Körler yelken yapabilir. Diğer duyularını kullanarak becerirler bunu. Kör olmayanlar, ama rüzgâr göremeyen bizler, duyularımızı kullanmayı öğrenerek daha iyi yelken yapabiliriz. Yelken sporunun anahtarı budur.
Ben, rüzgârın yönünü ve şiddetini, ensemde hissettiğim rüzgârla anlamaya çalışırım. Genellikle önemli bir yarış öncesinde saçlarımı uzatırım. Sonra yarış günü kısacık kestiririm. Bu ensemin hassasiyetini daha da artırır.
1946’da, dokuz yaşındayken babam bana, San Diego Körfezi’nde terk edilmiş halde bulduğu 3 metrelik yelkenli bir sandal vermişti. O kadar berbat bir haldeydi ki, yalnızca bir çocuk onu sevebilirdi. Ben de sevdim. Eskiden başka çocuklar en sevdikleri basketbol eldivenleriyle uyurken ben yamalı ve kirli yelkenlerle uyurdum. Yelkenli sandalı kullanmama, liman içinde dolaşmama birkaç beden büyük bir canyeleğini giymem koşuluyla izin vardı. Bu doğruydu çünkü yüzme bilmiyordum, hâlâ da bilmem.