Bilhassa yapılmış gibi duruyorlar. İşte buradalar. Gerçek değil, bu kadar da olamaz diyorum, sonra bakıyorum etrafı kuşatmış bu ne olduğu belirsiz zibile, bu kadar da gerçek gibiler, hem vallahi hemi de billahi. Bir günbatımının havada asılı kalmış hayâli artık parçaları desem bu boşlara, yine beyhude yapmış olurum kıymetli zamanıma. Lafcağızım duvara çarpar da yine kendine döner bu mübarek ilkbaharın son deminde. Hiç olmamaları gereken bir yaşam vardır bazı bazılarının, lâkin bütününü işgal etmiş bir güruh olmanın verdiği zevk-i hasbihal ile saldırır da saldırır bu sorguç dünyamıza. Oysa ne güzeldik; bir sen, bir ben, bir de buzlu viskimizim aydınlık geleceği. Belki de bir cüruftu her şeyi zehir eden. Muazzamlığı bertaraf etmek üzere nefes alıp veren istilacı bir virüstü bu gördüğümüz belki de. Ah bu her yeri saran nadide sarmaşık. Hangi karanlık çağ senin yanında aydınlık kalır hiç bilemem. Beyin desem bulunmaz, gaye desem tabiatında hiç yoktur böyle bir hadise, ne olduğuna dair yormaz kendini, tembellik ruhudur fakat bulunmaz hint kumaşıdır kendince alem-i cihanda. Al birini vur ötekine. Ah cühela vah cühela. Nasıl da sardı dört bir yanımızdan bu karanlık rüzgar, titretti bizi.. Başımı kaldırsam karşımda bir cehalet abidesi, niyeti bozsam da bir münafık kitaba fukura yârim yine çıkar ortaya, işte burada bir alıntı yapayım desem, kuşatmış yine akışı ey mel'un, şeytan taşlasam şeytan güler halime, ne etsek de anlatabilsek bir gereksize gereksiz olduğunu. Fakat tüketmez nesli, çoğunluğun kucağında kalırız biz yine bir gereksiz olarak.