Güneşin ya da ölümün yüzüne doğrudan bakamazsınız ...
Françoşs de la Rochefoucauld a ait bu özdeyişten esinlenilerek koyulmuş kitap adı ölüm anksiyetesi üzerine yazışmış bir kitap. evrensel bir anksiyete olan ölüm endişesi insana dipsiz uçurumlardan düşmüş hissi yaratacak kadar kuvvetli ... kitapta ölüm fikriyle baş etmeye çalışan insanların terapileri hikayeleri var bu yüzden sevmedim çünkü bu defa kitap terapi hikayesi anlatmanın çok da ilerisine geçememiş belki de geçmenin pek mümkün olmayışındandır. Yazarın kendisi de yaşı itibariyle ölüme yakın hissediyor ölüm üzerine düşünüp taşındığı çok belli ama teskin edicilik yada içe su serpicilik falan yok bu kitapta öyle şeyler beklemeyin boşuna .
anlamlı bir yaşamla ölümle baş etmeye çalışmak, dinlere tutunarak ölümle baş etmeye çalışmak, bazen maddeler kullanarak ölüm anksiyetesinden kaçmak... ne bileyim herkesin yöntemi çok farklı ve hiç biri anlamsız değil... kolay da değil.. hatta kitapta haz peşinde koşmanın sürekli mutlu olmaya çalışmanın bile altında ölüm endişesinin yattığından bahsetmiş.
Ölümden öğreneceğimiz çok şey var gibi ama endişesi o kadar büyük ki değil ders almak , ölüme düşüncelerimizde bile yer vermeye çekiniyoruz ...
kitaba dair tek artı ölüm üzerine düşünmeye teşvik ediyor oluşu . ben sevmedim beklentisiz okusam belki severdim sanırım çok şey bekledim ama beklentilerimi karşılamadı.
insan ilişkilerimizin seyrini çocukluk yıllarımızdaki anne baba tutumumlarının oluşturduğundan bolca bahsederek insanları ana babasına düşman edebilecek bir kitaba da dönüşebilirdi ama hey hey bir dakka sen artık o küçük mağdur çocuk değilsin yetişkinsin bu durumdan kutulmak senin elinde deyip topu bize atıyor.. aslında doğru bir iletişim kurabilmenin hayatımızdaki bir çok sorunu yok edeceğini anlatıyor . çok severek okudun tavsiye ederim okuyun okutturun