İnsan oruçla öğrenmiştir, mülkiyet hakkının onu kullanabilme hakkını zorunlu olarak getirmediğini, yani öğrenmiştir insan, kendisinin sahip olduklarının aslında onun olmayıp, ona emanet edildiğini, dahası ancak ve ancak “O”nun izniyle kullanabileceğini…
Modernitenin en büyük silahı zihinlerimizi esir etmesinden başlıyor. Kendisi dışında hiçbir şey kabul etmiyor. Benim dışımda bir hayat tarzı düşleyemezsin diyor. Oysa her şeyin sahibi Allah’tır. Kulun rızık verirse yaşatır, vermezse yaşatmaz.
Büyük şey yoktur; küçük şeyleri büyük bir aşkla yapmak vardır. Bize bahşedilmiş olan, armağan edilmiş olan o gün batımını şevkle seyretmek vardır. İnsanın hayatında mutluluk kaynakları eksik değil, her an gözümüzün önünde bir mucize olup bitiyor; fakat biz ya onun bir mucize olduğunu idrakiyle yaşıyoruz ya da yaşayamıyoruz.
Hayat çok hızlı bir şekilde akıp gidiyor; dolayısıyla mevsimlerin, insanların, kelamın, bir sohbetin letafetini, torunumuzun gülüşündeki letafeti, evladımızın yüzündeki neşeli bir kıvrımı kaçırmamak lazım. Dikkati asıl olandan ayırmamak lazım; çünkü onlar bize sonsuzluktan bir esinti getiriyor. Öyle anlar var ki, bize ebediyeti hissettiriyor. Sevgi anlarında bunu hissediyoruz. Aslında o sevgi anlarında, büyük bir bütünün parçası olduğumuzu hissedebiliyoruz.