"Doğa size danışmaz; beğenmediğiniz, şahsi istekleriniz ona vız gelir. Tabiatı olduğu gibi, bütün sonuçlaryla kabul etmek zorundasınız. Duvar, duvardır..vs. vs." Şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boșu boşuna yırtınacak değilim, ama karșımda gücümün yetmediği bir taș duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam..."
Bu, küçülmenizi olanca șiddetiyle idrak etmenin verdiği zevktir; o kötü halinize rağmen başka türlü olamayacağını, tek bir kurtuluş çaresi bulunmadığını, artık değișemeyeceğinizi, hatta bunun için zamanınız, inancınız olsa bile kendinizin istemeyeceğinizi anlamanın zevkidir. Ayrıca değişmek isteseniz de fark etmezdi, zira sizin için başka yol kalmamıştır muhtemelen.. dolayısıyla hiçbir şeyi değiştiremeyeceğin gibi, yapacak bir şeyin de yoktur..."
" İyiyi, "güzel ve yüksek şeyleri" ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlere battım, sıkıştım kaldım içlerinde. Bundaki önemli nokta, bu halimin tesadüfi değil de, adeta kaçınılmaz bir nitelik taşımasıydı. Sanki bu hal bir hastalık bir düzensizlik değil benim doğal halimdi..."
İçimde her an bunların tam tersi bir sürü duygunun kaynaștığını hissederdim. Bunların içimde uğuldayıp durduğunu hissederdim. Bu duyguların ömrüm boyunca kaynaştığını, dışa taşmak için fırsat kolladıklarını biliyordum, fakat bırakmıyordum, bile bile bırakmıyordum..."