1000Kitap Logosu

balkan savaşı

Zümra
Yaban'ı inceledi.
214 syf.
·
Beğendi
·
8/10 puan
Romanda 1. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde köylüleri, köyün durumunu ve milli mücadeleye ilişkin tavırlarını anlatmaktadır...“Sanat sanat içindir” görüşünü savunarak yazı hayatına başlayan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Balkan Savaşı ve 1. Dünya bozgununu görünce de, “Sanat önce bir toplumun, sonra bir ulusun,sonra da bir devrin ifadesidir.” İnancına varmış, böylece sanatın toplum için olduğu görüşünü benimsemiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, realist ve natüralist yazarların yöntemine uyarak, romanlarında toplumun bozulan, çöken yanlarını anlatmıştır. “Yaban” ‘da bir Anadolu köyünün çöküşü gösterilmiştir. Kişiler, çoklukla kafalarının içindeki hayatın dışarıdaki hayata uymamasından doğan hayal kırıklığıyla dünyaya küserler. Yazarın eserlerindeki olumlu kişiler, genellikle içinde yaşadıkları çevrenin kötü gidişini görür, çıkış yolları tasarlar, fakat bunları gerçekleştirmek için bir çaba göstermezler. Bunlar sadece düşünen, gördüklerinden üzüntü ve acı duyan fakat bir türlü eyleme geçemeyen tiplerdir.
Yaban
8.5/10
· 28,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
32
Meral
bir alıntı ekledi.
Varna Meydan Savaşı'nda (10 Kasım 1444) Macar kralının ağır süvari kuvvetleriyle yaptığı şiddetli taarruz başlangıçta başarılı oldu. Osmanlı hatları dağıldı. Macarlar II. Murad'ın karargahına çok yaklaştılar. Murad'ın ric'at etmesine Karaca Bey engel oldu. Asker padişahın bayrağı etrafında tekrar toplandı. Macar Kralı Ladislas yeniçeriler tarafından sarıldı, atından düşürülüp başı kesildi. Osmanlılar'ın karşı saldırısı zaferle neticelendi. Haçlı ordusu kumandanı Yanko güçlükle kaçabildi. Zafer, Edirne'ye ve bütün İslam memleketlerine beşâretnamelerle duyuruldu. Bir Balkan tarihçesine göre bu zafer, Bizans'ın kaderini tayin etmiş, Balkanlar'da Türk hakimiyetini kesinleştirmiştir.
3
Sümeyye Tuncer
Bozkurtlar'ı inceledi.
626 syf.
·
3 günde
·
10/10 puan
Bir kitap kısa ve öz cümlelerle bu kadar nasıl uzar? Olayları yaşatarak. Karakterler üzerinde analizleri okuyucuya bırakarak. Atsız, çıkarılması gereken dersleri açık şekilde sunmuş bize. Mesela insanlar kıtlıktan ölürken Çinliler ticari zekalarını kullanarak kıtlık döneminde bile bolluk yaşıyorlar. Ayrıyeten ticarette Türkleri kandırıyorlar hep.. Buna zeka da denmez. Alavere dalavere hile ile de yapıyorlar bu işi. Pek de değişmiş değiler. Hala aynılar. Günümüzde Çin ticarette dünyada 2. büyük devlet. Bunda çoğunlukla bu alavere dalaverelerinin de payı var. Kaçak teknoloji ile temellerini atmışlardı bu işin ve despotlukla da devam ettirdiler. Adamların ünlendiği şeyler bile taşıdıkları virüslerle dünyaya musallat olmaları, savaş ve üretim için halkın nüfusundan yararlanmaları. Halk kazandıklarının ne kadarını alıyor? Devlet ne kadarını alıyor desek halk üretiminin karşılığını görüyor mu desek.. Yani karşımızda delikanlı bir düşman hala yok. Düşman diyorum çünkü bunlar hala Türklere zulmetmeye devam ediyorlar ve malesef biz o beğenmediğimiz Çinlilere hala bağımlıyız. Yani Orhun Kitabeleri günümüz için dahi geçerli. Bu bağımlılığa nasıl son verebiliriz? Atatürk’ün devleti kurar kurmaz ilk yaptığı hamlelerle yani milli ekonomi, milli eğitim, milli değerler ile. Ekonomi politika çok önemli bir devlet için. Devlet kılıçla alınır kalemle yönetilir. Biz kendine yetebilen bir ülke olsak, en azından çoğu alanda bunu başarabilsek; rahatlıkla karar alabilme özgürlüğüne de sahip oluruz çoğu konuda. Çoğu diyorum çünkü dışa kapalı ekonomi olmakta pek iyi bir şey değil. Fazlan olsun eksiğin olmasın. Hele bir de potansiyeliniz varsa. Tabi Çin bundan ibaret değil. Genel bir çerçevede bakıp herkesi aynı kefeye koymakta bize yaraşmaz. Konfüçyüs, Jackie Chan tarzı insanlar da çıkarmış :) Bir ülke kendi üretimini yapması, kendi ticaretini yapması, kendi aklını kullanması, kendi askerleriyle savaşması önemlidir ki ilerde Osmanlı zamanında da aynısı yaşanıyor. Balkan Savaşlarında Arnavutları da savaşmak için topluyoruz ama Arnavutların milliyetçiliğini görüyoruz ve Arnavutlar sonra satıyor bizi. Arnavutlarda bir zamanlar Osmanlı’nın tebaasıydı tamam ama durumlar değişmişti. Atatürk o yüzden geldiği zaman milli teknoloji, milli beraberlik, milli mücadele, milli eğitim kavramları üzerinde yoğun faaliyetlerde bulundu. Sen şimdi gidip bir Çinliyi Türk askerlerinin başına verirsen ya da Çanakkale'de Alman bir adamı Türk askerlerinin başına verirsen sonuçları daha kötüye yatkın hale getirirsin. Tarih boyunca aynı sorunlar olmuş ve gerekli dersler de alimler, bilgeler tarafından verilmesine rağmen tarih tekerrür ediyor. Balkan Savaşları 1912, Kösedağ Savaşı 1243, Çinlilere tutsak düşen Türkler 587’li yıllar. Aralarındaki yüzyıllara rağmen aynı hatalar. Olayları farklı şekillerde aynı temada yaşıyoruz. Kitapta can alan çok nokta var. Sonu da buna dahil. Törelere, sözlere, değerlere olan bağlılık hep ön planda ve insanı hayret ettiriyor. Bu kitabı o çağda okusalar normal gelir belki ama biz şaşırırız. Bizim normalimiz muhannet olmuş. Biz ataya, değere önem vermiyoruz eskisi gibi. Hatta biz insanlara değil güçlülere önem veriyoruz. Hiç el atılmayan yollar bir devlet büyüğü geleceği zaman asfaltlanırdı bir zamanlar. Birazcık milli ve manevi değerlere önem veren insan kadınlara, çocuklara, anaya, babaya ve ataya hürmet eder. Metrolarda bıçak sallayıp densizce davranmaz. Geçen bir röportaj gördüm. Adam kendi ülkemde mülteci oldum ama devlet bunu yapmama bile engel oluyor diyordu. Mülki amir geliyor kağıt toplayamazsın diyor. Ben bu işle üç çocuk okutuyorum diyordu. Kitaba bakıyorsun, Gökbörü gözlerini kaybediyor. Yamtar mesela onun ailesine bakıyordu. Aynı şekilde Çalık vefat edince de ailesine bakmışlardı ki bu geleneklerimiz hala var. Ama sözde kaldı. Hatta bunu yapan olduğunda altında art niyet arayanlar var. Mesela kitaba gene bakıyorsun; o çağa ve şartlara göre kadınların da eğitimler alması ne güzel ne onur verici bir şey. Ne acı ki öyle toplumdan böyle topluma evrilmişiz.. Günümüzde hala kadınların eğitim almasına önem vermeyen bir güruh yaşıyor. Oysaki genel olarak baktığımızda dünyanın milli gelirinin büyümesinin sebeplerinden biri de kadınların da işgücüne dahil olmasıdır. Yani böyle akıp gidecek çok ders çıkarılabilir bu kitaptan. Anlayana..
Bozkurtlar
9.4/10
· 9,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
Atalarımızın Nezaketi Bizim Cehaletimiz Olmuş
Olayın sebeplerini daha iyi anlatabilmek için, önce yüz yıllık tarihimizi hatırlatmam gerekiyor. Savaşlar dönemi! 1911 yılında başlayan Balkan savaşlarıyla beraber, Anadolu insanı hep savaşlara koşmak zorunda kaldı. On yıl civarında süren bu savaşlar yüzünden Anadolu köylerinde neredeyse erkek kalmadı. Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı gibi yüz binlerce erkeğin, gidip bir daha dönemediği bu süreç bitince, Anadolu’da dul kadınlar ve yetim çocuklar kaldı. 10-11 yaşındaki erkeklerin, 17-18 yaşındaki kızlarla evlendirilmek zorunda kaldığı dönemlerden bahsediyorum. Herhangi bir sebepten dolayı savaşa gidemeyen veya savaş sonrası savaş gazisi olarak köyüne dönebilen az sayıda erkek dışında, köy – kasaba halkının çok büyük bir kısmı, dul kadın veya yetim çocuklardan oluşuyordu. Böylesi bir zarafet! İşte böylesi bir ortamda yaşayan babalar, evlatları yanlarına gelince, diğer yetim çocukların içi acımasın diye, kendi evlatlarını yanlarında uzaklaştırırmış. Baba hasretiyle yanan yetim çocuklar, babalarını hatırlayıp üzülmesinler diye, başkalarının yanında kendi evlatlarını sevmeye utanırmış babalar. Böylesi ince, böylesi zarif bir düşünceyle, babalar evlatlarına mesafe koymuş. Hanımlarıyla sokakta gezmek zorunda kaldıklarında, “kocasını kaybetmiş dul kadınlar bizi yan yana – elele görürseler yaraları deşilir” düşüncesiyle, yan yana yürümemeye çalışırmışlar. Anadolu’da erkeklerin hanımlarını birkaç adım geriden yürütme gelenekleri, böylesine bir zarif düşünceyle oluşmuş. Cehaletin, nasıl korkunç bir bataklık olduğunu, yeninde görmemi sağladı bu olay. Başka yetim çocukların içi acımasın diye ortaya konan tavır, cehalet yüzünden, öz evladını, yetim psikolojisi ile ilgisiz ve sevgisiz büyütme tavrına dönüştürülmüş. Dul kadınların, savaştan dönmeyen kocalarını hatırlayıp yaraları acımasın diye gösterilen nezaket, kendi hanımını dışlayan bir tavra dönüşmüş cehalet yüzünden. Ah Cehalet! Sen nasıl bir belasın ki, böylesi bir zerafeti şiddete dönüştürüyorsun?
2
Kayıpları manevî açıdan değerlendirecek olursak, Balkan savaşı, 600 yıllık Osmanlı tarihinin en büyük felâketlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Türklerin Anadolu’dan sonra ikinci vatan haline getirdikleri, yurt edindikleri ve bunun için milyonlarca şehit verdikleri, binlerce sanat eserleri bıraktıkları Rumeli bu savaşla kaybedilmiştir.
1