Ayşe Nur

Kaderin cilvesine bakın. Tam kurtuldum derken Yusuf'un ba-şına gelene bakın. Karanlık bir kuyuda tek başına bırakılmış-sın, sonra birden yukarıdan bir kova sarkıyor. Bunu görünce büyük bir yaşama arzusuyla dolup taşıyor, seviniyorsun, kur-tulacaksın çünkü. Yukarı bir çıkıyorsun ki kuyu esaretinden sonra insan esareti bekliyor seni. Normalde öyle kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeki derin kuyuya sarkıtılan kova kur-tuluş alameti olur. Ama burada öyle olmuyor. Buradan şu ince hakikati anlıyoruz: Anlık sevindirici görünen haberler anında kötü bir habere dönüşebilir, sevincimiz kursa-ğımızda kalabilir. O yüzden olaylar ilk etapta sevindirse de üzse de olayları akıbetlerine göre yorumlamayı öğrenmemiz lazım
Reklam
Unutmamak gerekir ki Yusuf Aleyhisselâm'ın köyünden çok uzak bir diyarda, Mısır'da bir köle olarak karşımıza çıkması başlı başına sarsıcı bir durumdur. Uzun bir yolculuk sonunda ve köle olarak muamele gören bir çocuk kolayca hırpalanır, yıpranır, hatta ruhen çökerdi. Fakat Yusuf'un kısa sürede sa-raya ulaşıp değer görmesinden anlıyoruz ki Allah Teâlâ onu o çetin süreçte de korumuş, ona verdiği "Sen benim gözetimimdesin" vaadini her adımda gerçekleştirmiştir.
Bizi düşündüren bu ifade Fahreddin Razi'yi de düşündürmüş olmalı ki sabrın nasıl güzel olabileceğini o da sorgulamış ve birbirini tamamlayan üç madde sıralamış İmam Razi: Birincisi: Başımıza gelen her şey Allah'ın takdiridir. Kulun ka-der karşısında itiraz hakkı yoktur. İkincisi: Başımıza geleni Allah'a havale ederiz. O en hikmetli olan, en âdil olandır. Onun hükmünü sorgulamak bize düşmez. Üçüncüsü: Gereği gibi sabreden kimse için sabır, güzelliklere açılan bir kapıdır. O an acı verse de sabrın sonu selamettir. Nice güzellikler vardır ki ancak sabırla ulaşılır.
Ayetteki "سَوَّلَتْ" kelimesine yakından bakalım. Bu kelime "bir şeyi yaptırmak, bir şeye sürüklemek" anlamından ziyade "bir şeyi zihinde kolay hâle getirerek yapmak, zihinde meşrulaştı-rarak yapmak" anlamına gelir. Yani "İçinizdeki kin ve nefret öyle bir noktaya geldi ki şeytan bu duygularınızı kullanarak yaptığınız kötülüğü size kolay gösterdi. Normalde vicdanı ve imanı olan bir insanın, hele de kendi öz kardeşine, böyle bir şeyi yapması mümkün değil. Fakat nefis size bu acımasızlığı meşru ve yapılabilir gösterdi."
Ve bu sahnede şeytan işi timsah gözyaşları da eksik değildir. Babalarına ağlayarak gelirler. Bu gözyaşı hüznün değil, işledikleri vahşeti örtme çabasının eseridir. Suçuna kılıf arayan kişinin duygusal davranması gibi... Nasıl ki çocuk bir yaramazlık yaptığında, masum bir yüzle babasının öfkesini yumuşatmaya çalışırsa, onlar da yapay bir mahcubiyetle gelip Yakup Aleyhisselâm'ın kalbini yumuşatmayı ummuşlardır.
Reklam