Gökyüzünün sessizliğine saklanmış bir nehir gibi akıyor bu kitap.
Elif Şafak, yine kelimelerin derinlerine dokunan bir hikâye kurmuş; hem uzak bir masalın büyüsünü taşıyor, hem de insanın içindeki en eski yaralara usulca değiyor.
Sayfalar ilerledikçe, anlatının ritmi sakin bir rüzgar gibi etrafımı sardı. Semboller, düşünceler, suyun hafızasını hatırlatan o ince tını. Her şey yerli yerinde ve her cümle insanı biraz daha içe çağırıyor.
Bu roman, gürültüden uzak bir anın kitabı, sessizlikte okunmalı, ağır ağır sindirilmeli. Çünkü bazı hikayeler hızlı geçilmez, içimizde yankı bulsun diye yavaş okunur. Bu kitap tam da o romanlardan.
Bana Eylül demesin kimse, içime dokunuyor,
“O çocuklar, o yapraklar, o kıpkızıl eşkıyalar”
Onların baharı daha şurada duruyor
Onların genç şarabı taze daha
“Sanki doğduk bir anadan” inancıyla,
Arkadaşlık deyince dağız,
Aşk deyince Ankara’yız
Devrim deyince genciz daha!