Bilgisayarının başında oturup saatlerce bir makaleden diğerine, bir yorumdan ötekine geçti. Ve elbette onunlaydı. Hep oradaydı.
Silah.
Şimdi de buradaydı, göğsünde çarpıyor, kaburgalarına vuruyordu. Gözleriyle nişan alıyordu. Kabuslarındaydı, birbirine çarpan tencerelerdeydi, güçlükle aldığı soluklarındaydı, düşen kalemlerdeydi, gök gürültülerinde, çarpan kapılarda, çok gürültülü, çok sessiz, yalnız ya da değil, kağıt hışırtılarında, tuşların tıkırtısında her tıkırtıda ve her gıcırtıdaydı.
Silah hep oradaydı.
Artık içinde yaşıyordu.