• ** Sen gelince dört yanım bahar ,
    Gülüşün kır çiçeği, yüzün güneştir bana...
  • Sigara içmiyorum. Ama Şarap dozun da..🍷💖
    SİZ SİGARA İÇTİKÇE, SİGARA SİZİ YİYECEK

    Tarık Akan'ın sigara yüzünden ölüme sürüklenmiş olması, aklıma sigaradan ölen kimi edebiyatçılarımızı getirdi. Sigarayı çok sevenleri... Bütün fotoğraflarında sigara içiyor olanları...
    Fazıl Hüsnü Dağlarca içkiciydi ama sigara içmezdi. Subaylığında kendisine bedava verilen sigaraları, arkadaşı Cahit Sıtkı'ya götürdüğünü anlatmıştı bir keresinde.
    Yetmişli yılların ilk yarısında yitirdiğimiz Kemal Tahir, vaktiyle çok sigara içenlerden biriymiş. Akciğerlerinden ameliyat geçirince artık yasaklanmıştı doğal olarak. Ama üstat sigarayı çok özlermiş. Hulki Aktunç, onu tahrik etmemek için yanında sigara içilmediğini söylerdi.
    Necatigil Hoca da, sigarasız fotoğraf vermeyenlerdendi! Üstadın bu tutkusu, yaşamdan erken ayrılmasına neden olacaktı.
    Metin Eloğlu da sigara tutkusunun bedelini yaşamıyla ödeyen ağabeylerimizden biri oldu, ne yazık!
    Salah Birsel, yaşlılık günlerine kadar içtiği sigaranın Bostancı'dan Uludağ'a kadar uzandığını hesaplayınca dehşete kapılmış ve son yıllarında bırakmıştı.
    Atilla Özkırımlı da günde iki paketin altına düşmeyen sigara kurbanlarından biri oldu!
    Muzaffer Buyrukçu, Birinci sigarasının tutsağıydı adeta! Akciğerlerine zarar verinceye dek sürdürdü bu kör tutkuyu. Yeleğinin cebinden paketini çıkarıp bir sigara yakışı şimdi gibi gözlerimin önünde.
    Şükran Kurdadul yasemin ağızlıkla içerdi Bafra sigarasını ki, ağaç zehrini emsin... Tabii kâr etmedi! Hekimler yasaklayınca, nice özlemini duysa da, içemedi. Kadıköy vapurunun güvertesinde, yanında sigara içen arkadaşına şöyle diyecekti bir gün: "Dumanını bana doğru üflesene! Kokusunu özlemişim..."
    Karikatürist Ferruh Doğan'ın erken vedasının altında da sigara alışkanlığı yatıyordu diye anımsıyorum.
    Cemal Süreya, sigarasını vaktinde söndürmesini bilenlerdendi. Günlüğünün bir yerinde şöyle yazar: "Sigaraya geç başladım. İçkiden de sonra. İlk sigarayı otuz iki yaşımda içtim... Ama başladıktan bir ay sonra günde iki pakete yükselttim. Birkaç kez de bıraktım. İlki, üç yıl sürdü. Öbürleri üç günle iki ay arasında başarısız deneyler. O üç yıllık deney benim için çok önemli. Bir iki aylığına sigarayı her zaman bırakabilirim. İşi yıllara vurmaya gelince orada başka bir durum ortaya çıkıyor. Sigara bir değer olarak kalıyor sizde. Aradan on yıl da geçse hiç içmemiş duruma gelemiyorsunuz. Başlangıçtaki o zararlı fazlalık, bu kez de sayrılı bir eksiklik duygusuna dönüşüyor. Bırakma mücadelesinin tersi bir mücadele bu. Üstelik yeniden başlamada bir sağlık söz konusu değildir. Hiç değilse o kadar ağır basmaz. Boğazınızda kurumasını özlediğiniz bir ıslaklık vardır.
    "Çok sigara içen kişinin tek işi vardır: Sigara içmek!"
    Cemal Süreya'nın sigara türlerini nitelemesi de tam ona özgü bir hoşlukta:
    "Yolculuk sigarası, Yeni Harman. Zehrini güzelce ve harbi öngören Bafra. Siyasal içerikli Birinci. Henüz on yedisinde Bahar. Döklüm döşek Yenice. Güllüm kuşak Gelincik. Kozmopolit ve kentsoylu Hisar. Ürkünç Kulüp. Serin Çamlıca. Gömleğinin manşeti bir karış Sipahi. Dut ağacı Maltepe. Hayın Samsun." (Samsun'da bir gönderme olduğu kesin!)
    Üstat adeta sigara üzerine küçük bir deneme yazmış o gün. Yazı uzayıp gidiyor. Ama bunca sözü boşuna söylemiyor elbet: Sonunda, "Pislik bu!" diyerek, sigarayı bırakmak gerektiğine kendini inandırıyor...
    Onun sigarayı bıraktığı günlerde ben içiyordum. Akıl vermeleri sevmeyen Cemal Süreya'nın, sadece "azalt" diyen sesi hâlâ kulaklarımda...
    Ustanın bu önerisine bir kez uymadım: Onun cenaze günü!
    Bu kez de Tarık Dursun K. müdahale etti: "Necati çok içmiyor musun?"
    Gözlerim nemli, yanıtlamıştım: "Ama bugün Cemal abi öldü!"
    Daha bir şey dememişti Tarık Dursun K.
    Sonra da Nermin Kakınç yaşamdan kopacak, Tarık abi, bıraktığı sigaraya yeniden başlayacaktı! Ölünceye kadar...
  • "Bahar, yalancı da olsa gelince tek derdimiz, en mutlu nerede olacağımız olurdu. Gününüzü berbat edecek tek şey, insanlardı ama bağlantılara girmekten kaçınabilirseniz keyfinize diyecek olmazdı. İnsanlar, bahar kadar yararlı birkaçı dışında mutluluğun hep sınırlayıcısı oldu."
  • Küçük bir güzellik; bahar gününde dünyamızı güzelleştiren çiçek gibidir. Minik minik bir araya gelince kocaman bir güzellik olur.
  • Eğer birgün,yeniden gelseydim dünyaya
    Gülüş olurdum,
    En güzel,en tatlı bebeklerin yüzünde
    Ince bir tebessümle...
    Çiçek olurdum,bahar rüzgarıyla sallanan
    Yağmura kanat acar,
    Güneş doğarken canlanır
    Duygulara armağan olurdum.
    Kuş olurdum birgün,
    Gökyüzünde kanat çırpar
    Bambaşka diyarlara giderdim.
    Herşeyimi anlatır,durmadan öterdim
    Yaprak olurdum savrulan,
    Savrulurken dağılan,başka bambaşka saçlara takılan
    Gideceği yer konacağı gönül belli olmayan
    Mechullere yol açan...
    Güneş olurdum,
    Herzaman neseyle doğan
    Herşeyi aydınlatan,insanları ısıtan
    Ve vakti gelince ayrılan...
    Bir yağmur tanesi,bir çisillik gönül olurdum.
    Bazen hızla,bazen aheste ağlayan,
    Camlara vururken insanlara fısıldayan
    Toprağa hayat verir,emek olurdum.
    Dağın en tepesinde yücelerin yucesinde
    Bir ağaç olurdum,
    Gözlere hedef,ufuga dost olurdum.
    Güneş batımında güneşe yoldaş olurdum.
    Uğraş olurdum,insanların alın teri,
    Öğrencinin uykusuz vakti
    Şairin yüce dizeleri
    Ve sayfa sayfa kitap olurdum.
    Hava ve su olurdum
    Hayat onlarla güzel,onlarla dolu
    Insanların vazgeçilmezi
    Biricik isteği olurdum.
    Sevgi olurdum insanların yüreğinde
    Bir genç kızın oyasinda
    Ilmek ilmek duygu olurdum
    Bütün olurdum güzelliklere...
    Anne olurdum,biricik,bir tane olurdum.
    Başlara taç,gönüllere sevgili olurdum.
    Yavruma kol kanat acar
    Ona dost olurdum...
    Inanc olurdum,Allahtan gelen
    Insanlara verilen
    Bir bütün ve yitirilmedik
    Daimi olurdum...
    Umut olurdum,en yitirilmiş anlarda
    Yol gösteren,ışık veren
    Bir bakışta anlam,bir gözde his
    Aşkta isim isim,hece hece
    Ben olurdum...
    Insan olurdum,en iyisi en güzeli olurdum,
    Bekleneni koyar aklıma bekleneni yorardım hayatıma
    Bir hedef bulurdum,
    Hayatımı ona adar,
    Ona yandaş olurdum...
  • Sırası gelen ekilir, biçilir, son ucu ölümlü dünya diyelim. Ölüm ile iç içe geçen hayat. Yaz bahar gelince yeniden yeşermesi gibi tabiatın. Madde ile mana arasında etkilenme gibi... Mana ile var olmak için maddeden geçmek gerekmesi gibi...
  • sen yanıma gelince
    bahar

    dallarını kuşanır

    zümrütten bir
    zümrüdüanka

    kanat vurur içimde