• Bir gün beklemeyeceksin,
    olan yine bana olacak.
    Benim güvercinlerim kaybedecek yolunu, benim cenazelerim kalkacak her saat başı yeni yıkanmış yüzlerle.
    Ben tutup bir dala asacağım sesimi, benim ellerim küf tutacak orada burada unutulmuş gibi.
    Bir gün beklemeyeceksin,
    vapurlara küseceğim kaçırdın diye,
    bulutlara dağıldı diye,
    bir yıldızdan bin kıvılcım ahı alacak olan da ben olacağım.
    Temiz zannedilen her yerin kiri gibi, özgürlüğün gizli bir mahkumu, gelmişe geçmişe vurgun bir ben.
    Bir gün beklemekler gidecek,
    sen gideceksin,
    ben bu kuytunun daha içine kemireceğim kendimi, daha karanlığa ve en çirkin halde alıştığım her yerimle çiğneyeceğim geceyi.

    Bir gün sen beklemezken artık ve ben beklenmezken, her yerden kovulmuş gibi bakıp susacağım hayata.
    Yine.
    Ve evet söz etme bana güzelliklerinden, vakitten.
    Şehir isimlerini sokma aramıza, adını sen verme hiçbir sokağın, soluma öyle derin,
    göğü yere yaklaştırma.
    Bir gün beklemeyeceksin,
    o gün yolunu kaybedecek güvercinler.
    Ne acı, ne büyük bir acı bu.
    Sen hiç boş bir kafes nedir bildin mi ?
  • AŞK ve ben bir seyahate çıkmaya kara verdik.
    AŞK dedi ki 'GÜVEN olmadan olmaz!'
    Onu da aldık yanımıza.
    'SADAKAT olmadan çıkmam yola' dedi GÜVEN bu defa.
    Ben ve AŞK hak verdik, SADAKATİ de kattık aramıza,
    düştük yola.

    Başlarda her şey çok güzeldi.
    Çok iyi anlaşıyorduk AŞK, GÜVEN, SADAKAT ve BEN
    Ne kadar iyi anlaştığımızı görünce,
    Koşa koşa MUTLULUK geldi yanımıza.
    YALNIZLIK hasedinden çatlıyordu bu arada.

    Yolumuzda zorluklar da vardı.
    Güzelliklerde.
    SADAKAT uyardı beni:
    'Ben, bana kıymet verilsin isterim!'
    Ama güzellikler gözümü öylesine boyadı ki
    Bilemedim SADAKAT in kıymetini
    ilk o terk etti beni.
    Ardından GÜVEN!'SADAKAT'in olmadığı yerde benim
    işim yok!' dedi ve gitti.

    AŞK bir süre daha direndi
    eşlik etti, birlikte çıktığımız bu yolculuğumuzda bana.
    sonunda dayanamadı, isyan etti
    'Maddem SADAKAT'i ve GÜVEN'i terk edecektin
    Neden çıktın benimle bu yola?'

    'Sende mi gideceksin?' diye
    Nemli gözlerle baktım MUTLULUK'a
    'Üzgünüm' dedi MUTLULUK. 'onlar yoksa bende yokum!'
    ve yalnızlık çıktı saklandığı yerden,
    Göz kırptı.
    'Sonunda kaldık mı yine baş başa!'
    'Sadakatin olmadığı yerde, yalnızlık ve pişmanlık vardır.'
  • Her şeyimiz büyük olsun isteriz; evimiz, arsamız, devletimiz, banka hesabımız; sonra herkesin egosu çok büyük diye şikayet ederiz. Başarılı bir komutan, fatih ve devlet adamı İskender'e "Büyük" demiş ve hayran olmuşuz. Büyük İskender ise gariban, çulsuz ve sürgün Sinoplu Diyojen'e hayran imiş. İskender'in şöyle dediği rivayet edilir: İskender olmasaydım Diyojen olmak isterdim. Hayaller "küçük" Diyojen, gerçekler Büyük İskender. Bilirsiniz hani, İskender bir gün bu ünden nefret eden ünlü feylosofun (belki de gündüz vakti elinde fenerle "dürüst adam" aradığı bir gün) yanına gelmiş ve "dile benden ne dilersen demiş (makam, mevki, para, ihale; ne istersen var). Diyojen de şöyle demiş: "Sizden istediğim şey kenara çekilmenizdir, böylece güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden alamazsınız." İskender ne cevap vermiş bilen yok. Belki de şöyle dedi: "Ruh hastası herif, koskoca İskender yanına geliyor ettiğin lafa bak. Yıkıl karşımdan!" Bir an durur, "Hmm, neyse karşısında duran benim zaten, en iyisi ben gideyim. İyi günler Diyojen Bey!" Tabii bu laflar çok havalı olmadığı için yanındaki tarihçilere şöyle demiştir: Bunu kayda geçirmeyelim.
    İzdiham Dergisi
    Sayfa 21 - Talip Kurşun, "Nasıl Ruh Hastası Olunur".
  • İlle de günah çıkartmak istiyorsan,değirmende ne haltlar karıştırdığını daha ayrıntılı anlat bakalım. Ama rahibe günah çıkartmaya giden o kız gibi de yapmaya kalkışma sakın. Kız her gece işlediği günahları anlatırken, ‘Bakın rahip efendi, kulaklarıma kadar kızarıyorum,’ diyormuş ikide bir. O böyle dedikçe, umarım, rahibin ağzının suyunun aktığını tahmin edebiliyorsunuzdur. ‘Bunda utanacak ne var, benim güzel kızım,’ demiş. ‘Ben burada Tanrı’yı temsil ediyorum, işlediğin bütün günahları bana en ince ayrıntısına kadar anlatabilirsin.’ Bunun üzerine kızcağız gözyaşlarına boğulmuş ve ‘Öyle büyük bir ahlaksızlık ettim ki, utancımdan yerin dibine geçiyorum,’ diyecek olmuş. Rahip efendi de, ‘Kızım, ben manen baban sayılırım, bana gönül rahatlığıyla her şeyi anlatabilirsin,’ diye diretmiş. O zaman kız gönülsüzce de olsa anlatmaya başlamış, ama, ‘Önce üstündekileri bir bir çıkardım, sonra da usulca yatağa girdim,’ deyip susmuş ve başlamış hüngür hüngür ağlamaya. Rahip de sabır taşıymış doğrusu. ‘Bunda utanılacak bir şey yok evladın,’ demiş. ‘Erkek dediğin yaratılışı gereği günaha yatkındır, Tanrı’nın bağışlayıcılığı ise sonsuzdur.’ İşte o anda kız her şeyi anlatmaya karar vermiş ve gözyaşları arasında, ‘ Soyunup yatağa girdikten sonra,’ demiş, ‘ayak parmaklarımın arasındaki kirleri alıp kokladım.’ Meğer ahlaksızlık dediği bundan ibaretmiş. Şimdi bak, Baloncuğum, umarım senin değirmende yaptığın rezillik de böyle bir şey değildir. Umarım, daha dişe dokunur bir ahlaksızlık hikayesi anlatırsın bize.
  • Bilmesini isterdim, bu koca dünyanın en anlamlı yerini kalbinin oluşturduğunu.Yokluğunun evrendeki kara delikten daha tehlikeli olduğunu ve ben bilmeni isterdim varlığına binlerce şükür dizdiği mi? Ve keşke yağmurlu bir sonbahar sabahında sesine uyandığımı hayal ettiğimi bilmeni ne çok isterdim. Aslında bilmenden çok şuan bu satırları okurken dolan gözlerini karşılık veren gözlerimle selamlamak isterdim...
    Zamana yetemiyorum, durmuyor oysa ne tuhaf günler geçmiyor derken aylar yıllar ömürler geçiyor, bitiyor. Her adımda toprağa bu denli yaklaşan bedenimi ne çok yıprattığı mı canı yakan ne varsa hepsinin saçma olduğunu saatlerce anlatmak isterdim.Özlemden başka yükün olmadığı bu yalan dünyaya fazla geldiğimi bilmeni isterdim.
    Lanet olsun! Özlenecek ne çok şey var... Yazacak ne çok cümle... Yetmiyor öyle iki kelimeyi bir araya getirip sana seni vermek; al bak işte bu sensin demek... Beni benden alanım yaşarken aslında her şeyin de o kadar kötü olmadığını bana gösterenim. Ah! nefesimi kesen'im günüme yetenim... Sahi aşk diye bir şey yok diyenler hiç mi yağmurda ıslanmamış.Bir yaprağa bakıp da hiç mi iç geçirmemiş. Sonsuz güzellikteki gökyüzüne hiç mi değmemiş o meraklı bakışları insanların...
    Biliyor musun sana ait ne varsa hepsini ömrüme emanet ettim. Sana doymadan senden geçmek ah sana bakmadan bir ömür tüketmek. Ölümden herkes korkar hep düşünde sevdiklerini yolcular bir bir bu bencillik değilde nedir ? Bak yoksun ama gülümsedin yine saçmalamaya başladın diyorsun sırf kendinin bile hazır olmadığı sonla ilgili konuştum diye. Ama bilmiyorsun her gece bir bir yolcuğu ettiğimi seni , sevdiklerimi ... Sonrası gelmeyen uykular ki sen o güzel yüzünle bozulmayan saçlarınla rüyalar aleminde gezerken ben belki de sana doymak için o zarifçe işlenmiş burnunu izliyorum. Nasıl olur da benim savaştan çıkmış gibi  olan saçlarıma nispet hala naif uyanır o saçların. Aşkı herkes her şeyle tanımlamış ben seni ne ile tanımlayayım.Ah bağrımın ortasında ilk gün ki gibi yanan ateş , senden evveli olmayan ben bugün hayata daha bağlı isem sebebi sensin. Sana bakmak yeniden doğmaktır, sana bakmak yeniden çiçekler açmaktır, sana bakmak bir bedende iki olmaktır. Sana senli sayfaların içinde binlerce cümle kurabilirim ,sana seninde haberinin olmadığı milyonlarca neden sunabilirim. Kalbimin en ücra yerlerine dokunan adam ; bugün dallarım bahar bahçeyse sebebi sensin günüm daha aydın yüzüm daha paksa sebebi sensin. Hayattan bu denli zevk alıp geceleri seni kaybetme korkusundan uyuyamıyorsam sebebi yine sensin. İnsan kendinden çok kimseyi sevmemeli değil mi? Ama sevmezsek insan olmayız. O yüzden benden önce gitme ötelere hem belli mi olur başka bahçelere de çiçek olursun. Ama o güne dek en güzel bahçen ben kalayım ve sen saçlarıma her daim kiraz çiçeği ol...
  • İnsanlar umurumda değil, onların merhametinden, sevgisinden, minnettarlığından bana ne?