• Tanrım!

     Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için

     ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için

     ve yalan söylememek için bana yardım et.

     Eğer bana para verirsen mutluluğumu alma

     ve eğer bana güçler verirsen muhakeme yeteneğimi çıkarma.

     Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğü çıkarma.

     Eğer bana alçak gönüllüğü verirsen saygınlığımı çıkarma.

     Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et.

     Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak,
    onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.

     Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi

     ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana.

     Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuma izin verme.

     Ne de başarısız olursam olayım, umutsuzluğa düşmeme izin verme.

     Daha ziyade, başarısızlığı başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.

     Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu

     ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu öğret bana.

     Eğer paradan yoksun bırakırsan, bana umudu bırak.

     Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan,

     başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana .

     Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu bana bırak.

     Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme gücünü ver bana .

     Ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana.

     Tanrım! Eğer ben seni unutursam sen beni unutma."
  • KİŞİSEL BİLGİLER
    Burayı geç!
    EĞİTİM
    Lise: Saint Joseph Fransız Lisesi (Lise 1), Robert Koleji (Lise 2), Galatasaray Lisesi ( Lise 3, ilk dönem.) İkinci dönemi “Biz sana layık değiliz,” diyerek okutmadılar ve beni dahiliğimden dolayı erkenden mezun ettiler.
    Üniversite: Harvard Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik, Oxford Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri, ODTÜ Issız Adaya Düşünce Yanına Alacağın Üç Şey Bölümü, İstanbul Üniversitesi At Antrenörlüğü Bölümü (size iyi bir antrenör olacağımdan eminim), Çinçin Üniversitesi Hayır Duası Etme Bölümü.
    SEMİNER, SERTİFİKA VE KURSLAR
    O kadar çok sertifikam var ki, evimin duvarlarında yer kalmadı. Sırf bu yüzden Berlin Duvarı'nı almak için girişimlerde bulundum. Düşünebiliyor musunuz, başarı dolu belge ve kurs sertifikalarım için bir duvar alacağım!
    En başarılı Sertifikam: Patrona Yağ Çekme ve Yalakalık Yapma Taktikleri. Merak etmeyin, yaptığım yalakalıklarla çevrenizdeki hiçbir dalkavuğu aratmayacağım!
    YABANCI DİLLER
    İşte benim uzmanlığım... Dünya üzerinden silinmiş, kullanılmayan Sanskritçe ve Latince, Uzay dili, Afrika Kabileleri Dili, henüz var olmayan Lanetusçe, Birleşmiş Milletler'in varlığını kabul ettiği resmi 192 ülkenin tüm şive ve lehçeleri dahil bütün dilleri. Kuşdili, Kedidili, ayrıca sizin gibi kibirli piçlerin 'Beden Dili'ni de okuyabiliyorum. Ama bu dili henüz yazamıyorum. Umuyorum ki, sizi gözlemledikçe onu da yapacağım.
    BİLGİSAYAR BİLGİSİ
    Microsoft'un sahibi Bill Gates, amcamın eniştesinin kuzeninin torununun teyze oğlu olur. Rahmetli Steve Jobs desen anne tarafından akraba. Genlerime otomatik olarak bilgisayar bilgileri yüklü. Yani o konuda endişeniz olmasın. Her türlü kısayollara da hakimim. İş yerinde Çalışıyor Gibi Gözükmenin Kısayolları dalında uzmanlık eğitimi bile verebilirim.
    KİŞİSEL YETENEK VE BECERİLER
    Sekiz tane küp şekeri üst üste dizip kule yapmak. Hem de çayın içindeyken. Ancak erimelerine hala çare bulamadım. Onu da yapacağım. Terlik fırlatarak ışık kapatmak, ayraçsız kitap okumak, haroşa örgüden 62 yapmak, o 62'den de otlayan tavşan yapmak. Ayrıca insan tanımak... Örneğin şu an bunu okuyan kişinin yüzünü eksiksiz tarif edebilirim. Son olarak beddua repertuarım çok gelişmiştir. İsterseniz size birkaç tane sayayım...
    DİĞER
    Bu öz geçmişi okuyan kibirli ego balonunuza toplu iğneyle dalmak istediğimi lütfen bilin. Ekip çalışması ve takım ruhuna sahip biri olarak, sizi mahalledeki teyzelerin karşısına oturtup, onların “Tüüüüü...” diyen sulu şakalarına çok iyi organize edebilir, yedi ceddinize güzelce sövdürebilirim. Yüz elli yıllık tecrübe arayan, iş ilanlarınızı da alıp bir tarafınıza eklemek istediğinizde, size çok iyi estetik cerrahlar bulabilirim. Umarım o şirketinizin yanında foseptik çukuru patlar da, tüm pislikler o pahalı ofisinize dolar. Altınızdaki ciplerle, türünün olan bir başka patronunun cipine dalıp tost olursunuz, inşallah! Ozon tabakası tepenizde delinsin. Kafanıza meteor yağıp, sizi anaokulu çocuğuna çevirsin. Bir mankenle evlenin de silikonları elinizde patlasın. Allah belanızı versin! Ha bu arada, işe eleman alırken bir kez olsun onun da insan olduğunu unutmayın. Kendiniz de bunu unutmuş olabilirsiniz, isterseniz ben hatırlatayım size. Ya da boş verin. Sizden olsa olsa müsvedde olur. İnsan müsveddesi!
    BİR DOST
  • İşte yol yine ikiye ayrılıyor. Ormanın içlerine doğru giderek çatallanıyor. Çocukluğundan beri seninle yürüyenler az sonra bırakacaklar ellerini. Önünde az yürünmüş, ayak değmemiş ya da herkesin olmuş pek çok yol var. Yollardan birini seçmen gerekecek. Eşikte, Holden Caulfield gibi kafanı kaşıyarak biraz düşünmen için vakit var tabii. Acele etmeye gerek yok. Bana sorarsan en az yürünmüş olanı, hatta hiç yürünmemiş olanı seç, demek isterim. Ama tecrübelerim iki konuda tavsiye almamak ve vermemek gerektiğini öğretti: Okunacak kitap, gidilecek yol. Bunun için şimdilik sadece “Dile ki uzun sürsün yolculuğun,”* diyeceğim. Dile ki hayretin ve merakın hiç azalmasın. Gençlik de hayret ve merakın bir terkibi değil midir?
    Önüne parıltılı tercihler, ihtişamlı fikirler konulacak elbet. Önüne pek çok çağdaş put konulacak. Bunlar cahiliye dönemindeki müşahhas putlara benzemediği için tanımakta güçlük çekeceksin. Başarı, dirhem, ikbal, şöhret, ideolojiler... Dostoyevski’nin kimi sayfaları arasında karşımıza çıkan Lebedev tipi gibi kurnaz, içten pazarlıklı teklifler; seni baştan çıkarmak için Sirenler’in dayanılmaz ezgileri… “Tüm insanlığa ekmek götürdüğünü” iddia edenlerle “onları ekmekten mahrum bırakanların” farklı kılıklardaki aynı kişi olduğunu anlaman biraz zaman, biraz da roman alacak. Siyasî tarihimizde bunu göremediği için “gencölen” pek çok insanın erken ölümü kadar aldanarak ölmüş olmaları da üzecek seni.

    Valizin kalbinden ağır olmasın

    Nabzı atmayan pek çok fikir bulacaksın önünde. Bunlar seni tüy kadar hafif yapacaksa uzak dur, derim. Tüy kadar hafif olursan başkasının iradesine teslim edersin kendini, hep dua edersin rüzgâr kesilmesin diye. İradesini başkasının rüzgârına teslim edenin duası ne kadar etkili olur? Ama kuş kadar hafif olursan, bu defa rüzgâr bile duacı olacak senden. Öyle olursan konmak da göçmek de sana kalmış. (Ben bunu üzerine konduğum minicik bir Valery risalesinden öğrenmiştim.) Uçmayı öğrenirken aldığın yaralardır seni güzel gösterecek olan. Özgürce uçmanın da derinlere dalmanın da başka yolu yok.
    İkbal, başarı, para… Bunlardan tiksin, diyecek kadar zaman sürgünü bir iptidai değilim elbet. Türkçenin tapusunun bir ucundan tutan Dedem Korkut da “Allah seni namerde muhtaç etmesin,” diye bitirmez mi hep sözlerini? En iyisi her konuda eskilerin mutedil hikmetine güvenmek, ne kimseye köle olacak kadar az ne de kimseyi köleleştirecek kadar çok istemek. Kimseye borcun olmayacak. Yakıtını kalbinden alan herkes gibi, valizin kalbinden ağır olmayacak.

    Mükemmel beden, yoktur.

    Başında “çok” sıfatı olan şeylerden uzak durmaktan zarar gelmez: “Çok Okunan”, “Çok Tıklanan”, “Çok İzlenen.” Yani herkesin gittiği yoldan gitmezsen, bir şey kaçırmış olmazsın. “Çok Düşünülen” hariç, o çünkü az söyleyecektir, kendini gizleyecektir. Anlamın üzerine bir mum gibi titreyecek, sessizce aranıp bulunmak isteyecektir. Bazı yerlerde bulunmak, bazılarından da uzak durmak sana değer katacak.
    O yaşlarda sana hâkim medya tarafından hep “ideal beden”, “ideal hayat” dayatılacak. Hep kusurların gösterilecek sana, sivilcelerin, endamın... Psikanalist Dr. Ramiz Bey’in üst perdeden ve uzman olmanın bütün iktidarıyla konuşması karşısında Hayri İrdal nasıl dilsiz kalmış, “Ben deli değilim,” “Ben suçsuzum,” diyememişse senden de şahsiyetini yapan hasletlerinden kurtulmanı isteyecekler. Adının önünde “müşteri” kalana kadar yontacaklar seni. Bana sorarsan mükemmelliği dilemek şirk koşmaktır.
    Herkesin hoşuna gitmeyi dileme bence. Sevimsizliğe razı değilsen tabii. Herkesi sevmek zorunda da değilsin, hem herkesi seversen dürüst olanları incitmiş olursun. Herkes tarafından sevilmeyi istemek marazi bir taleptir. Öyle olursa da seni gerçekten sevenlere haksızlık edersin. Ayrıca israftan da kaçınman gerekecek. Sevgiyi, Mayıs göklerini, ikindi sularını, demli çayın buğusunu, dostlukları, çınar gölgelerini israf etme sakın.

    Başkasına aşikâr olan, kendine sır kalır.

    Bu putlara inanan herkes daha çok görünmeni isteyecek senden. O zaman sana bir iç ses, sesler kesilince duyabileceğin bir gizli arkadaş gerekecek. Tam adımını atacakken, ensende soluğunu duyurarak, “Başkasına aşikâr olan, kendine sır kalır,” diyecek bir arkadaş. Kitapların kapağı altında senin onları uyandırmanı bekliyorlar.
    Yanına ne alacaksın peki? Biraz inat, sabır ve metanet, “Bu da geçer ya hû” biraz. Uzun yol şarkıları, Attar alacaksın kuş dilini çözmek için. Değil mi ki senin de bir padişahın var. Uzakta. Onun için çıkmamış mıydın yola? Öyleyse Prens Mişkin budalalığı al biraz, Holden Caulfield’dan müdanasızlık, Hz. Ömer’den öfke. Cyrano’dan “İstemem eksik olsun,” tiradını almayı unutma. Korkup titrediğin zaman hüdhüd sesiyle Hz. Ali’den dayanma gücü. Talep alacaksın, aşk, mağrifet, ve hayret elbet. Kuşlar bile padişahlarına giderken neler almışlar; sen bunları almışsın çok mu? Haksız eleştirililerden üşürsün diye, Şeyh Galib'ten Temmuz güneşi, can nuru koy çantana. Civanperçemi ve biraz tebessüm al tabii; hamakat karşısında gülüp geçebilmek için.

    “Ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerden”

    Özgürlüğü de çok abartıp üzerinde baskı hissetmeni istemem. Özgürlük gönül dinginliğinden, mutmain bir ruhtan başka nedir ki? “İstemem eksik olsun,” diyebilenden daha özgürü var mı şu dünyada. Özerk olmayı da deneyebilirsin. Başarının, şunun bunun sırrını vermeye çalışanlara kulak asma sakın. Bu bir sır olsaydı paylaşmak istemezlerdi elbet. Sen kendi sırrını kendin bulacaksın. Senden zamanın ruhuna (Zeitgeist) uymanı da isterler; moda denilen o puta. Zamana uymak demek, ona boyun eğmek; ikbal karşısında çözülmek, kimliğinden soyunmak değil, zamana kendi varlığını sürekli hatırlatmaktır.
    Görüyorsun ya, söz konusu gençlik olunca hemen gevezeleşiyor insan. Kendi gençliğini yoğurma zahmetini gösteremeyenler, başkasına gelince ne kadar kolay konuşabiliyorlar değil mi? Herkes kendi boşluğunu başkasının hayatıyla ne kolay dolduruyor.
    Bana sorarsan bunların hiçbirine kulak asma. Kendi masalını, kendine ait kelimelerle, kendin inşa et. Yolda olduğunu unutmadan dilediğin kadar oyalan. Varacağın yeri küçük görenlere aldırma. Kendi seçtiğin yol verecektir seni sana.
    Acele etme. “Dile ki uzun sürsün yolculuğun/ Serüven dolu, bilgi dolu olsun/ Nice yaz sabahları olsun/ Eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde/ Ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerden”*

    * Kavafis’in “İthaki” şiirinden
  • Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirecek cesareti, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenecek sabrı ve ikisini birbirinden ayıracak aklı ver.
    Mümin Sekman
    Alfa Yayınları, Mumin Sekman
  • Köyün birinde kuraklık olmuş... Ne tarlaları
    canlandıracak, nede hayvanların içebileceği bir damla su varmış... Tam bir kuralık havası hâkimmiş. Çaresiz köylüler, çareyi Hak kapısında aramışlar...
    Çoluk çocuk herkes toplanmış, yanlanna hayvanlarını da alarak, yağmur duası için kırlara çıkmışlar...
    Köyün imamı eşliğinde tövbe ve istiğfar edip
    Allah'tan merhamet dilemişler. Henüz onlar ellerini indirmeden, Allah'ın inayetiyle gök gürlemeye başlamış.
    Köy halkı da sağanak yağmur alanda sırılsıklam olmuş. Sadece şirin bir kız çocuğu ıslanmamış!
    Çünkü dua edince yağmurun yağacağına bir tek o, gönülden inanmış ve yanına minicik şemsiyesini
    almış.