... Çırpınıyoruz o tekdüzelikten kurtulalım diye, şöyle yapabilsem, böyle edebilsem diyoruz. Ama bakıyoruz ki o hülyalar da hep birbirine benziyor. Öyle bir tekdüzeliğe sallanıyoruz ki ondan düşlerimizde, hülyalarımızda dahi kurtulamıyoruz. Her gün o hayat, her gün o hayaller, her gün o umutlar. Sanki yaşamıyoruz, bir yere kakılmış, kımıldamadan orada duruyoruz. Ancak ölüme doğru gidiyoruz... O değil, ölüm bize doğru geliyor, daha doğrusu hayat bizden bıkıyor, onu her gün bir örnek olmaktan kurtaramadığımıza kızıyor, silkiniyor bizden, atıyor bizi.
Kışın uzun, karanlık gecerinde kendimizi avutmak için bin türlü işler, bin türlü eğlenceler uydururuz, eşe dosta: "Bırakmayın, unutmayın bizi, bu uzun geceler yalnızlık içinde bir türlü bitmiyor," deriz. Baharda, yazın böyle şeylere başvurur muyuz? O uzun, ışıklı günler, kısacık geceler, yalnızları da ürkütmez, aydınlık insanoğlunun tabii iklimidir.