şule uzundere, Kamelyalı Kadın'ı inceledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · 37 günde · Beğendi · 10/10 puan

“Bana kalırsa, bir dil ancak iyice öğrenildikten sonra konuşulabildiği gibi, roman kahramanları da insanlar iyice incelendikten sonra yaratılabilirler.”

Kitabımız bu cümleyle başlıyor. En güzel roman başlangıçlarından biri sayılabilir.

Dünya edebiyatında iki Alexandre Dumas var. Biri baba diğeri oğul. Baba olan Monte Kristo Kontu, Üç Silahşörler gibi macera kitapları yazmış. Oğlun en bilinen eseri Kamelyalı Kadın.

Kitabı ne zaman okuduğumuz ve okurken hangi ruh halinde olduğumuz kitabı beğenip beğenmememizi direkt olarak etkiliyor. Bunu hep bilirdim de Kamelyalı Kadın’da bir kez daha anladım.

Kitabın klasik Türk filmlerine benzer bir konusu var. İyi aile çocuğu, utangaç erkek; kötü yola düşmüş, arsız kadına âşık oluyor. Kadın başlangıçta adamla alay etse de zamanla onu seviyor. Peki, toplum ve şartlar çiftimizin mutlu olmasına izin verecek mi? Bunu da kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz.

Konusu hiçbir orijinallik barındırmayan bu romantik kitabı üslubundan mı yoksa dediğim gibi uygun zamanda uygun ruh haliyle okuduğumdan mı bilmem kitabı çok sevdim. Akşam saatlerinde başladım ve elimden bırakamayıp gece bitirdim. Bir film izliyormuş gibi okudum kitabı ya da tanıdığım birinin aşk macerasını dinliyormuş gibi. Kitap beni içine çekti ve olacakların hepsini tahmin etmeme rağmen elimden bırakamadan okudum.

Klasiklere mesafeli olanlara özellikle öneriyorum Kamelyalı Kadın’ı. Klasiklere hoş ve hafif bir başlangıç için ideal bir kitap. Romantizm sevenler de kaçırmamalı.

Hasan Duman, bir alıntı ekledi.
Dün 12:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Onların geldikleri yerlerin kadınlarını ve topraklarını tanımak istiyorum,” dedi oğul bunun üzerine.”Çünkü hiçbiri bizimle kalmıyorlar burada” “Ama bu insanların cepleri para dolu,” dedi baba.”Bizim burda, yalnızca çobanlar başka yerleri görebilirler.” “Öyleyse, ben de çoban olacağım.”

Simyacı, Paulo CoelhoSimyacı, Paulo Coelho
Gültekin Özdemir, Kırmızı Saçlı Kadın'ı inceledi.
 Dün 05:14 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Romanın karakterleri çalıntıdır değildir kullanılan teknikler şudur budur vs edebi tartışmalara katılacak donanıma sahip değilim ancak sembolik mantıkla kullanılan herşey hoşuma gider. Biyoloji felsefe şiir.. Romanın kurgusunun biri batıdan biri doğudan iki ayrı efsane ile sembolik mantıkla yapılması beni çok etkiledi. Romanın kahramanları Oidipus ve sührap hikayesinin benzerini günümüzde yaşıyorlar. Oidipus gerçek annesi ile ilişkiye girerken romanda Cem babasının sevgilisiyle ilişkiye giriyor herhalde yazar toplumsal hassasiyeti göz önünde tutmuş. Efsanede baba ve oğul farklı milletler adına savaşırken romanda çatışma halindeki farklı siyasi kampta yer almışlar. Buna benzer birçok sembolik yaklaşım çok güzel. Ayrıca kaybolan bir meslek kuyuculuk hakkında ince ayrıntılara bilgi paylaşılmış olması da çok hoş. Sosyolojik bir çok tahlil ise tarafsız, çok yerinde ve doğru gözlemlerle kullanılmış. Radikal solcuların feodal kültür etkisinde kalması, islamcıların rant ekonomisi ile ilişkisi gibi.

Nisanur KUBAT, Kuşlar Yasına Gider'i inceledi.
 Dün 00:15 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kuşlar yasına gider kitabı, bir baba-oğul mücadelesini anlatıyor. İçinize işleyen bir kitabın yanı sıra, merhametle biçilen bir üslupla yazılmış sanki. Toptaş,romanda başkahramanın gidip geldiği o yolculuklara türküler de eşlik ediyor. Bu çok hoşuma gitti. Ve o Ankarayı sanki ben de içinde yaşamış gibi hissettim. O kadar derin etkiledi beni. Tabi ölümleri, beyaz bir At'ı yansıtarak göstermesi tüylerimi ürpertti. Ve toptaş, toplumu o kadar iyi yansıtmış ki, toplumun neyi neyden çıkaracağını çok iyi biliyor. Okumayan çok şey kaçırır. Zira, "Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır."

Neyzen Tevfik, Babalar ve Oğullar'ı inceledi.
23 May 21:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle belirtmeliyim ki tam puan vermemin nedeni-ki genelde yapmam- karakterlerde kendimi bulabilmem ve onların yerine kendimi koyabilmem, onlarla bütünleşebilmemdir.

Adından da anlaşılacağı üzere iki baba ve iki oğul bulunmakta hikayede. Bazarov ve Arkadiy, Vasiliy ve Nikolay. Görünen aksine, babalar ve oğullar başka karakterleri de ayrıca kapsar, ama biz uzatmamak için buradan devam edelim. Oğulların(Bazarov ve Arkadiy) hayata bakışları birlik içinde: Nihilizm. Bunun hayata yansıması ve yansı(ya)maması olaylara, konuşmalara oldukça güzel yedirilmiş. Babaların oğullarıyla ilişkilerinin ne kadar farklı olabileceği tek resimde anlatılmış. Kitabın son bölümlerinde düğümlerin çözülmesiyle edebi bakımdan eser, kanımca, zirveye ulaşmıştır.

Habibe, Dünyadan Aşağı'ı inceledi.
 22 May 19:08 · Kitabı okudu · 2 günde · 6/10 puan

Arkadaşımın şiddetli tavsiyesi üzerine alıp okuduğum ilk Gaye Boralıoğlu kitabı. Kitap sürprizlerle dolu bir sona doğru sıkmadan akıp gidiyor. Bolca soru soruyor, sorgulatıyor. Bir cehennem düşüncesidir ki hiç yakasını bırakmıyor zaten baş karakterimiz Hilmi Aydın'ın. Ve kapanmayan yaralarla dolu bir baba oğul ilişkisinin bir hayatın akışını nasıl değiştirebileceğini seyrediyoruz nasıl savurabilecegini ordan oraya. 'Bir çocuğu kemiren ya bir babadır ya da yokluğu' Nasıl sevmeyi bilmiyoruz onu vuruyor yüzümüze. Her şeye rağmen bir babayı sevme ve bir baba tarafından sevilme isteğinin feryadı diyebiliriz belki bu kitap için.

Halil Furkan Özkan, İslâm Ahlâkı'ı inceledi.
22 May 17:56 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İslâm dîninin güzel ahlâkına ulaşmak için kurtulmak gereken 40 kötü ahlak ve bunlardan kurtulma çarelerinin anlatıldığı bu kitâpta aynı zamanda 'Mızraklı İlmihâl' diye bilinen Muhammed bin Kutbüddîn İznîki Hazretleri'nin kitâbı esas alınarak yazılan Îmân ve ibâdet bilgilerini içeren "Cennet Yolu İlmihâli" bulunmaktadır.

İslâm Ahlâkı kitâbı üç kısımdan meydâna gelmiştir.

Birinci kısım; 'İslâm ahlâkı' kısmıdır. Alî bin Emrullah ve Muhammed Hâdimi Hazretleri'nin kitâplarından hâzırlanmıştır. Kötü ahlâk ve bundan kurtulma çâreleri, 40 tane kötü ahlâk ve tedâvî yolları, ahlâk ilminin fâideleri, neye yaradığı, rûh nedir, rûhun kuvvetleri, hikmet, şeca’at, iffet ve adâletden doğan huylar geniş olarak anlatılmaktadır.

İkinci kısım; Cennet Yolu İlmihâli'dir. Muhammed bin Kutbüddîn İznîkinin 'Mızraklı İlmihâl' kitâbı esâs olarak hâzırlanmıştır. Îmânın altı şartı, küfre sebeb olan husûslar, islâmın beş şartı, ellidört farz, büyük günâhlar, Evlenmenin edebleri, Ölüme hâzırlık konularını anlatan bir ilmihâl kitâbıdır.

Üçüncü kısım; 'Ey oğul ilmihâli' dir. Osmânlı Devleti âlimlerinden Süleymân bin Ceza’ hazretleri, Hanefî mezhebi âlimlerinin kitâplarını esâs olarak hâzırlamıştır. İbâdetler, îmân, Ana-baba hakkı, Sıla-ı rahm, Yime-içme adâbı, Hakîki müslümân nasıl olur konuları ile, ayrıca sonunda, Muhammed Ma’sûm-ı Fârûkî hazretlerinin rûhlara gıda olan onbir mektûb tercemesi vardır.

ecitah, Adaları Seven Adam'ı inceledi.
 22 May 16:53 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 7/10 puan

ADALARI SEVEN ADAM
Kalabalıkları sevmeyen, insanlardan uzak olmayı tercih eden, hatta kendi varlığını bile rahatsız edici bulan bir adam... Kendi köşesine, sadece ona ait olan bir köşeye çekilmeyi uzun zamandır bekliyor, ve sonunda bir gün istediğine ulaşıyor. Fakat bu ulaşım pek de onun beklediği gibi gitmiyor ne yazık ki. Hayaller bazen hayalken daha güzeldir, ya da bu bey gibi kendimizi çok kaptırmamamız gerekir.

Kendi kişiliğini yansıttığı için adaları bu kadar çok seviyor galiba kahramanımız. Tabi ki her değişen adayla birlikte kendini keşfediyor, daha karanlık, dünyadan daha kopmak isteyen bir benlik. Adaların değişimi karakterimizin de ve hatta bizim bile içimize ayna olabilir.

DOKUNDUN BANA
Babaların kızlarına sahip olduğu, erkek evladın her şey olduğu zamanlar...
Bir çömlekçi ailesini konu alıyor hikayemiz. Mr. Rockley ölüm döşeğinde 3 kız 1 üvey evlat sahibi bir babadır. Vakti dolmak üzeredir ve tüm mal varlığını dul olan 2 kızına eşit paylaştırır. Fakat uzun süre ortalarda gözükmeyen üvey evlat Hadrian'ın gelmesi her şeyi değiştirir.

Oğul babanın aklını çeler, belki de sadece kızının mutluğunu düşünür - ona sormadan!) ne komik.

İnsanların birbirleriyle para için evlenmeleri, çocuklarını satmaları ne acı bir olay. Hala daha oluyor ki şu zamana kadar kendimizi ne kadar değiştirebildik acaba? İnsanlar tuhaf; elbetteki anne baba (insan olanlar) evlatlarının iyiliğini, mutluluğunu düşünürler. Fakat sırf ebeveyn olmaları çocukları üstünden hak idda etmeleri ve onları zorunlu bir yola sokmaları doğru değil.
Sırf eli eline değdi diye ayıplanıp zorla evlendirilen insanlar da ayrı bir konu. Yine burada da bir kadın sahiplenmesi. Gerçekten acı olaylar ve bunların günümüzde hala yaşanıyor olması daha da bir acı.

SALLANAN AT BİRİNCİSİ
Para talihtir. Hikayenin özü. Para her şey olduğu gibi talihtir de. Ve tabi toplumumuzda görülen sosyal yapıda olduğu gibi yine paranın nasıl geldiğini, kazanıldığını bilip umursamadan hep harcayan, daha da harcayan bir anne var. Oğlu Paul, bilinmez bir şekilde tüm at yarış sonuçlarını bilir ve para kazanmaya başlar. Hiç yetmemiş, yetmeyen ve yetmeyecek olan zalim para!

Hayatımızın böylesine maddiyata çevrilmesi ve buna da bizim izin verişimiz tuhaf. Siyaseti, eğitimi, toplumu, insanları yöneten yegane şey. Garip.

Kitap da genel olarak hoşuma gitti diyebilirim. Cümleler, anlatım gayet akıcı ve hoştu. Tavsiye edilir efendim, iyi okumalar.

İlhan Bardakçı KUDÜS'TE BİR ONBAŞI
"Yıllar önceydi, sene 1972. O zamanlar genç bir gazeteciydim. Türkiye’den bazı siyasiler ve iş adamları İsrail’e resmi ziyarette bulunuyorlardı. Biz de gelişmeleri izlemek için oradaydık. Bir sıcak mayıs akşamıydı. Her ziyarette olduğu gibi sıradan bir işti anlayacağınız.

 Ziyaretin dördüncü günü bize tarihi ve turistik yerleri gezdirmeye başladılar, kafile olarak Mescid-i Aksa’ya vardık. Heyecanlanmıştım asırlık merdivenlerden yukarı çıkarken. Üstteki avluya ‘on iki bin şamdanlı avlu’ diyorlar. Yavuz Sultan Selim Han, Kudüs’e gelince bu avluda on iki bin şamdan mum yaktırmış. Koca Osmanlı ordusu yatsı namazını o mumların ışığında kılmış, adı oradan geliyor. 

Avlunun kenarında biri dikkatimi çekti. Doksan yaşlarında bir adam… Üzerinde kendinden daha yaşlı bir asker üniforması; her yanı yama içinde, hatta bazı yamaların bile tekrar yamanmış olduğu bir elbise... Asırlık ağaçların gövdesindeki halkalar misali yamaları yaşını göstermeye çalışıyordu sanki. 
Orada ayakta bekliyordu, sırtına zorla yapıştırılmış gibi duran hafif kamburu da olmasa dimdik duracaktı. İki metreye yakın boyu ile yaşlıydı ama bir o kadar da vakur. Şaşırmıştım. 

‘Acaba bu adam bu sıcakta güneş altında neden dikilip duruyor’ dedim içimden. Bizi gezdiren rehbere sordum; ‘Ben kendimi bildim bileli her gün buraya gelir. Akşama kadar bekler. Ne kimseyi dinler, ne de kimseyle konuşur. Sadece bekler, delinin teki herhalde.’ dedi. Bu yaşta bu sıcakta sebepsiz beklemeyeceğini biliyordum. Bembeyaz sakalının hafif titremesi rüzgardan mıydı, senelerin bedene yüklediği ağır yükten mi bilemedim. Kafasında eski bir kalpak, sanki kanatlanıp gidecek bir kumru misali bekliyordu. 

Konuşmakla konuşmamak arasında kararsız kaldım. Yanına yaklaştığımı fark etti, ama kımıldamadı. ‘Selamün aleyküm baba.’ dedim. Başını biraz bana doğru çevirdi, durakladı ve çatallanmış titrek bir sesle “Aleyküm selam oğul.” dedi. ‘Hayırdır baba sen kimsin, burada ne yapıyorsun?’ dedim. “Ben...” dedi titreyen bir sesle. “Ben, Osmanlı Ordusu, Yirminci Kolordu, Otuz Altıncı Tabur, Sekizinci Bölük, On Birinci Ağır Makineli Tüfek Takımı Komutanı Onbaşı Hasan’ım.” Sesinde titreme kalmamıştı. Genç bir askerin tekmil vermesi gibi tekrarladı: “Ben Iğdırlı Onbaşı Hasan’ım. Bizim bölük Cihan Harbi’nde Kanal Cephesi’nden İngiliz’e saldırdı. Cânım ordu Kanal’da yenildi. Artık geri çekilmek elzem idi. Ecdat yadigârı topraklar bir bir elden gidiyordu. İngiliz, sonra Kudüs’e dayandı, şehri işgal etti. Biz de Kudüs’te artçı bölük olarak bırakıldık.” dedi.

Osmanlılar, İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde mübarek belde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakır. Eskiden bir kenti ele geçiren devlet, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmazmış. Zaten İngilizler de Kudüs’ü işgal ettikleri zaman halk çok tepki göstermesin diye küçük bir Osmanlı birliğinin şehirde kalmasını istemişler.

Sonra anlatmayı sürdürdü: “Bizim artçı bölük elli üç neferdi. Mütarekeden (Mondros Ateşkesi) sonra ordunun terhis edildiği haberi geldi. Başımızda kolağamız (yüzbaşı) vardı. ‘Aslanlarım, devletimiz müşkül vaziyettedir. Şanlı ordumuzu terhis ediyorlar, beni İstanbul’a çağırıyorlar. Gitmem gerek, gitmezsem mütareke emrini çiğnemiş, emre itaatsizlik etmiş olurum. İçinizden isteyen memleketine avdet edebilir, ama beni dinlerseniz sizden tek isteğim var: Kudüs bize Sultan Selim Han Hazretleri’nin yadigârıdır. Siz burada nöbeti sürdürün. Sonra halk ‘Osmanlı da gitti, bundan sonra bizim halimiz nice olur!’ demesin. Fahri Kâinat Efendimiz’in ilk kıblesini Osmanlı da terk ederse gâvura bayramdır. Siz, İslam’ın şerefini, Osmanlı’nın şanını ayaklar altına aldırmayın.’ dedi. 
Bölüğümüz Kudüs’te kaldı. Sonra upuzun yıllar bir anda bitiverdi. Bölükteki kardeşler teker teker Cenab-ı Hakk’ın rahmetine kavuştu. Düşman değil de yıllar biçti geçti bizi. Bir ben kaldım buralarda. Bir ben, koca Kudüs’te bir Onbaşı Hasan.” dedi. 
Alnından akan ter, gözyaşına karışıyor, kırış kırış olmuş yüzünde kendi yol bulup akıyordu. Konuşmaya devam etti: “Sana bir emanet var oğul, nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?” dedi. ‘Elbette’ dedim. Sanki Türkiye’ye haber göndermek için birini bekliyordu. “Anadolu’ya vardığında yolun Tokat sancağına düşerse Mescid-i Aksa’ya beni nöbetçi bırakıp burayı bana emanet eden kolağam Mustafa Kumandanımın yanına git. Ellerinden benim için öp ve de ki: ‘Kudüs’ü bekleyen 11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan o günden bu yana bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Nöbetini terk etmedi, tekmili tamamdır hayır dualarınızı beklemektedir kumandanım.’ de.” ‘Tamam’, dedim. Bir yandan gözyaşlarımı gizlemeye, öte yandan dediklerini not almaya çalışıyordum.

Nasırlı ellerine sarıldım sonra öptüm öptüm. ‘Allah’a emanet ol baba’ dedim. “Sağ olasın oğul. Bizim için dünya gözü ile o mübarek Anadolu’yu görmek mümkün değil. Var sen selam götür tanıdık tanımadık herkese.” dedi. Kafileye geri döndüm, sanki bütün tarihimiz kitaplardan canlanmış da karşıma çıkmıştı. Rehbere durumu anlattım, inanamadı. Adresimi verdim, bu askeri takip etmesini, bir şey olursa bana mutlaka haber etmesini istedim. 

Türkiye’ye gelince verdiğim sözü yerine getirmek için Tokat’a gittim. Askerî kayıtlardan Kolağası Mustafa Efendi’nin izini buldum. Vefat edeli yıllar olmuştu. Sözümü yerine getirememiştim. Ardından seneler birbirini kovaladı. 1982’de bir gün ajansa geldiğimde bir telgrafım olduğunu söylediler. Rehberden gelen bir tek cümle yazılıydı: “Mescid-i Aksa’yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.” "

Ferit Demirbağ, Kuşlar Yasına Gider'i inceledi.
 21 May 17:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hasan ali toptaş bildiğimiz üslubunun dışında kaleme aldığı bir eser.babasını kaybetmenin korkusunu sürekli yaşayan bir erkek evladın gözünden bakmış olaya ve çok içli biçimde işlemiş.bitince boğazımın düğümlendiğini hissettim.bu arada türkülerden bahsederek kültürümüzden kesitlerde sunmayı ihmal etmemiş.kültürümüzdeki baba ve oğul ilişkisini çok iyi anlatmış.baba ve evlat içten sever de söyleyemez ya! O misal.