Gereksizlik ilkesi
Bilhassa yapılmış gibi duruyorlar. İşte buradalar. Gerçek değil, bu kadar da olamaz diyorum, sonra bakıyorum etrafı kuşatmış bu ne olduğu belirsiz zibile, bu kadar da gerçek gibiler, hem vallahi hemi de billahi. Bir günbatımının havada asılı kalmış hayâli artık parçaları desem bu boşlara, yine beyhude yapmış olurum kıymetli zamanıma. Lafcağızım duvara çarpar da yine kendine döner bu mübarek ilkbaharın son deminde. Hiç olmamaları gereken bir yaşam vardır bazı bazılarının, lâkin bütününü işgal etmiş bir güruh olmanın verdiği zevk-i hasbihal ile saldırır da saldırır bu sorguç dünyamıza. Oysa ne güzeldik; bir sen, bir ben, bir de buzlu viskimizim aydınlık geleceği. Belki de bir cüruftu her şeyi zehir eden. Muazzamlığı bertaraf etmek üzere nefes alıp veren istilacı bir virüstü bu gördüğümüz belki de. Ah bu her yeri saran nadide sarmaşık. Hangi karanlık çağ senin yanında aydınlık kalır hiç bilemem. Beyin desem bulunmaz, gaye desem tabiatında hiç yoktur böyle bir hadise, ne olduğuna dair yormaz kendini, tembellik ruhudur fakat bulunmaz hint kumaşıdır kendince alem-i cihanda. Al birini vur ötekine. Ah cühela vah cühela. Nasıl da sardı dört bir yanımızdan bu karanlık rüzgar, titretti bizi.. Başımı kaldırsam karşımda bir cehalet abidesi, niyeti bozsam da bir münafık kitaba fukura yârim yine çıkar ortaya, işte burada bir alıntı yapayım desem, kuşatmış yine akışı ey mel'un, şeytan taşlasam şeytan güler halime, ne etsek de anlatabilsek bir gereksize gereksiz olduğunu. Fakat tüketmez nesli, çoğunluğun kucağında kalırız biz yine bir gereksiz olarak.
Düşünce
hazret-i ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı iftar sonrası çay ve sigaralardan hazret-i ali kale bile almazdı şu bitirme tezini
Edebiyat
Artık dünyadaki her şey seninle bağ­lantılı Muazzez. Sabah güneş doğuyor, diyorum; Muazzez de aynı böyle; dünyada bir tane. Bir derin nefes alıyorum, diyo­rum şimdi olaydı, kokusu burnumdaydı. Yüzümü yıkıyorum, su diyorum, sanki Muazzez’in elleri yüzümde geziyormuş gi­bi. Bahçedeki söğüt rüzgârda sallanıyor; diyorum “Muazzez bu, bu onun saçları.” Dalına bir kuş konuyor, diyorum gel­di, kuş oldu da geldi. Az ilerde bir gül görüyorum, diyorum bu Muazzez’in dudakları değilse ben de insan evladı değilim. Başımı gündüz yukarı kaldırsam gözlerinin karası, gece kaldırsam saçlarının siyahı. İyi ki bitmiş hakikaten. Bitmeseydi sabah kalkar, yüzüne bakar, saçını koklar, dudağından öper güne öyle başlardım mesela. Ne sıradan. Hiç yaratıcı değil. Ufkumu açtın Muazzez. İçimdeki üçüncü sınıf şairi uyandır­dın. Bitmeseydi, şu saatte sarılıp uyuyorduk, bak şimdi seni sayıklıyorum.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Hicretsizlik
Hazret-i Ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı İftar sonrası çay ve sigaralardan. Hazret-i Ali kaale bile almazdı şu bitirme tezini.
Başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan şu en çok yapışkan, çok sırnaşık ve sürtük ey bin kocadan arta kalan ekonomik kalkınma ey sehersiz, kuşluksuz, şafaksız uyanmalarım Ruhü'l-Kudüs dudaklarımızı okuyor uzaktan ne gelir elimizden türk şiirinden başka
Alıntı
başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan şu çok yapışkan, çok sırnaşık ve sürtük (…)
Elyesa Koytak
Elyesa Koytak