Peygamber'in şairi Hassân b. Sâbit'ten rivayet olunur ki:"Ben sekiz yaşında idim. Bilirim ki, bir gün sabahleyin Medine'de bir Yahudi diğer Yahudilere haykırıp bu gece Ahmed'in yıldızı doğdu dedi. Sonra hesab ettim. Mevlid-i Muhammedî gecesine muvafık düştü."
Ebrehe Abdül-Muttalib'e niçin geldiğini sorar, o da develerinin ve Kureyş'ten yağma olarak alınan diğer malların iadesini istediğini söyler. Bunu üzerine Ebrehe:
-Ben sandım ki, Kâ'be'yi yıkmayayım diye niyaza geldin, sen ise develerinin derdinde imişsin, der.
Abdül-Muttalib Ebrehe'ye şöyle cevap verir:
-Ben develerin sahibiyim ve onları istiyorum. Kâ'be'nin sahibi var, Onu O korur!
Abdül-Muttalib evlatlarından birini Allah'a nezretmişti. Bunun için kura çekti. Kura Abdullah'a isabet etti. Abdül-Muttalib, nezrini ifa etmek üzere Abdullah'ın yerine yüz deve kurban etmiştir. Onun için Resûl-i Ekrem: "Ben iki kurban edilenin oğluyum." derdi. Hazreti İsmail ile babası Abdullah'ı kasdederdi.
Yanında küçük bir çocukla Mekke'ye girerken Muttalib'i görenler, Şeybe'yi onun kölesi zannettiler ve:"Acaba Muttalib'in kölesi mi ki?" dediler. Muttalib'in kölesi, Arapçada "Abdül-Muttalib" şeklinde söylenir. İşte böylece Şeybe'nin adı, Abdül-Muttalib kaldı ve göbek adı olan Şeybe ismi unutuldu gitti.