Günbatımlarının mezaliminden canım öyle yandı ki,
Köklerime dek bir meşale gibi yalımlar içindeyim,
Bir avuç tel gibi yanar, dinelir kızıl liflerim.
İspatiler gibi havada uçuşan parçalara ayrılmışım şimdi.
Böylesi şiddetli bir rüzgâr
Dayanamaz kayıtsızlığa: Haykırmalıyım.
Dibi bilirim, diyor. En büyük kökümden bilirim onu:
Seni korkutur.
Ben korkmam oradan: ben oraya gittim.
Deniz mi içimde işittiğin,
Onun doyumsuzlukları mı?
Yoksa hiçbir şeyin sesi mi, şu senin deliliğin hani.
Bir gölgedir aşk.
Nasıl da yalan söyler ağlarsın ardından,
Dinle: bu onun toynakları: alıp başını gitti, at gibi.
Hiç çiçek istemedim, tek istediğim
Yatmak, avuçlarım açık ve içim hepten kof.
Ah öyle özgür, öyle özgür oluyor ki insan, bilemezsiniz -
Huzurum öyle büyük ki afallarsınız,
Bir şey de istemez hani, bir isim kartı, bir iki de süs eşyası.
Ölülerin, önünde sonunda vardıkları yer bu; bir Komünyon Hapıymış gibi onu ağızlarına atıp soğurduklarını düşlüyorum.