Bir yerimden dumanlar çıkıyordu. Fazlaca iyiydim. Bunun acısı sonra çıkacak, kâinatın tüm yangın tarihleri bir araya gelip tek cilt olacaklar, kapakta da kendi külünden yeniden doğan, aldırma gönül kuşunun resmi yer alacaktı.
Ne olmuştu da, “Seninle dünyanın her yerine gelirim,” diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen’di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?
Çıt, çıt işte,” dedim. “Yani elbise çıt çıt’ı değil. Her şey iyi giderken konunun bir yerde boka sarması, kopması yani.”
“Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?” dedi. “Herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı.”
“Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku,” dedim.