlerini, keçelerini,
    İlmek ilmek dokudukları halılarını denk edip gitsinler.
    Yaşar Kemal'i,
    Ahmet Kaya'yı,
    Yılmaz Güney'i,
    Ahmed Arif'i,
    Aynur Doğan'ı sakın unutmasınlar.
    Cigerxun'u,
    Ahmede Xani'yi,
    Mem u Zin'i,
    Balıklı Gölü,
    Aynzeliha'yı,
    Surları, burçları
    Deliloyu,
    Halayı,
    Çaçanayı,
    Şemameyi de yanlarına alsınlar.
    Zazalar da gitsin
    "Homa zanu kafır kamu" diyerek.

    Süryaniler de terk etsinler bu toprakları
    Telkariyi,
    Basmayı,
    Nahit ustalarını,
    Dokumalarını,
    Dayr-ul Zaferan'ı da alsınlar yanlarına.
    Ha, Coşkun Sabah'ı da unutmasınlar!

    Rumlar da gitsin
    Giderken cumbalı ahşap evlerini,
    Arnavut kaldırımlarını,
    Ve Selanik türkülerini,
    O güzelim Rum meyhanelerini,
    Rakılarını, mezelerini de alıp gitsinler Rumlar.

    Bulgarlar da gitsin
    Şarkılarını, türkülerini
    "Ayletme Beni"yi,
    "Arda Boyları"nı,
    Akıtmalarını,
    Börek, çörek, bozalarını,
    Komik aksanlarını,
    Naim Süleymanoğlu'nu,
    Sabahattin Ali'yi unutmasınlar.

    Çerkesler de terk etmeli bu toprakları
    Ama terk ederken
    Türkan Şoray'ı,
    Nazım Hikmet'i,
    İsterlerse Çerkes Etem'i de götürsünler.

    Lazlar;
    Fıkralarını,
    Takalarını,
    Horonu,
    Hamsiyi,
    Muhlamayı,
    Hatta Kazım Koyuncu'yu da götürsünler.

    Romanlar toplasınlar sazlarını, darbukalarını, çadırlarını
    Alıp gitsinler Neşet Ertaş'ı, Adnan Şenses'i
    Engin hoşgörülerini,
    Hamam sefalarını...
    O mozaiğin bütün renkleri gitsin
    Kalsın siyah-beyaz.
    O aşure kazanının bütün çeşitleri yok olsun
    Kaynasın o bulamaç.

    Kalın bir başınıza
    Bir dağ kadar sessiz
    Bir çöl kadar ıssız
    Bir bulut kadar ağlamaklı
    Bozkırın ortasında tek başına açan bir çiçek,
    Yapayalnız bir ağaç gibi...
    Irkınız,
    Diliniz,
    Dininizle bir tek siz kalın.
    Sonra birbirinizin yüzüne bakarak uzunn uzunnn...

    "O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler."
    "O Kürdü, o Ermeni'yi dövmeyecektik" diyerek"

    Servet Günay
  • Kürtçe
    Hêjîra çiyayî
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Delala çîyayî
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Nav gul û giyayî
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Nav gul û giyayî
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Bûk dilê zava ye
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Bûk dilê zava ye
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Hejîra me reşe
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Delala me reşe
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Bûk çendî keleşe
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Bûk çendî keleşe
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Zava yekî xweşe
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Zava yekî xweşe
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Hejîra latê ye
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Delala latê ye
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Ser bextê yarê ye
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Ser bextê yarê ye
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê

    Cizîr bin xetê ye
    Lêlêlê lêlê lêlê
    Cizîr bin xetê ye
    Darhejîrokê
    Xemrevînokê


    Türkçe
    Dağların inciri
    Lelele lele lele
    Dağların güzeli..
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    Güllerin içindesin,
    Lelele lele lele
    Güllerin içindesin..
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    Gelin, damadın yüreğidir..
    Lelele lele lele
    Gelin, damadın yüreğidir..
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    İncirimiz karadır
    Lelele lele lele
    Güzelimiz esmerdir..
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    Gelin güzel ve görkemlisin..
    Lelele lele lele
    Gelin güzel ve görkemlisin..
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    Damat keyiflidir..
    Lelele lele lele
    Damat keyiflidir..
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    Tanrının inciri
    Lelele lele lele
    Tanrının güzeli
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    Yarin bahtınadır
    Lelele lele lele
    Yarin bahtınadır
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..

    Cizre sınırın altındadır..
    Lelele lele lele
    Cizre sınırın altındadır..
    İncir ağacısın
    Gam götürensin..
    https://www.youtube.com/watch?v=LP2qdI4_1_c
  • "Önce Ermeniler gitsin,
    İstanbul'u İstanbul yapan değerleriyle;
    Dolmabahçe Sarayı'nı,
    Çırağan'ı,
    Kuleli'yi,
    Selimiye Kışlası'nı,
    Malta Köşkü'nü,
    Beyazıt Kulesi'ni,
    Dünyanın hayranlıkla bakakaldığı mimarilerini de alıp gitsinler.
    Giderken Ermeniler,
    Güllü Agop'u,
    Ara Güler'i,
    Mıgırdıç Magrosyan'ı,
    Onno Tunç'u,
    Garo Mafyan'ı,
    Adile Naşit'i,
    Cem Karaca'yı da unutmasınlar.
    İpek puşularını,
    Potinlerini,
    Nacarlarını,
    Vodistlerini,
    Çilingirlerini,
    Çömleklerini,
    Bakırlarını da alsınlar yanlarına Ermeniler.
    Topiği,
    Kuzu kapamayı,
    Çılbırı,
    Ciğer bohçasını da alsınlar...

    Kürtler de gitsin
    Kilimlerini, keçelerini,
    İlmek ilmek dokudukları halılarını denk edip gitsinler.
    Yaşar Kemal'i,
    Ahmet Kaya'yı,
    Yılmaz Güney'i,
    Ahmed Arif'i,
    Aynur Doğan'ı sakın unutmasınlar.
    Cigerxun'u,
    Ahmede Xani'yi,
    Mem u Zin'i,
    Balıklı Gölü,
    Aynzeliha'yı,
    Surları, burçları
    Deliloyu,
    Halayı,
    Çaçanayı,
    Şemameyi de yanlarına alsınlar.
    Zazalar da gitsin
    "Homa zanu kafır kamu" diyerek.

    Süryaniler de terk etsinler bu toprakları
    Telkariyi,
    Basmayı,
    Nahit ustalarını,
    Dokumalarını,
    Dayr-ul Zaferan'ı da alsınlar yanlarına.
    Ha, Coşkun Sabah'ı da unutmasınlar!

    Rumlar da gitsin
    Giderken cumbalı ahşap evlerini,
    Arnavut kaldırımlarını,
    Ve Selanik türkülerini,
    O güzelim Rum meyhanelerini,
    Rakılarını, mezelerini de alıp gitsinler Rumlar.

    Bulgarlar da gitsin
    Şarkılarını, türkülerini
    "Ayletme Beni"yi,
    "Arda Boyları"nı,
    Akıtmalarını,
    Börek, çörek, bozalarını,
    Komik aksanlarını,
    Naim Süleymanoğlu'nu,
    Sabahattin Ali'yi unutmasınlar.

    Çerkesler de terk etmeli bu toprakları
    Ama terk ederken
    Türkan Şoray'ı,
    Nazım Hikmet'i,
    İsterlerse Çerkes Etem'i de götürsünler.

    Lazlar;
    Fıkralarını,
    Takalarını,
    Horonu,
    Hamsiyi,
    Muhlamayı,
    Hatta Kazım Koyuncu'yu da götürsünler.

    Romanlar toplasınlar sazlarını, darbukalarını, çadırlarını
    Alıp gitsinler Neşet Ertaş'ı, Adnan Şenses'i
    Engin hoşgörülerini,
    Hamam sefalarını...
    O mozaiğin bütün renkleri gitsin
    Kalsın siyah-beyaz.
    O aşure kazanının bütün çeşitleri yok olsun
    Kaynasın o bulamaç.

    Kalın bir başınıza
    Bir dağ kadar sessiz
    Bir çöl kadar ıssız
    Bir bulut kadar ağlamaklı
    Bozkırın ortasında tek başına açan bir çiçek,
    Yapayalnız bir ağaç gibi...
    Irkınız,
    Diliniz,
    Dininizle bir tek siz kalın.
    Sonra birbirinizin yüzüne bakarak uzunn uzunnn...

    "O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler."
    "O Kürdü, o Ermeni'yi dövmeyecektik" diyerek"

    Servet GÜNAY.....