Ayşe Nur

Yusuf Aleyhisselâm'ın "Zindan bana, onların benden yapmamı istedikleri şeyden daha sevimlidir" sözü, Kur'ân-ı Kerîm'de bir peygamberin ağzından çıkan en çarpıcı ifadelerden biridir. Çünkü burada sıradan bir insandan değil, güzelliğiyle meşhur, genç, bekar ve etrafı ülkenin en seçkin kadınlarıyla çevrili bir delikanlıdan söz ediyoruz. Üstelik içinde bulunduğu ortam resmî ve mesafeli bir meclis değildir Başta Züleyha olmak üzere bütün kadınlar, açık ya da örtülü biçimde kendilerini Yusuf Aleyhisselâm'a arz etmektedir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kendine değil Rabbine güvendi
"Yûsuf Allah'a yönelip şöyle yalvardı: "Rabbim! Zindan bana, onların benden yapmamı istedikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer sen onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, belki onlara meyleder ve câhillerden olurum." ... Ayete, Yusuf Aleyhisselâm'ın cevabına gelelim. Öncelikle şunu fark ederiz ki Yusuf Aleyhisselâm bu cevabında ne kadınları ne de Züleyha'yı muhatap alıyor. Her zamanki gibi doğrudan Rabbine yöneliyor. Bu, iman açısından son derece çarpıcı ve örnek alınması gereken bir duruştur. Züleyha'nın açık ve sonu zindana giden tehdidine rağmen, dönüp ona cevap vermeyi bile gerekli görmüyor. Çünkü onun meselesi tehdit edenle değil, her şeyi kuşatan Rabbiyledir. Ayetin deva-mındaki ifadelerden de bu tavrın sebebini açıkça anlayacağız. Ayette geçen "وَإِلَّا تَصْرِفْ عَنِّي yani "Eğer sen bunu benden uzaklaştırmazsan" ifadesi, Yusuf Aleyhisselâm'ın nefsine karşı en küçük bir riski bile almak istemediğini gösterir. O, kendine güvenerek konuşmaz. "Ben dayanırım, ben yapmam demez. Aksine, nefsinin zayıflığının son derece farkındadır. Daha önce de dikkat çektiğimiz gibi Yusuf Aleyhisselâm insan nefsini ne kadar kırılgan ve kalban olduğunu çok iyi bilmektedir. Bu yüzden kurtuluşu kendi iradesinde değil, Rabbisan sığınmakta arar.
Sayfa 206·Kitabı okuyor
Dolayısıyla Allah [cc] "Muttaki olun!" diye emrettiğinde, aslında "Benden korkun!” demiş olmaz. "Özgür iradenizle işle-me ihtimaliniz olan günahlardan sakınarak benim azabımla yüzleşmekten korkun ve buna göre önleminizi alın" demektir bu. Zaten takva kelimesi de "vikâye" kökünden gelir. Korumak, kendini muhafaza etmek anlamlarına gelir. Önceki derslerde de vurgulamıştık: Bahane uydurmaya en müsait, şartları itibarıyla en mazur görülebilecek kişi aslında Yusuf Aleyhisselâm'dı. Buna rağmen o, takvayı tercih etti ve işte bu yüzden Allah ona umulmadık bir kapı açtı.
Arapçada sırf "korku" duygusu havf kelimesiyle karşılanır. Takva ise korktuğun için kendini korumaya almak, kendini muhafaza altına almak demektir. Bunu, depremden korkup tedbir almak gibi düşünebiliriz. Sadece "korkuyo-rum" demek takva değildir, bu yalnızca duygusal bir korkudur. Takva, korkunun gereğini yerine getirip adım atmak, önlem almak, günahtan uzak durup Allah'ın gazabından kendini korumaktır
Buradan çok önemli bir hakikat çıkıyor: Hiçbir seçeneğin kal. madığında, önünde görünen tek seçenek ne kadar imkânsız ve saçma görünürse görünsün, elinden geleni yap ve o kapıya doğru koş. O anda sen kapının açılıp açılmamasından mesul değilsin, o anda sen o günahtan uzak durmak için o kilitli kapıya koşmakla mesulsün. Sen bunu yaparsan, Allah o kapıyı açar ve en beklemediğin şekilde sana çareyi sunar; Aziz'i karşına çıkarır. O anda ne Züleyha ne de Yusuf [as] Aziz'in bir anda ortaya çıkmasını bekliyordur. Kocasının yan odada veya yakınlarda olsa böyle riskli bir işe kalkışmaz Züleyha. Belki de Yusuf [as] hizmetçilere sesini duyurmak amacıyla koştu kapıya fakat Allah hepsinin efendisi olan Züleyha'nın kocasını denk getirdi.