Aşk. Aşk bir çekirdek iken imanla o çekirdek kabuğunu kırıyor ve çekirdeğin içinden çıkıp baş kaldırıyordu bütün inkarlara. Aşkın tek inkarı inkarcılık değil miydi? Dağın, taşın, nebatın, hayvanatın sırtlanmadığı yükü insan aşk sayesinde kabul etmişti. Aşkın sahibine ve kudretine güvenip bu ağır yüke talip olmuştu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aşık olunca teslim olurdu insan. Aşık olunca insan dönüşür ve dönülmez yolda aslı ile ilerlerdi. Aşıklar bilirdi en iyi ölümü. Bilirdi bir Rabia gider, bin Meryem, bin Aişe bin Fatma gelirdi.
Ya İlahi!
Ya kalp huzuru ile namaz kılmayı nasip et ya da kalp huzuru ile kılamadığım, huzurunda kıvrandığım hallerimle namazını kabul et. Benim bu alemde arzum emelim seni yad ederek cemaline ermek. Beni böyle kabul buyur huzuruna.
Ya İlahi, senden seni diliyorum.
Bazen kulun kalbinin sebepsiz bir hüzün kaplar sanki dünyanın bütün kederi kalbinde birikmiş gibidir. Bir mânâ veremez bu kedere. Bilir misin bunun sebebi nedir? İnsanın öz vatanı olan cenneti özlemesi "Ruh Allah'ın emrindedir." ayetince kul hangi günaha bulaşırsa bulaşsın ruh daima ilk yaratılış anını özler asla unutmaz vaadini. Bu yüzden kul dünyada daima Rabbini özler işte o özlem bazen çok ağır basar ve keder hüzün olarak kalpte peyda olur. Kul bunun idrakinde olursa kalbinde biriken kederden şikayetçi olmaz asla. Sabırla dünya hayatının bitmesini bekler ve Rabb'ini özleyen ruha Rabbine ibadet ettirerek hasretine bir muştuyu fısıldar. İşte o muştunun adı ölümdür. Peygamberimiz (sav) "Dünya hiç vatanı olmayanların vatanı, hiç mülkü olmayanların mülküdür." buyurmuştur bizim vatanımız da mülkümüz de dünya değildi.