Rabiatü'l Adeviyye Hazretlerinin ömrünün nasıl "Hiçlik" makamına geldiğini anlatıyor. Hayatına aşık olup, aşığın da maşuğuna aşık oluşunu gözler önüne seriyor. Rabia, velilerdendi. Ariflerdendi. Genelde ariflerin erkek olduğu bilinirdi:
Bir veliye soruyorlar : "Abdal kaç tanedir diye? "
-"Kırk nefistir." der. Bu cevap karşısında neden kırk erkek demediniz de kırk nefis dediniz diye sorulunca Veli cevaben buyuruyor: " Çünkü onların arasında kadın da var" dedi. Hz. Rabia'nın bu kırk abdaldan olduğu rivayetler arasındaydı. Ömrünü Allah'a adayan ve ismini sonuna kadar yaşayan biriydi. Rabiatül Adeviyye Hazretlerine" Rabia'nın anlamı nedir diye sorulunca ismi veren babasının düşüncesini sonra kendi yorumunu şöyle belirtmişti :
-Kendi yorumu: Toprak, hava, su ve ateş dört anasır. İnsanın dört evresi. Dört kapı: Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat (Bu bölümlere kitapta yer verilmiş ve Rabia'nın evreleriyle birleştirilmiş) Erenlerin ilk dördü; dört cennet kadını, dört halife, dört büyük melek, üç kızının dördüncüsü. Sırrı babasının dörtte bulduğunu hep düşünmüş. Ama Rabia'yı neden rabiaya işret etmişti bulamamıştı.
-Babasının düşüncesi: Rabia dördüncüdür ama bir öz manası daha var dedi. "Rabia, vaktin en kısa parçasıdır. Yani andır. Anda kal, andan ayrılma, ana hakim ol, anın içinde ol." demişti.
* Dediğim gibi ömrünü adı gibi geçirmişti. Anı rabbine kalarak geçirmiş, Rabbinden ayrılmamış, Rabbinin rızasının hep içinde olmuş.
Yoksul bir ailede doğup büyüyen Rabia, gittiği her yere bolluk getirirdi. Kim Rabbiyle olunca, Rabbi ona neyi vermedi? Hayatında zorluk çekti ama Rabbiyle olan neyin acısını hissederdi ki? Zaten denmemişydi Rabiaya:
- "Üzülme Rabia, hesap günü semadan Allah'a yakın olanların arasında yer alanların gözleri sana dönecek. Sana bakıp senin yerinde olmayı