Ayşenur Cihanger Uysal

Ayşenur Cihanger Uysal
Günümüzde zulüm çok değişik kılıklarda kendini gösteriyor. Mesela bir insan, nefsini olduğundan çok daha büyük ve yukarıda görmeye başladığında, kendi nefsine zulmetmeye başlıyor. Bu defa hayattan ve kendinden beklentileri yükseliyor. Ancak o beklentilere ulaşamayınca da kendini hırpalıyor, suçluyor ve bu süreç depresyona kadar gidebiliyor. Oysa kendi nefsimize karşı gösterdiğimiz semahatta, kendimizi bütün hatalarımızla, eksiklerimizle, kusurlarımızla beraber görebilmemiz lazım.
Reklam
Cenâb-ı Allah bizi teselliden ayırmasın. Teselli eden dostlardan, hatıralardan, teselli lütfeden kitaplardan, deyişlerden, sözlerden, muhabbetlerden ayırmasın. Bizim esas itibariyle ilticamız ve talebimiz, ruhumuzun sükûnete, huzura, muhabbete olan ihtiyacıdır. Kalp ve ruh onu arar. Diğer nimetler ancak bu huzur olduğunda anlamlı hale gelir. Evlat da böyle, mal da ilim de hikmet de... Allah'ın (c.c.) lütfu, hidayeti, muhabbeti ve merhameti kalbe tecelli ettiğinde her şey anlam kazanır. Kaybettiklerimizin getirdiği üzüntüyü ve sıkıntıyı bile yine O'na sığınarak, O'ndan yardım isteyerek hafifletebiliriz. "Ya Rabbi, bu imtihanı bana verdin. Bilirim ki bu imtihandan başarıyla çıkmam gerekiyor. Ama gereken desteği, himmeti, bilgiyi ve güzelliği de bana lütfet." demeliyiz.
Nurettin Topçu, "En büyük özgürlük, mistiklerin özgürlüğüdür." diyordu. Çünkü onlar kendilerini sınırlamayı, hayır demeyi bilirler. Bu, iç özgürlüktür .İç özgürlüğü olmayan bir insanın dışsal özgürlüğünden bahsedilebilir mi? Sezai Karakoç'un ifadeleriyle söylersek, "İçindeki putları deviremeyen kimse dıştaki putların esiri olmaktan kurtulamaz."
10/10
·144 syf.·
2026 17. kitabı
M. Kemal Sayar
9.3/10 · 955 okunma
Shakespeare'in diyelim ki Judith' adlı, çok yetenekli bir kız kardeşi olsa ne olacağını hayal edeyim.. Diyelim ki, bu arada o çok yetenekli kız kardeşi evde oturdu. Bu kız kuvvetli bir hayal gücüne sahip olmasının yanı sıra maceraperestti de; dünyayı görmeye Shakespeare kadar hevesliydi. Fakat okula gönderilmedi. Bırakın Horatius ve Vergilius okumayı, mantık ve gramer öğrenme fırsatı bile olmadı. Arada sırada eline bir kitap, belki erkek kardeşinin kitaplarından birini alıp birkaç sayfa okuyordu. Fakat sonra ebeveyni başına dikilip, çorap dikmesini veya yahniyle ilgilenmesini, kitap ve gazete okuyup hayallere dalmamasını söylüyorlardı. Sert ama şefkatli konuşuyorlardı çünkü onlar kadınların hayatının nasıl olduğunu bilen değerli insanlardı ve kızlarını seviyorlardı - hatta o kız büyük olasılıkla babasının gözbebeğiydi.. Shakespeare'in zamanında bir kadın, Shakespeare' in dehasına sahip olsa hayat hikâyesi aşağı yukarı böyle olurdu sanırım..
Reklam