Depresyon kara bir köpek gibi mobilyaların arasında dolaşıyor, çekmecelerin içine, Elif’in minicik çoraplarının arasına saklanıyor, saklandığı yerden birden fırlıyor, üstüme atlıyor, paçama yapışıyor, beni karanlık köşesine doğru çekip duruyordu. O karanlık yerde kimse yoktu. Ne Elif ne Mehmet. Sadece ben ve kara köpek vardık.
Çocuklar sağlam bir zemin arıyordu büyümek için. Dünyanın tekinsiz halleri karşısında yanlarında durunca kendilerini emin ellerde hissettikleri birini. Onları bırakmayacak, onlara “Merak etme, ben buradayım” diyecek biri. Gönülsüz ebeveynlik bir çocuğun başına gelebilecek en fena şeydi.
Başka biri olduğunu kendime bile ilk kez o zaman söylemişim. Elini bile tutmamışım Salih’in. Daha konuşmamışız. “Biz neyiz, ne yapıyoruz?” diye. Ama Mehmet biliyor. Mehmet, beni biliyor çünkü.
Sümüklü bir oğlan gelip gül satmak istiyor bize.
…
“Ver,” diyor, “ hepsini ver, ama evine git sonra, dolanma buralarda daha, hadi!”
Gülleri alınca çocuğun eve gideceğini sanıyor. Bir evi olduğunu sanıyor. İyi bir Mehmet.