Benliği Öldür ki Hakikat Doğsun
Aslında "ben, sen, o" diye ayrışmış bir benlik yoktur. Yaşanan, yaşanmış olan ve yaşanacak olan her şey; o büyük, kutsal enerjinin maddesel boyutta kendi coşkunluğunu deneyimlediği devasa bir tiyatrodur. Bizler ise bu ilahi oyunun hem oyuncusu hem de izleyicisiyiz.
"Ben" sandığımız o ego, aslında hakikate giden yoldaki en büyük engelimizdir. Benlik perdesi aradan çekildiğinde, hakikat tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar. İşte o zaman kendimizin farkına varırız; işte o zaman sonsuz bir huzur ve pozitif bir yaşam başlar.
Sen, seni bul ki mutlu olasın. Aradığını yerde ya da gökte değil, kendi gönül hanende ara. Ne isteyeceksen gönlünden iste; kapı elbet açılacaktır, emin ol.
Yani; öldür benliğini ki, çıksın ortaya hakikat.
İnsan, evrendeki o sonsuz ve görkemli bütünün maddesel boyuttaki yeryüzü aynasıdır. Kişi, dış dünyadaki gürültüyü susturup kendiyle gerçek anlamda tanıştığında, aslında içindeki o ilahi sevgiyle yüzleşir.
Bu büyük yüzleşme, insanın yaşamının merkezine "kendi özünü" koymasını sağlar. Kendinden beslenmeyi öğrenen bir ruh; aşk, iş veya sosyal yaşam gibi gündelik durumlarda artık bir başkasının ilgisine veya sevgisine bağımlı kalmaz. Başkasından gelen sevgiyi bir "ihtiyaç" olarak değil, hayatın sunduğu zarif bir "hediye" olarak kabul eder.