Mert Eviz, bir alıntı ekledi.
 18 Kas 22:52 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kızarmış patatesin, pilavın, makarnanın, böreğin ve hatta gerekirse ekmeğin yanında pekâlâ ekmek yiyebilirdi.

Baba ve Piç, Elif ŞafakBaba ve Piç, Elif Şafak
Mert Eviz, bir alıntı ekledi.
18 Kas 22:47 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Hayatta başarmak için yeteneğin ya da sebebin yoksa uğraşma boşuna, bir şey olmakla yetin. Sahip o

Baba ve Piç, Elif ŞafakBaba ve Piç, Elif Şafak
Mert Eviz, bir alıntı ekledi.
18 Kas 22:47 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Keşke güzelliğin o kadar da arzulanan bir şey olmadığını anlatabilseydi ona. Güzelliğin sadece en yanlış erkekleri çeken bir mıknatıs olduğunu ona söyleyebilseydi.

Baba ve Piç, Elif ŞafakBaba ve Piç, Elif Şafak
Mert Eviz, Baba ve Piç'i inceledi.
18 Kas 22:45 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Elif Şafak'ın Baba ve Piç adlı kitabını okudunuz mu? Okuyun. Üzerine çok yazıldığı için çok kısadan söyleyeceğim: Farklı katmanları, farklı okumaları, farklı çağrışımları keşfetmek için okuyun. Türkçenin sonsuz zenginliğini, Elif Şafak'ın dil oyunlarını, dille oynamasını, dili uçurmasını, cinsiyetçiliğe meydan okuyan dil "hınzırlıklarını" keşfedip, tadını çıkarmak için okuyun. Unutmak, anımsamak, anılar, suskunluklar, sırlar ve gerçekler, isyanlar ve boyun eğmeler, kaçışlar ve arayışlar üzerine, bizi bize anlatan enfes bir roman olduğu için okuyun. Zeynep Oral, Cumhuriyet Canlı ve eğlenceli. Bu muhteşem roman beni alıp uzaklara götürdü. Geri döndüğümde ise beni başka bir gerçeklik bekliyordu. Alan Cheuse, Chicago Tribune Cesur ve güzel... Kitapta pek çok karakter olmasına rağmen, bu karakterler arasında en etkileyici olanı Kazancı ailesinin kadın reislerinden biri değil, belki de İstanbul'un kendisi. John Freeman, Star Tribune Şafak güçlü kadın karakterler yaratma konusunda çok hünerli, ayrıca İstanbul'a ilişkin canlı tasvirler pek çok kişiyi şehre çekecek türden. Şafak'ın karakterleri kitabı bitirdikten sonra bile insanın zihnini terk etmiyor.

Eurus Pandora, bir alıntı ekledi.
11 Kas 11:46

- Bu açıdan bakınca, yağmurda hüzün gibi birşey galiba: İlk başta aman bana ilişmesin diye didinir sakınırsın, emniyetli ve kuru kalmak için elinden geleni yaparsın, ama baktın ki olmuyor, baktın ki yağıyor üzerine dört bir koldan, gark olursun ta dibine kadar ve bir kez bu kadar battın mı içine, ha bir damla eksik ha bir damla fazla ne farkeder. Yağmur da hüzün gibi bir şey, yakalandın mı bir kez, azı çoğu yok artık. Olsa olsa "kuru kalabilenler" ve "sağanaktan nasibini alanlar" var.

Baba ve Piç, Elif ŞafakBaba ve Piç, Elif Şafak

Resul
Ben Resul, yanımdaki de sevgilim Zeyno. Onun yanındakilerden biri benim kardeşim, diğeri de Zeyno`nun. Böyle işte benim çekirdek ailem; en çok travestilerce seviliyoruz ve erken büyümenin acısını, birbirimize kol kanat gererek dindiriyoruz…
Zeyno, bana “Çirkin Kral” diyor, ben ona “Türkücü Kontes”. Çok güzel türkü söylüyor kontesim; hele Gesi Bağları`na bir başladı mı, iyi ki aşığım bu kıza” diyorum!
Kardeşim Aslıhan`da kalp yetmezliği var, Zeyno`nun kardeşi Esra`ysa astım hastası. Benim bir hastalığım yok, Beşiktaş kazandığında sevinç çığlıkları atmak dışında! Türkücü Kontes de çok iyi; bir de türkü söylerken gözleri dolmasa…
Aslıhan ve Esra birbiriyle kardeş oldu; ben ve Zeyno`ysa, babave annesiyiz onların. Evet, iki kız çocuğumuz var; ölmeyeceğimize söz verdik ikisine de, çok korkuyorlar öleceğiz diye…
Başka kardeşlerimiz de var bizim, öz kardeşlerimiz. Mesela benim dört kardeşim daha var, Zeyno`nunsa üç kardeşi daha. Memleketlerimizden Ankara`ya gelirken, tek bir kardeşimizi alabildik yanımıza. Hasta kardeşlerimizi seçtik, buradaki hastanelerde belki daha iyi bakılırlar diye.
Ben Kürt`üm, Zeyno Çingene. “Ne halt etmeye geldiniz Ankara`ya?” diyeceksiniz. Ben baba dayağından kaçtım ve kaçarken yanıma en kıymetlimi, hasta kardeşimi aldım. Zeyno`nunsa, dilenmeyi reddetmek gibi bir hakkı vardı ve Ankara`ya gelirken, astımı olan kardeşini oralarda ablasız koyamazdı…
Burada, maaşı dolgun, sigortalı bir işte çalışmıyoruz elbette; ben simit satıyorum, Zeyno midyeler için pilav pişiriyor. “Nasıl tanıştınız?” diye soracak olursanız; itilip kakılanlar, hor görülenler, Ankara`da birbirlerini gözlerinden tanıyor…
Demet`te kalıyoruz. “Demet kim?” diye soracaksınız; Ankara`da bir semt adı, Demetevler. Dört odalı bir hanedeyiz; bir odada Suriyeliler kalıyor, bir odada Türkmenler. Bir odada travestiler kalırken, en küçük odadaysa, ben ve meleklerim kalıyoruz.
Hepimiz çekmişiz, hepimiz yaralı; dil problemi yok aramızda mültecilerle, banyo ve lavabo problemi var. Kız kardeşlerimizi, -kızlarımızı- kendimiz yıkıyoruz Zeyno`yla on günde bir ve onlar durulanırken, alelacele kendimiz yıkanıyoruz. Travesti büyüklerimizce aramızı soracaksınız belki de; “siz yenisiniz burada, biz sahip çıkacağız size” deyip oda kiramızı ödüyorlar ve üstelik cebimize harçlık koyuyorlar. Ben “abi” diyorum onlara, Zeyno ise “abla”. Kardeşlerimizse, bazen “abi”, bazen “abla” diye hitap ediyorlar; travestilerse, gülümseyip, hepimizi bağırlarına basıyorlar…
Babam beni çok döverdi; canım acırdı dayak yerken, ama ağlamazdım. Bütün kardeşlerimi döverdi babam, Aslıhan`ı bile. Bir gün dedim ki ona, “Aslıhan`a vurma bari, hasta o!” “Sana mı soracağım ulan şerefsiz!” dedi ve yine yaktı canımı… İşte o anda karar verdim kaçmaya. Annem üzülürdü babamın bize yaptığı fenalıklara, bir şey gelmezdi elinden. Anneme de çok çektiriyordu babam, ona da vuruyordu hep. Dedim anneme bir gece, “ben gideceğim Aslıhan`ı da alıp” dedim. Bakakaldı yüzüme öylece. Demedi bir şey. Tek bileziği vardı; onu tutuşturdu elime ve babam uyurken, babamın pantolonunun cebinden aldığı parayı.
Zeyno da çok çekmiş babasından. Yirmi liralık bir kota koymuş babası günlük. Dilenip, günde en az yirmi lira toplayacak; toplayamazsa fena, canı çok yanacak… Televizyonda seyretmiş birkaç Yılmaz Güney filmi. Ben de seviyorum o adamı; o da bizi seviyor, biliyorum. Çirkin Kral, filmlerinde ve kitaplarında değil yalnızca, Ankara`nın varoşlarında, mesela Demet`te yaşıyor. Çirkin Kral`ı oldum Zeyno`nun; “sen güzelsin, ben çirkinim” dediğimde, “senin krallığın yeter bana, başka ne isterim ki” diyor…
Ben on dördümdeyim, Zeyno on üçünde. Kardeşlerimiz yaşıt, dokuzunda ikisi de. “Bu yaşta nasıl sevgili olunur, nasıl aşık olunur?” diye düşüneceksiniz. Görüyoruz sizin aşklarınızı oysa; ruhlarınızdaki bencilliği, kibri, aşklarınızdaki sevgisizliği, hoyratlığı, her şeyi görüyoruz…
Eski kitaplar satan bir kitapçıya girdik Zeyno`yla bir gün. Dedim, “param yok benim, bir şiir kitabı verir misin, sevgilime şiir okumak istiyorum” dedim. Gülümsedi kitapçı, oturttu bizi, çay ısmarladı. Bir Can Yücel kitabı verdi bana. “Daha önce hiç şiir okudun mu sevgiline?” dedi, “ilk kez okuyacağım” dedim. “İlk şiirini burada oku sevgiline, dilersen çıkabilirim” dedi. “Çıkma” dedim, “şahit ol şiir okuyuşuma Zeyno`ya. “ Rastgele bir sayfa açtım kitaptan; önce şiire, sonra Zeyno`nun gözlerine, sonra yine şiire baktım hayranlıkla…
belkim bir kertenkeleydim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında annemin…
çatal matal kaç çataldım kim bilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim…
Boğazım düğüm düğüm oldu, okuyamadım gerisini. Gözleri doldu Zeyno`nun. “Bir güzelin çirkinisin Resul” dedi bana, “çirkinlerin en güzelisin Resul” dedi, “benim Çirkin Kral`ımsın ” dedi… Bazen kardeşlerimizi de alıp o kitapçıya gidiyoruz ailecek. Kızılderili masalları, Can Yücel şiirleri ve Sofi`nin Dünyası`nı okuyoruz…
Ben Resul, yanımdaki de Zeyno. Neler öğrendik hayattan biliyor musunuz? Babalarımız bize eziyet ederken, kardeşlerimize nasıl baba olunur, nasıl annelik yapılır, onu öğrendik. Yan odamızda, gecenin bir vakti, dilini bilmediğimiz mülteci bir kadının, yavrularını uyutmak için söylediği ninnilere kederlenip, o ninnilerle uyumayı öğrendik. Travestilerin, bizi sarıp sarmaladıklarındaki mutluluğumuzu duyumsayıp, iki gözü iki çeşme ağladıklarında, can`a nasıl kıymet verilir, onu öğrendik. Emeğin ne güzel bir şey olduğunu öğrendik; simit satarken, midyelere pilav doldururken ve birbirimizin üzerine titrerkenki emeğimizin…
Bir keresinde Zeyno`nun annesini gördüm rüyamda ve Edirne`deki kardeşlerini. Zeyno, benim annemi birçok kez görüyor rüyasında ve Ardahan`daki kardeşlerimi. Birkaç fotoğrafımız var annemiz ve kardeşlerimizle çekildiğimiz. Birbirimize özlemlerimizi anlatıyoruz fotoğrafları okşayarak usulca; anne kokusu, kardeş kokusuna karışıyor özlemlerimizde sessizce…
Siz bizi görmezden geliyorsunuz; ama biz sizin gözlerinizin içine bakıyoruz. Samimiyetsizlikten başka bir şey yok gözlerinizde; “samimiyet” diyorum, mesela sıcacık bir akşam simidini bir sokak köpeğiyle bölüşmek… Bölüşebiliyorum samimiyetle, en güzel samimiyet bölüşmektir; oysa her biriniz ne kadar da iyi niyetli, duyarlı ve farklısınız değil mi…
Melekleriyle yaşayan on dördümde bir adamım. “Resul`un Melekleri “ diyorum, -Zeyno, Aslıhan ve Esra- ; size başka nasıl tarif edeyim ki kendimi…
/1000Kitap Oku'dan Alıntı

Her aşkın sonu mutlu bitmez, bazı aşkların diyeti kandır
Metin sefanın asker arkadaşıydı aynı durakta taksi şoförlüğü yapıyordular duraklarının karşısında bayan kuaförü vardı ve sevgi burada çalışan kızlardan biriydi
Metin sevgiye tutulmuştu daha ilk gördüğü günden itibaren aşık olmuştu fakat bu aşkı kendinden başka kimseye söyleyemedi
Günler birbirini kovalarken sefa metine aksam konuşalım kardeşim işten sonra hem yemek yeriz hem bir konuşmam gerek seninle
Metin tabiki akşam görüşürüz kardeşim deyip müşteriye gitti
Akşam buluştu iki arkadaş
Metin sordu kardeşine
-evet kardeşim anlat bakalım
Sefa söze nasıl başlayacağını bilemedi önce sonra sevgi var ya dedi kuaförde çalışan
- ee ne olmuş sevgiye
- abi ben o kıza çok fena aşık oldum
Metin ne diyeceğini bilemedi donakaldı çünkü en sevdiği arkadaşı ile aynı kıza aşık olmuştu ama artık çok geçti zaten söyleyememişti artık hiç söyleyemezdi de
- biz iki gündür konuşuyoruz sanırım aradığım kadını yani eşim olacak kadını buldum
Sevginin kimi kimsesi yoktu sefa ile ortak yanları ikisi de yetimhanede büyümüşler yaşları dolunca ayrılıp kendi hayatlarını itam ediyorlardı zaten birbirlerine de böyle yaklaşmış kaderdaş olmuşlardı birbirlerinden başka kimseleri yoktu
Metin belli etmeden çok sevindim kardeşim Mevla’m hayırlı etsin inşallah dedi ve muhabbeti böylelikle noktalamış oldu yani araya girmeyi bırak metin tamamen teslim olmuştu bu duruma nasip dedi ve konuyu kendi içinde kapattı
Bir kaç gün sonra son model bir araba kuaförün önüne park etti içinden iri yarı bir adam ve çirkin suratlı bir adam çıkıp kuaföre daldı
Çirkin suratlı adamın işlettiği barın gözde konsomatristi içlerdeydi ve zorla çıkarmaya çalışıyordu
Sevgi duruma müdahale etmek istedi çirkin suratlı bu mendebur adama bağırdı çirkin dışarı polis çağıracağım yoksa
Çirkin suratlı adam kadını adamına doğru itip tut şunu dendikten sonra sevgiye yaklaştı
Sende fena değilsin haaa istersen sende gel benimle çok para kazanırsın ne dersin
Bu iğrenç teklif sonrasında sevgi çığlık attı metin sefa ve iki taksici daha kuaföre daldı ne oluyor diye
Çirkin suratlı adam tehditkâr bir şekilde sevgiye seninle görüşeceğiz ufaklık dedi
Sefa atıldı kimsin lan sen ne görüşeceksin diye arbede başladı kavgayı diğer dükkândan gelenler ayırdı
Çirkin suratlı adam kapıdan çıkarken görürsün seni alacağım diye bağırdı
Sefa ve metini zapt etmek hayli zordu ama çirkin suratlı adam istediğini almak için mutlaka geri gelecekti adamlarından birine emri verdi bu kızı takibe alın
- tamam abi
Bir kaç gün sonra bir müşteriyi bırakıyordu barın birinin önüne burası oldukça lüks biriydi tam adam inerken çirkin suratlı adamı gördü on metre ilerisinde arabadan indi o kadında onun yanındaydı kapıdakiler saygı hürmet gösterip içeri aldılar
Metin arabadan inip kapıdaki adamlara yaklaştı
-pardon bir şey sorabilir miyim? Bu içeri giren adam kimdi
Ne yapacaksın yok geçen benim taksiye bindi buranın adresini verdi is teklif etti bu yanında ki ablayı sanırım evden alıp buraya buradan alıp eve götürmek için bu yüzden gelirsen yardımcı olurum sana dedi bende kimden yardım istiyorum kime çalışacağım bilmek istedim yoksa benim ne işim olabilir ki
Kapıdaki yalaka iri yarı çam yarması gibi adam başladı anlatmaya bu bölgenin abisidir yani mafya bu adama yanlış yapmak demek ölmek demektir eğer işe baslarsan sen sen ol sakın hata etme
Kapıdaki adamı hem böbürlene böbürlene abisini anlatıyor hem anlattıkça kabarıyordu
metin anlayacağını anlamıştı oradan ayrılıp mahalleye geldi direk sevginin evinin önünden geçerken siyah bir araba fark etti içinde bir adam oturuyordu herhâlde öylesine biridir diye umursamadı açıkçası eve gidip yattı
Sabah kalktığında hala araba ve adam oradaydı bunda bir iş var kesin diye içinden geçirdi haksız da değildi
Durağa gitti sefa daha yeni geliyordu bir şey söylemedi birazdan sevgi gelip dükkanı açtı aynı araba şimdi gelip elli metre ileriye park etti metin durumu anladı bu adam o çirkin suratlının adamıydı
Sefaya belli etmedi ama durumu anlatmak zorundaydı kardeşim hadi biraz konuşalım çay içelim ne dersin sefa olur dedi kalktılar bir çay bahçesine gidip oturdular metin durumu olduğu gibi anlattı ve tek çare sizin buradan kaçmanız dedi son olarak
Sefa şaşkındı ama mecburdu da sevgiye bir şey olmasından korkuyordu bu yüzden kabul etti
Hemen sevgiye telefon edip kıza durumu olduğu gibi anlattı kız kaçmayı mecburen kabul etti
Metin adamı oyalayacak sefa kızı alıp kaçacaktı
Birazdan durağa geçtiler plan hazırdı
Metin adamın yanına gitti
- selamün aleyküm kardeş araba kaç model satılık mi jantlar yenimi soru yağmuruna tuttu adam birine cevap verse üçüne vermiyordu gözü sevginin dükkanındaydı
Metin arabanın yanında dolaşıyor sorularına devam ediyordu
O ara kız dükkandan hızlıca çıktı sefanın arabasına atladı adam hamle yaptı ama metin adamın üstüne atlayıp boğuşmaya başladı
- ulan size kız kaptırır mıyım diye bağıra bağıra boğuşuyordu kısa süre içinde sefa ve sevgi gözden kayboldu
Metini ve adamı komşular gelip birbirinden ayırdı
Adam arabaya bindi neye bulaştığını bilmiyorsun bittin sen diye tehdit savurup gaza bastı
Metin gece iş bitiminde eve girerken kafasında bir ağırlık hissetti olduğu yere yığıldı.



Metin gözlerini açtığında karanlık bir odanın içindeydi ölüm sessizliği sarmıştı her yanını elleri oturduğu sandalyenin arkasına bağlıydı ayakları sandalyenin bacaklarına ağzı kapalıydı kan dolu burnundan zorla nefes alabiliyordu ayakları buz kesmişti ayak parmaklarını hissetmiyordu bedeni çıplaktı belki sadece mahremini örtecek kadar kapalıydı nefesi titriyor ve içinden imdat çığlıkları sessiz birer nida gibi göğüs kafesinde yankılanıyordu bir çok uzvunun hissini yitirse de şuuru bilinci açıktı
Buraya nasıl geldim Allahlım yardım et diye içinden dualar ediyordu
Kaç saattir burada olduğunu bilmiyordu annesi Züleyha hanımı babası Rüstem beyi ve küçük kardeşi nazlıyı merak ediyordu acaba onlara da ulaştı mı bu deyyuslar diye öfkeyle mırıldandı
Kurtulmak için sandalyesini sendeletse de başaramadı ve hareket ettikçe plastik kelepçenin kenarları bileklerini daha çok incitiyordu boğulan bir adamın feryadı gibi soluk bir bağırtı yankılandı boş odanın yada deponun buz kesmiş duvarlarında
Kısa süreli bir sinir krizi geçirdi gücünün kurtulmaya yetmemesi bu lanet yerden kurtulamama kaygısı bütün sinirlerini alt üst etmeye yetmişti daha fazla göz yaşlarını tutumayıp özgür bıraktı
Kendini ve ruhunu dinlendirmesi gerekiyordu bunun için güzel anıları hatırlamak en güzel çıkış kapısıydı
Vücudunun bir çok yerinde ağrıları vardı bu ağrıların bazıları öyle şiddetliydi ki dayanılmaz acılar içinde metini kıvrandırıyordu bunlardan kurtulmam gerek en azından biraz olsun unuturum niyetiyle eski günleri güzel günleri anımsamaya başladı
Henüz çocukken izinsiz girdiği bahçeleri hatırladı önce bahçe sahibinin onları nasıl kovaladığı kaçarken düştüğü fosseptik çukurunda nasıl debelendiğini hatırlayınca acı acı kahkaha attı kendine
Sonra okulda arkadaşları ile aldıkları bir paket sigarayı saklayacak yer bulamayınca damakları hissizleşinceye kadar içip bitirdiklerini hatırladı
Sonra ilk aşkını aslında bu acı vericiydi ve kapanan yaralarının yeniden kanaması gibiydi bunun çocukça ve saçma bir fikir olduğunu kabullenip bu kısmı atlıyor
Sonra askere giderken alkış tutan en büyük asker bizim asker sloganlarına karışmış kendini hatırladı güzel heyecanlı bir gündü bu ufak bir kaza olmuştu konvoyda aracın biri otoyolda raks edercesine giderken başka bir araca toslamış olsa da o gün güzeldi
Askerliğini hatırladı ilk günden son güne kadar çıktığı görevleri aldığı cezaları karıştığı bir kavgadan dolayı her yanı simsiyah olana kadar sırtında taşıdığı kömürleri hatırladı
Sonra dönüşünü annesine babasına heyecanla hasretle sarıldığı günü o askerdeyken doğan küçük nazlıyı hatırladı
O ara demir kapının gıcırdamasını duydu pür dikkat kesilip sesleri dinlemeye başladı yankılanan ayak sesleri adım adım yaklaşıyordu heyecanı hat Safhadaydı çıkmış tutsak olmanın acı vahameti karşısında çaresizce bekliyordu
Karanlığın içinden tok bir ses yükseldi açın ağzını
Arkadaşın olacak o piç nerede sevgiyi nereye sakladınız
Metin nefesini toplamaya çalışıyordu saatlerdir ağzındaki bezin düğümü ağzını uyuşturmuştu güçlükle konuşuyordu
-arkadaşım kimsesiz olabilir ama piç değil burada bir piç varsa oda muhtemel ki sen ve adamlardan başkası değil
Suratına inen bir yumrukla sandalyeyle beraber sağ tarafa doğru savrulup düştü yumruğun ve düşünce başını beton zemine çarpmasına dayalı kısa süreli bir bilinç kaybına uğradı dev gibi iki el tutup kaldırdı yerden metin kendine gelmeye çalışıyordu
Yüreği ve bütün varlığı çirkinliğin en dibine vurmuş bu namert ses tekrar ediyordu
-Neredeler söyle yoksa buradan çıkman muhtemel bile değil seni öyle
-bilmiyorum bilsem de o masum çocukları sana nasıl teslim edeceğimi düşünüyorsun ahmak herif
Devam edemeden bir yumruk daha patlıyor metinin suratına ve yine kan revan yerde
- ben biliyorum seni nasıl konuşturacağımı piç oğlu piç. Alın şu mendeburun babasını içeriye açın gözlerini
Emri uygulayan devasa boyuttaki haydut kılıklı herif metinin gözlerini açtı
Uzun zamandır kapalı olan gözleri hiçbir şey görmüyordu bir kaç dakika sonra metinin babası Rüstem beyin sesi duyuldu
-iyiminsin oğlum ağlayan inleyen bir babanın feryadıydı bu
-- iyiyim baba şükürler olsun iyiyim
-evladım ne oluyor burada kim bu adamlar bizi niye getirdiler buraya kötü bir şey mi yaptın sen
-hayır baba müsterih ol senin başını önüne eğecek hiçbir şey yapmadım
-evladım niye buradayız öyleyse kim bu kılıksız adamlar
Çirkin suratlı çirkin yürekli adam o pis sesiyle gürledi
-oğlun olacak bu hergele ile arkadaşı piç sefa bir kız kaçırdı sefa ve kız ortalarda yok eğer oğlun konuşmazsa ilk seni öldüreceğim hadi söyle yavrucuğuna da seni kurtarsın
Metine dönüp pis pis sırıtarak metin babanı kurtarmayacak mısın hadi söyle nerede olduklarını babanı anneni ve nazlıyı al git buradan söz bir şey yapmayacağım
Bu kelimeleri sıralarken kıllı çirkin suratı hain gülümsemelerle metine bakıyordu
-evladım biliyorsan söyle de gidelim buradan hadi oğlum annen ve kardeşin diğer odada yaşlı babanı anneni kardeşini düşün
-metin ağlamaya başlamıştı babacığına acı acı bakıyordu
Yemin ediyorum ki bilmiyorum baba bırak babamı aşağılık herif bırak bırak diye. metin inliyordu dev gibi adam Rüstem beye öyle bir yumruk indirdi ki Rüstem bey muhtemelen yere fırladığını bile anlayamadan bayılmıştı
Metin öyle feryat etti ki baba diye bütün odanın duvarları metinin sesine eşlik edip baba diye haykırıyordu.
Çirkin adam emri verdi kaldır şu yaşlı bunağı
- konuş lan şerefsiz konuş babanı hiç mi sevmiyorsun adamın senin yüzünden düştüğü hale bak sen nasıl bir evlatsın hayırsız piç
Metin çırpınıyordu ama nafile kurtaramıyordu ellerini ayaklarını
- ..... çocuğu ..... çocuğuuu diye metin ciğerlerini yırtarcasına kadar bağırıyordu
Çirkin surat belindeki tabancayı çekip Rüstem beye üç el ateş etti
Rüstem bey bir dakika kadar çırpınarak ruhunu teslim ederken gözleri oğlu metine bakıyordu
Metin şoka girmiş neye uğradığını şaşırmış öylece baka kaldı nefesi tutuldu sesi kısıldı yok oldu resmen
Çirkin surat yeni bir emir verdi
- kaldırın şu vadesi buraya kadar olan mendeburu annesini getirin
Metin ne yapacağını ne diyeceğini bilmiyordu babasının ayaklarından iki kişi tutup odanın karanlık köşesine çektiler sürükleyerek
Metin karanlıkta babası kaybolana kadar izledi hala kendinde değildi babası dünyası her şeyi yıkıldı aklı bulanıktı bildiği ne varsa unutmuştu kolları ayakları başı her yeri uyuşmuş gücünü tamamen yitirmişti
Az sonra annesini içeriye aldılar annesi Züleyha hanımı kollarından sürükleyerek getirip sandalyeye az önce babasının oturduğu yere oturttular
Annesi metinim diye feryat etti oğlunu görünce ama omuzlarında ki iki büyük el yüzünden kalkamadı kadıncağız.
Metin annem özür dilerim annem seni kurtaracak kadar bir şey bilmiyorum vallahi bilmiyorum yalvarıyorum bırakın annemi Allah rızası için annemi bırakın bilmiyorum bilmiyorum diye inliyordu
Çirkin suratlı adam Züleyha hanımın kulağına doğru eğilip
- sen nasıl bir annesin şu yetiştirdiğin çocuğa bak az önce babasının ölümüne sebep oldu şimdi senin ölümüne sebep olacak ama merak etme ben cezasını vereceğim sen sakin ol ben çok bir şey istemiyorum
Sesini güreştirerek şu yavşak oğluna söyle kızın yerini söylesin diye bağırdı.
Züleyha hanım korkarak evladım ne diyor bir adam baban nerede sen mi öldürdün babanı ne diyor bu adam
Metinin dünyası kararmış kısık sesiyle hayır anne babamı sadakatim ve dürüstlüğüm öldürdü bu adam öldürdü anne babamı öldürdü derken hüngür hüngür ağlıyordu
Şimdi Züleyha hanımda ağlamaya başlamıştı
- evladım söyle değer miydi bunca şeye ne olur söyle kurtar bizi anacığı yalvarıyordu resmen oğluna
Metin yemin ediyordu vallahi bilmiyorum anne bilsem söylemez miyim babam öldü sen buradasın kardeşim burada bilsem söylemem mi
Çirkin surat atıldı lafa
Bak oğlum söyle nerde olduklarını yoksa annenin de sonu baban gibi olacak inat etme lan yemişim dostluğunu arkadaşlığını annenden babandan daha mı kıymetli o piç söyle kurtulun hadi
Metin yalvarıyor yeminler ediyordu kafayı kıza takmış çirkin surat tatmin olmuyor daha çok baskı uyguluyordu metinden bir şey çıkamayınca tek el ateş sesi odayı hüzne boğmuştu
Züleyha hanım sandalyeden yere yuvarlanıp oracıkta kaldı
Metin anne diye feryat etti ki artık sesi çıkmıyordu bile bağırmaktan sesi kısılmıştı kolu kanadı kırıldı daha fazla dayanamayıp bayıldı
Çirkin surat emri verdi ayıltın şunu kaldırın su kadını yerden ulan bir inat uğruna iki kişiyi mort ettik iyimi bastı kahkahayı
Metinin kafasına serpilen su ile kendine gelmişti
- Allah belanı versin Allah seni kahretsin vicdansız köpek diye inliyor ve ekliyordu beni öldürseydin keşke onların ne günahı vardı zalim zulümkâr Allah belanı versin diye ağlıyordu
Çirkin surat yeniden konuşmaya başladı ulan şerefsiz suçlu ben miyim ben öldürmedim senin zavallı anneni babanı sen öldürdün sen, senin inadın öldürdü
Ama merak etme birazdan acılarına son vereceğim annene babana kavuşacaksın ha nazlıyı merak etme o artık benim benden aldığınızın karşılığında kardeşini senden alıyorum açıkçası bu alışverişi sevdim
Metinin kanı donmuştu bu domuz herifin söyledikleri karşısında
- vur ulan .... çocuğu vur bilsem de artık söylemem canın cehenneme senin diye küfürleri sıralarken çirkin surat tabancasında kalan 10 mermiyi metinin vücuduna rast gele boşalttı
Zavallı metin vücudu delik-deşik bir hâlde sandalyenin üzerinde kalmıştı gözleri annesine doğru ışığını usulca kaybetti.
Geber piç geber diye gürledikten sonra adamlarına emri verdi bunların leşini yakın bunlardan geriye toz bile kalmasın.
Son emri verip çıktı nazlının yanına gidip yüzündeki vahşeti gizleyerek artık sen benimlesin sevgi dedi
-hayır benim adım nazlı
Çirkin surat anneni babanı ağabeyini kaybettik trafik kazası geçirdiler onlar artık yoklar anladın mı artık sen ve ben varız biz ikimiz hadi şimdi sana yeni elbiseler alalım bu kötü günü unutalım gitsin ne dersin
Nazlı ağlıyordu annesine babasına ağabeyine kimsesi kalmamıştı nereye kime gideceğini bilmiyordu korkuyordu ve bu adamla gitmesi gerektiğini çocuk bile olsa idrak edebilmişti yaşlı gözlerini koluna sile sile çirkin suratlı bu adamın elini tuttu ve usulca yürüyüp gecenin karanlığında uzaklaştılar oradan....

Semavi

Üç Renk, Pinhan'ı inceledi.
23 Eki 20:00 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Öncelikle incelememe kitabın yani Pinhan'ın kelime anlamıyla başlamak istiyorum, Pinhan; gizli, saklı, gizlenmiş demek.
Beklentilerimi karşılamayan bir kitap oldu.. Süslü cümleler, ağdalı ve yorucu tasvirlerden dolayı kitaba son sayfasına kadar ısınamadım desem yeridir.
Kitap doğuştan çift cinsiyetli bir dervişin hayat hikayesi ve bu hikayenin etrafında şekillenen diğer karakterlerin hayatıyla birleştirilen uzun bir masalı andırıyor.. Tasavvuf üzerinden şiirler, deyişler,  alıntılarla bezenmiş oldukça uzun bir masal hem de.. Aslında yazarın kitaba çok emek verdiği zengin hayal gücünün dikkat çekmesinden belli ama yine de özellikle vurgulamak isterim ki kitaba adapte olmakta çok zorlandım..
Ayrıca bir de Elif Şafak'ın cinlere karşı özel bir ilgisi var sanırım.  Çünkü Pinhan, Baba ve Piç, Siyah Süt gibi okuduğum kitaplarında cinleri olan karakterler işlenmiş. Son olarak bu kitapta da yazarın tarzını yansıtan ilginçlikler var: Çift cinsiyetlilik, üç memeli kadınlar, yarısı insan yarısı hayvan olan yaratıklar, cüceler, cinler...

Nurullah Stc, bir alıntı ekledi.
21 Eki 12:33 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Hayatta başarmak için yeteneğin ya da sebebin yoksa uğraşma boşuna, bir şey olmakla yetin. Sahip olma, sadece ol!

Baba ve Piç, Elif Şafak (Baba ve piç)Baba ve Piç, Elif Şafak (Baba ve piç)