• Savaş Kuralları
    (10) Riya İçin Savaşan Kimse Ateştedir!
    (26) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Kıyamet günü aleyhine ilk hüküm verilecek kimseler şunlardır:

    −Birincisi şehit olmuş kişidir. O huzura getirilir, Allah ona nimetlerini hatırlatır, o da ihsan olunduğu bütün nimetleri hatırlar.

    Kendine:

    −Bu nimetlere karşı sen ne yaptın? buyurur.

    O kul:

    −Senin yolunda cihad ettim, nihayet şehit edildim! der.

    Allah:

    −Yalan söyledin, aksine sen cesaretlidir denilmek için savaştın ve sana öyle de denildi buyurur. Sonra emir verilir de bu kimse yüz üzeri sürüklenir ve sonunda cehenneme atılır!..’ buyurdu.”

    Müslim 1905/152

    (11) Kâfir, Müslüman Olduktan Sonra Öldürülmez!
    (27) Mikdad bin el-Esved (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    “Ya Rasulallah! Ben kâfirlerden bir kişi ile karşılaşıp vuruşsam o da benim iki elimden birini kılıçla vurup koparsa, sonra bir ağacın arkasına sığınıp:

    −Allah için Müslüman oldum dese, bu sözü söyledikten sonra ben onu öldürebilir miyim? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hayır, onu öldürme!’ buyurdu.

    Mikdad bin el-Esved (Radiyallahu Anh):

    −Ya Rasulallah! O benim iki elimden birini kopardı ve o sözü elimi kopardıktan sonra söyledi! dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Onu öldürme! Eğer öldürürsen, o kimse sen onu öldürmeden önceki senin durumunda, sen de o kimse o sözü söylemeden önceki durumunda olursun!’ buyurdu.”

    Buhari 3760, Müslim 95/155

    (28) Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi Cuheyne kabilesinden el-Huraka boyu üzerine cihada gönderdi. Bizler sabah vakti o kavme baskın yaptık ve onları bozguna uğrattık. Ben, Ensardan bir kimseyle beraber onlardan bir adama yetiştik. Biz onu kuşatıp yakalayınca o, La İlahe İllallah dedi. Bunun üzerine Ensarlı ondan elini çekti. Fakat ben mızrağımı ona sapladım ve onu öldürdüm!

    Medine’ye geldiğimizde, bu olay Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaştı da bana:

    −‘Ya Usame! Sen adamı La İlahe İllallah dedikten sonra öldürdün öyle mi?’ buyurdu.

    Ben:

    −Ya Rasulallah! O bu söze sığınarak ölümden kurtulmak için söyledi! dedim.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Sen onu La İlahe İllallah dedikten sonra öldürdün öyle mi?’ buyurdu ve bu ifadeyi bana durmadan tekrarlıyordu.

    Nihayet ben:

    −Keşke bu günden önce Müslüman olmasaydım! diye temenni ettim.”

    Buhari 6720, 6721, Müslim 96/158, 159

    (12) Ezan Okunan Yere Baskın Yapılmaz!
    (29) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fecir tulu ettiğinde baskın yapardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ezan okunup okunmadığını dinlerdi. Eğer bir ezan sesi işitirse baskından vazgeçer, ezan sesi işitmese baskını yapardı. Bir gün bir kimsenin, Allah-u Ekber Allah-u Ekber dediğini duydu.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Fıtrat üzeresin’ buyurdu.

    Sonra o kimse:

    −Eşhedü Ella İlahe İllallah, Eşhedü Ella İlahe İllallah dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Ateşten çıktın’ buyurdu. Sonra baktılar ve onun bir davar çobanı olduğunu gördüler.”

    Müslim 382/9

    (13) Kıtalden Önce İslam’a Davet
    (30) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Biz mescitte bulunduğumuz sırada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanımıza geldi ve:

    ‘Haydi, Yahudilere yürüyün!’ buyurdu.

    Biz onunla beraber çıktık, nihayet Beytu’l-Midras’a geldik.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayakta onlara şöyle nida etti:

    −‘Ey Yahudi topluluğu! İslam dinine girin ki selamette olasınız!’ buyurdu.

    Yahudiler:

    −Ey Ebu Kasım! Sen tebliğ görevini yaptın! dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Ben de zaten bu İslam’a girin selamette olun tebliğimin tahakkukunu istiyorum!’ buyurdu.

    Yahudiler yine:

    −Ey Ebu Kasım! Sen tebliğ görevini yaptın! dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Ben de zaten bu İslam’a girin selamette olun tebliğimin tahakkukunu istiyorum!’ buyurdu.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözünü üçüncü defa onlara söyledi ve:

    −‘Bilin ki arz Allah ve Rasulünündür. Ben sizi bu araziden sürgün etmek istiyorum! Bunun için sizden herkim kendi malından taşıyamayacağı bir şeyi olursa onu satsın! Yoksa iyi bilin ki arz Allah ve Rasulünündür!’ dedi.”

    Beytu’l-Midras: İçinde Tevrat okunan yere denir.

    Buhari 7218, Müslim 1765

    (14) Müşriklerden Fiili Yardım Alınmaz!
    (31) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir tarafına doğru sefere çıktı. Herratu’l-Vebere mevkiine vardığı vakit, cüret ve yiğitlikle namlı bir kimse, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e erişti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı onu görünce sevindiler. O kişi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaşınca:

    −Sana ittiba etmek ve seninle beraber ganimet elde etmek için geldim! dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

    −‘Allah’a ve Rasulüne iman ediyor musun?’ buyurdu.

    O adam:

    −Hayır, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘O halde dön! Ben bir müşrikten asla yardım istemem!’ buyurdu.

    Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:

    −Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yoluna devam etti. Şecere mevkiine vardığımız zaman o adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yine ulaştı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ilk söylediği şeyleri yine söyledi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de ona ilk söylediği şeyleri söyledi ve:

    −‘O halde dön! Ben bir müşrikten asla yardım istemem!’ buyurdu.

    Adam geri döndü fakat Beyda mevkiinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yine geldi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona ilk söylediği şeyleri söyledi ve:

    −‘Allah’a ve Rasulüne iman ediyor musun?’ buyurdu.

    Bu sefer adam:

    −Evet, iman ediyorum dedi.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘O halde yürü!’ buyurdu.”

    Müslim 1817/150

    (15) Müşriklerden Silah vb. Araçları Ödünç Almak
    (32) Yağla bin Ümeyye şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu:

    −‘Sana elçilerim geldiği zaman onlara otuz zırh ve otuz deve ver.’

    Yağla bin Ümeyye:

    −Ya Rasulallah! Bu malları bedeli ödenmek üzere mi istiyorsun? yoksa onları geri vermek üzeremi istiyorsun? dedim.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘İade edilmek üzere istiyorum!’ buyurdu.”

    İbni Hibban 4720, Ebu Davud 3566, Ahmed 4/222

    (16) Gayrı Müslimleri Cezireden Çıkarmak!
    (33) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    “Bana Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den şöyle işittiğini haber verdi:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Yahudi ve Hristiyanları elbette Arap yarım adasından çıkaracağım! Nihayet orada Müslümandan gayrı hiç kimseyi bırakmayacağım!’ buyurdu.”

    Müslim 1767/63

    (17) Savaşta Casusluk Edenlerin Öldürülmesi!
    (34) Seleme bin el-Ekva (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seferde iken müşriklerden bir casus geldi, sahabelerin yanına oturdu ve onlarla konuşmaya durdu. Sonra dönüp gitti.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Onu bulun ve öldürün!’ buyurdu. Onu Seleme bulup öldürdü. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de casusun devesini diğer savaş eşyalarını Seleme’ye ganimet harici olarak verdi.”

    Buhari 2845, Müslim 1754/45

    (18) Halifenin Savaşanlara Savaş Adabını Vasiyet Etmesi
    (35) Bürde (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir orduya yahut bir seriyyeye bir komutanı emir yaptığı zaman ona özel olarak Allah’tan sakınıp takvaya sarılmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiyede bulunurdu.

    Sonra:

    ‘Allah’ın adıyla Allah’ın yolunda savaşınız! Allah’a iman etmeyen kâfirlerle savaşınız! Savaş yapınız, ancak ganimetlerde hıyanetlik yapmayınız! Ahitlerinizi bozmayınız! Öldürdüklerinize müsle yapmayınız! Çocukları öldürmeyiniz! Müşriklerden düşmanla karşılaştığın vakit onları üç haslete davet et! Bu üç şeyden hangisinde sana icabet ederlerse onlardan elini çek!

    Sonra onları İslam’a davet et! Eğer onlar bu hususta sana icabet ederlerse onlardan bu icabeti kabul et ve kendilerinden elini çek! Sonra onları kendi yurtlarından muhacirlerin yurduna göçmeye çağır! Onlar eğer bunu yaparlarsa, Muhacirlerin lehine olan şeyler onların da lehine, Muhacirlerin üzerinde ki mükellefiyet ve sorumluluk onlara da olacak şeklinde haber ver!

    Eğer kendi beldelerini terk etmekten imtina ederlerse, bu takdirde Müslüman bedeviler gibi olacaklarını, Müslümanlar üzerindeki cari Allah’ın hükümlerinin onlar için de cari olacağını kendilerine haber ver! Müslümanlarla beraber cihad etmeleri hali müstesna onlara ganimetten ve feyden hiçbir şey ayrılmayacaktır! Eğer onlar bu Müslüman olma teklifini kabul etmezlerse, bu takdirde onlardan cizye iste!

    Şayet onlar bu cizyeyi vermek hususunda sana icabet ederlerse, sen onlardan bunu kabul et ve onlarla savaşmayı bırak! Eğer onlar Müslüman olma veya cizye verme teklifini kabul etmezler ise, o zaman Allah’tan yardım iste ve onlarla savaş! Bir kale ahalisini kuşattığın ve onlar da senden kendilerine Allah’ın ahdini, Nebisinin ahdini tayin etmeni istedikleri vakit, sakın sen onlara Allah ve Nebisinin ahd ve zimmetini tayin etme!

    Lakin sen onlar için kendi zimmetini ve arkadaşlarının zimmetini kararlaştır! Çünkü sizlerin kendi ahitlerinizi ve arkadaşlarınızın ahitlerini bozmanız, Allah’ın ahdini ve Nebisinin ahdini bozmanızdan daha hafiftir. Sen bir kale ahalisini kuşatır ve onlar da senden kendilerini Allah’ın hükmüne indirmeni istedikleri zaman, sen onları Allah’ın hükmüne indirme! Fakat sen onları kendi hükmüne indir. Çünkü sen onlar hakkında Allah’ın hükmüne isabet ettiğini veya isabet etmediğini bilemezsin!’ derdi.”

    Müslim 1731/3

    (19) Komutanın Askerlerini Teftiş Etmesi
    (36) Ebu Berze (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir savaş yolculuğunda idi. Allah ona ganimet verdi.

    Ashabına:

    −‘Sizler herhangi bir kimseyi kaybettiniz mi?’ buyurdu.

    Sahabeler:

    −Evet, falan, falan ve falanı kaybettik! dediler.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tekrar:

    −‘Sizler herhangi bir kimseyi kaybettiniz mi?’ buyurdu.

    Sahabeler:

    −Evet, falan, falan ve falanı kaybettik! dediler.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tekrar:

    −‘Sizler herhangi bir kimseyi kaybettiniz mi?’ buyurdu.

    Sahabeler:

    −Hayır, dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Fakat ben Cüleybîb’i kaybettim onu arayınız!’ buyurdu. Cüleybîb şehitlerin içinde arandı. Nihayet onu öldürdüğü yedi kişinin yanında ölü olarak buldular. Öldürülen kimsenin adamları onu öldürmüşlerdi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun yanına geldi ve üzerinde durup:

    −‘Cüleybîb yedi kişiyi öldürdü, sonra da kendisini öldürdüler. ‘Bu bendendir ben de ondanım, bu bendendir ben de ondanım’ buyurdu.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu iki bileğinin üzerine koydu onun için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in iki bileğinden başka hiçbir şey yoktu.

    Ravi: Şehit için bir çukur kazıldı ve kabrine konuldu dedi de yıkamayı zikretmedi.”

    Müslim 2472/131

    (20) Düşmanla Karşılaşmayı Temenni Etmemek!
    (37) Abdullah bin Ebi Evfa (Radiyallahu Anh), Ömer bin Ubeydullah’a bir mektup yazdı. O mektubu ben okudum şöyle idi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp:

    −‘Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz. Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!’ buyurdu.

    Sonra da:

    −‘Ey bulutları yürüten, ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et’ buyurdu.”

    Buhari 2772, Müslim 1742/20

    (38) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit, sabrediniz!’ buyurdu.”

    Müslim 1741/19

    (21) Savaş Etmeden ve Ona Niyet Etmeden Ölenleri Zem!
    (39) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Savaşmadan ve kendi kendine savaşma isteği ile konuşmadan yani, savaşa niyet etmeden ölen kimse münafıklıktan bir şube üzere ölür!’ buyurdu.”

    Müslim 1910/158

    (22) Kişiyi Savaştan Alıkoyan Özür
    (40) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Tebük savaşından dönüp Medine’ye yaklaştığımızda:

    ‘Medine’de öyle topluluklar var ki, sizin yürüdüğünüz her yerde, sizin geçtiğiniz her vadide şüphesiz onlar da sizinle beraber idiler’ buyurdu.

    Sahabeler:

    −Ya Rasulallah! Onlar Medine’dedir dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Onlar Medine’dedir, ama onları Medine’de özür alı koydu!’ buyurdu.”

    Buhari 4122

    (41) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Bir savaşta biz, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Medine’de öyle kimseler var ki, yürüdüğünüz her yolda, kat ettiğiniz her vadide muhakkak onlar sizinle beraberdirler! Onları hastalık hapsedip menetmiştir!’ buyurdu.”

    Müslim 1911/159
  • -Muhsin Yazıcıoğlu vefatından önce 33 askerimizin öldürülmesi olayıyla ilgili hangi çalışmaları ve görüşmeleri yaptı? Bu olayı araştırarak nasıl bir yere varmak istiyordu?
    -Dağlıca Baskını'nı ilk haber alan ve Cumhurbaşkanı'na telefon ederek haber veren Yazıcıoğlu, bu baskından sonra askerlerle hangi konuları tartıştı?
    -Dağlıca Baskını'nın bilinmeyenleri ve istihbarat raporları...
    -Devlet Denetleme Kurulu raporunda ortaya çıkan skandallar ve şüpheler...
  • 112 syf.
    Şamil Basayev, 14 Ocak 1965 yılında dünyaya gelmiş, 1987 yılında mühendislik eğitimini almaya başlamış ve daha sonra ticaret hayatına atılmıştır. Ardından bir süre siyasetle ilgilenmiş ve bakanlıkta 1 senelik tecrübesi olmuş ve bundan istifa etmiştir. Bunun yanında devlet başkanlığı tecrübesi de edinmiş bundan da istifa etmiştir. 9 Temmuz 2006 yılında İnguşetya’da bindiği aracın infilakı neticesinde Rabb'ine kavuşmuştur.
    Basayev, kod adı Emir Abdullah Şamil; Allah’ın kulu ve askeri Şamil. Şu alınan isim bile davasının özeti…

    Çeçenistan’ın baskenti Grozni.-Şu an böyle olduğu için bunu böyle ifade ediyorum. Oysa savaştan evvel Rusların cirit attığı bir yerdi.- 6 Mart sabahı oldu; Çeçenler daha önce de gelmişlerdi. Ancak 1994 yılı, 6 mart sabahı gerçekleşti Grozni Baskını. Pavel Graçov bunun üzerine küçük düştü zira saldırıdan 1 gün önce yani 5 Mart 1994’te “Çeçenlerin sindirildiği” bilgisini vermişti ve “dağlık arazide ele geçirildiğini”.
    7 Mart’ta Grozni’nin 3/2si ele geçirildi. -1 günde Grozni ele geçirilmiş oldu.-
    Çeçenler rehineleri 3 gün tutuyor ve rehinlelerle şehri terk ediyorlar. Bu 3 günün sebebi ise sözünden dönüp duran Rus hükümeti, sözler verirken bir yandan da Çeçenistan’a işgalini sürdürüyor. Cahar Dudayev, Rus kanalını ele geçiriyor “Çeçenistan’dan çıkmazsa sıra Moskovaya gelecek” diyor, Boris Yeltsin’e. O sıra devlet başkanı olan Yeltsin, başarısızlıkla suçlandı. ABD başkanı Clinton olanları dinledi ve hayretlere düştü. Rusya’nın neden başarısız olduğunu öğrenmek için 1991’e gidelim;
    Sovyetlerin bitişi: Çeçen lideri 1991’de Dudayev seçildi. Çeçenler bağımsızlığını ilan etti. 2 yıl sonra Rusya’da muhalif gruplar oluştu. Kafkas eteklerinde mısır ambarı petrol ve doğalgaz, Azeri petrolleri Rusya’nın en büyük petrol rafineri Grozni’de. Ruslarda ayrıca "içerideki azınlıklar da bağımsızlık isteyebilir" düşüncesi vardı ve Rusya bir Sovyet gibi dağılmak istemedi. Dudayev’e düzenlenen suikastlar devam ederken Boris Yeltsin, 11 Aralık 1994’te ordu gönderdi. Ruslar tarafından 2 saatte alınması planan Grozni iki sene alınamadı. – Buraya kocaman bir gülücük.- Çeçenler, Kafkaslarda Rusya’ya başkaldıran ilk topluluk. Nefretin kökü 1783 Moskova’daki Çar’a başkaldıran Şeyh Mansur ve Şeyh Şamil.
    -Şeyh Şamil, aynı zamanda Şamil Basayev’in de isim babasıdır. Kaynak eser için bkz: Şeyh Şamil ve Çeçenistan-
    1944, 23 Şubat sabahı Stalin 800 bin Çeçen’i, Sibirya ve Kazakistan’a 13 sene sürgün olarak yerleştirdi. Gelenek ve dinlerini; karakterlerini bu uzun sürgünde dahi korudular. Budenovsk eylemi Haziran 14; tabutlara yerleştirilen 150 Çeçen asker ve Rusların 6 ay evde izlediği savaş. Çeçenistan’da ölen 30 bin insan. Çeçenler, 1500 rehine tutuyor.
    Rusya Başbakanı Viktorn Çernomirdin bu sırada Kanada’da G7 Zirvesinde. Rus birlikleri 2 sefer düzenledi. Rus birlikleri 11 aralık 1994 yılında gelen Çeçenistan’a terör düzenleyerek 36 saatte 5 telefon konuşması yapılıyor. Sözler yine tutulmuyor ancak bu sırada yapılacak bir şey de kalmıyor. 150 esirle dönülen otobüs yolda birkaç kere durup kalkıyor; Basayev yitik.
    Basayev, bu olaydan sonra tekrar ortaya çıkıyor ve hatta röportajlar veriyor, ki tüm bu bilgiler de Rus ve Çeçen askerlerinin görüşleri, konuşmaları üzerine derlenen bir belgesel neticesinde elbette kitabın önsözünde yer alan bilgilerle derlediğim yansız ifadelerdi.
    Şimdi gelelim 10 yıl sonrasına yani 2004 Kuzey Osetya; Baslen Baskını’na. Bu baskından evvel Grozni Baskınını anlatmış ancak detaylara girmemiştim. Grozni Baskını’na geri dönerek, bu baskını da detaylandırayım.
    Grozni Baskını, Cahar Dudayev’in komutasındaki Çeçen direnişçilerin aslında Moskova’ya girme planını içeren bir baskındı. Bu baskının nedeni de Rusların Çeçenleri yok saymasıydı. Ruslar, her gün bir oyalama taktiği ile devam ettikleri görüşmelerle Çeçenleri hiç hükmünde gördüler ve Moskova’ya gitmek üzere yola çıkan Çeçenlerin içinden bir muhbir bunu Ruslara bildirdi. Henüz Moskova’ya varamadan yakalanan Çeçenler ise mecburi olarak Grozni’de direnişlerini sürdürdü. Başından beri sesini duyurmak isteyen Çeçenler için tek çıkar yol; hastaneyi basmaktı. Bundan evvel yapılan tüm Rus baskınlarında hastaneler, okullar, evler gibi sivillerin bulunduğu yerler hedef alınıyor ve böylece Ruslar kolaylıkla seslerini duyurabiliyor taraftarlarını sayıca ve nitelik anlamında artırabiliyorlardı ancak Çeçenlerin hiç böyle bir girişimi olmamıştı. Grozni Baskını’nda hastane basan ve bunun üzerine konuşmalarda “rehinelerin can sağlığını” öne süren Basayev, Rusların hiç umrunda olmadığını görmüştü, zira kayıtlarla da sabittir ki helikopterle hastaneye bombalar atılmış; sözde rehinelerin can güvenliği sağlanmaya çalışılmıştı. (!)Onların umrunda olan insanlar değildi yalnızca hükümet itibarıydı, daha çok sömürüydü.
    Şimdi K. Osetya’ya gelelim elimize bir dürbün alıp on yıl sonraya 2004’e bakalım, Çeçen direnişçilerin yine sesini duyurmak için yapmak zorunda kaldığı bir direniştir. 1 Eylül günü okulların açılışıdır Osetya, Beslan’da. Çeçen direnişler başta rehinelerin yemek ve su gibi ihtiyaçların almasına müsaade etmediler, ardından doktor çağırdılar. Rusya’da ve tüm dünyada buna hayretle bakıldı; “Nasıl yemek ve su verilmez” diye. Bu, meseleyi anlamamış insanların bakış açısıdır. Orada oturup toplantı yapmaya, sohbet etmeye değil birincil pekiştireç yoluyla sözlerini dinletmeye gittiler. Can tehdidi altında olmayan siviller için hükümet ya da halk neden endişe etsin ve gözlerini oraya yöneltsin? Orada ölenler masum değiller miydi? Belki masumdu, belki değildi. Bu konuda kesin bir netlikte cevap veremiyorum. Tıpkı Çeçenistan’da ölen siviller için düşündüğüm gibi. Gayb bir muamma olduğu gibi belki mazi daha büyük bir muammadır. Ancak ölen masum siviller, askerlerin asıl suçlusu burada Ruslardır. Ölen Rus askerlerinin sorumlusu da Ruslardır zira buna zemin hazırlayan buna mahal veren kendileridir. Ölen masum Rus askerinin ne suçu vardı? Masum… Masumsa ne suçu olabilir ki? Elbette hiç, Beslan ve Grozni Baskını’ndan sonra birçok Rus askeri Çeçenlerin yanında yer aldı, demek burada Çeçenlerin ikna edici bir yanı vardı. Kadınları ve çocukları tuttuğu için Şamil Basayev’i suçlu tutuyorlar -asla öldürmemiştir, bununla ilgili kendi açıklamaları vardır, öldürülen çocuklar Rus askerlerinin elinde ölmüştür. Böyle bir şeyin ifadesi iftiradan başka bir şey değildir zira yansız haber yayınları da bunu ifade etmiştir.- ve hatta terörist diyorlar, buna Basayev’in kendisi cevap versin zira bence en çok onun hakkı var;
    “O gün 300 Rus askeri öldürdük. 3 helikopter düşürdüm. Onlar bize saldırdıklarında ilk olarak hastahaneleri, doğum evlerini, petrol kuyularını vuruyorlardı. Biz zorunlu olduğumuz için hastahaneye girdik. Onlar burada gelip yaşlıları çoluk çocuğu öldürürlerken dünya neredeydi? Onlara niye terörist demediler? Bugün insanların bana terörist demeleri umurumda değil. Benim ne yaptığımı Allah biliyor. Ben halkım için savaşıyorum. İnsanların ne düşündükleri umurumda değil.”
    Zorunlu dediği aslında yakalanma durumu, muhbirler ve sair musibetler gelmeseydi buna yeltenmeyeceklerdi ve sesleri sivil halkla değil daha başka yollarla duyuracaklar ve -pek sanmıyorum ama- alacaklardı.
    Ne Grozni Baskını'nın ne Beslan Baskını’nın sorumlusu Basayev ve anlayışıdır. - Türkçesi bozuklar için düz cümle: Basayev ve anlayışı bu baskının ölülerinden sorumlu değildir.- Bu yüzden suçlu bulduğum da kendileri değildir. Suçlu bulduğum zihniyet tam olarak karşısında bulunan zorbalar. Basayev, bir röportajında cihadla ilgili olarak şöyle diyor;
    “Eğer Allah’ın çağrısı ve tehdidi bu insanların kalplerini titremediyse benim, yani Rabbine karşı son derece zayıf ve aciz olan Şamil’in onlardan bir yanıt beklemesi yanlış olur.”
    Öncü birliklerle savaşa giderken mayınlı tarladan geçen ve tüm vücuda sirayet eden mayın sonucunda bir ayağını kaybetmiş ve 7 sene boyunca işte böyle savaşmıştır.
    İşte cihad için böyle canla başla mücadele etmiş şerefli mücahid Basayev’in yazmış olduğu bu kitabı okumak benim için bir şereftir. Bu kitabı okuyana dek, “Belki mücahid değil, anlayışını bilmeden söylemek çok yanlış.” diye düşünerek okudum. Sonucunda vardığım kanı ise kendisinin Allah rızası için bunu yaptığıdır. Kur’an’ı okumuş, hadisleri çalışmış, tefsirler noktasında gayet bilgili bir beyefendi çıktı karşıma. Yaptığının ne manaya geldiğini biliyor ve bir DAEŞ teröristi gibi maksadını kafa kesip Allah rızası için diyerek örtbas etmiyor. Öyle farklı bir çizgide ki okurken hayranlık duydum zira söz-öz birlikteliğini görüyorum hem röportajlar hem icraatler, hem de kitabı yoluyla. Kitapta 69 ana başlık var ve tertemiz sade bir dil kullanılmış. Grozni Baskını ve sair gibi konular işlenmiyor, içeriğinde siyasi meseleler değil daha çok hayati meseleler yer alıyor. Temizlik, cihada hazırlık, önsezi, akıl, sevgi, tecrübe, sabır gibi meseleler ayetler ve hadisler ışığında ele alınıyor. Aslında çok derin meseleleri ele almış ve çok öz kesmiş ancak ben böyle bir eserin 700 sayfa civarı olması gerektiği kanaatindeyim. Zira bahsettiği her şey hem dayanaklandırılmış hem de uygulanmış şeyler. Bu sebeple daha fazla örnek ve izah yoluyla açmasını dilerdim.
    Basayev okursak ne kazanırız?
    -Sözüm inananlara elbette-
    Sanıyorum ki bir miktar kulbeden şu et parçasında iman denen nuru parlatmaya yarıyor. Kulluk bilinci biraz daha şahlanıyor, ömrünü vermiş bir adamla karşı karşıya hissediyorum kendimi. Irklara, milletlere zerre itibar etmem. Arap, Kürt, İspanyol, Yunan zerre önemli değil. Kürt’müş… Peh, çok da önemliydi Kürtlüğü. İnsanlar zürriyet-i Âdem’dendir ve ikiye ayrılır; iyiler ve kötüler diye. Bana iyiliği anlatan bir yan buldum beyefendi duruşuyla efsanevi komutan Şamil Basayev’de. Zürriyet-i Âdem'in iyilerinden.
  • Osman Batur kimdir? Nerede doğmuş ömrünü nerede geçirmiştir? Altay Kartalı olarak da bilinen Osman Batur nasıl şehit olmuştur? Doğu Türkistan davasının sembol isminin ailesine nasıl işkence edildi? İşte tüm bu soruların cevabı...

    Asıl adı Osman İslamoğlu idi. Batur, O'na mücadelesine nispetle verilmiş bir unvan, bir sıfattır."Kahraman ve cesur"anlamındadır. O, bu ünvan ve sıfatla özdeşleşmiş, böylece anılmaya hak kazanmıştır.

    Osman Batur, Doğu Türkistan'ın yetiştirdiği en büyük mücahittir. 20. Yüzyılda, Çin'e karşı en büyük mücadeleyi vermiş bir efsane... Adı bugün bile Pekin yönetimini titretmeye yeten tarihi bir şahsiyettir Osman Batur.

    Osman Batur'un güçlü ve heybetli bir yapısı vardı. 1.85 boyunda, kısa-kalın boynu ve yarı kapalı-kısık gözleri vardı. Kırışık kaş arası, yüzüne şahsiyetini yansıtıyordu. Çok az konuşurdu ve her konuda kendine güveni tamdı. 40 yaşına kadar hayvancılık ile uğraşmıştır.

    Bu büyük mücahid, ilk dini bilgilerini, âlim olan dedesinden alır ve hayatını takva ile geçirir. Cengâverliği, kendisinden önce Çinliler ile savaşmış büyük mücahid Böke Batur'un yanında öğrendiği rivayet edilir. Böke Batur'un şu sözü, Osman Batur'a ve mücahitlere ümit aşılamıştır:"Bir gün, biz kâfirleri yine çöllerin öbür tarafına atacağız. Sayıları Taklamakan Çölü'ndeki kum taneleri kadar olsa bile!"

    Osman Batur dillere destan bir yiğitlikle anıla gelmiştir. Hatta bir rivayete göre, Allah'ın yardımıyla, basit bir kementle uçak düşürmüş gözü kara bir kahramandır.

    ZALİM ÇİN'E BAŞKALDIRIŞI

    1940 yılında, Çin zulmü dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. O vakitlerde, şimdilerde olduğu gibi Türkistan genelinde halk, zulme ve kırıma uğruyordu. Halkın önderleri, âlimleri katlediliyor; mülkleri gasp ediliyor; camileri yakılıp yıkılıyordu.

    Köktogay bölgesinde, işgalci Çinli kaymakamın camiye çizmeleri ile girmesi üzerine halk, kaymakamı ve onlarca Çinli askeri öldürdü. Camilere tecavüz eden, Kur'an-ı Kerim'i yakan Çinlileri protesto eden ve zalimlere karşı boyun eğmeyen Doğu Türkistanlılar,"isyancı" oldukları bahanesiyle tutuklandılar.

    İş o raddeye geldi ki, resmî makamlar, Türk'lerin ellerindeki silâhları toplamaya başladılar. Osman Batur'un babası ve ailesinden bazı kişiler, silâhlarını Çin askerlerine teslim ettiler. Osman Batur, silahını teslim etmeyi reddederek: "Bu gün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, gelip alsınlar!" Dedi ve tek başına dağa çıktı.

    Osman Batur, zalimlere karşı mücadelen başka kurtuluş yolu olmadığına inanıyordu. Başlattığı mücadele, aynı gün destek gördü. Arkasından ilk gidenler, arkadaşı Süleyman ve büyük oğlu Şerdiman oldu.

    Silâhını Çinlilere teslim eden babası İslâm Bey, oğlu için hayır dualarını ve başarı dileklerini dile getirip oğlunu koruması için Allah-u Zülcelal'e dua ederken; Anası Ayça Hatun,"Ben oğlumu bugünler için doğurdum. Bizim canımız, bizden önce hayatını, bu dava uğruna feda edenlerin canından daha kıymetli değildir. Bizden sonrakilerin yaşaması için bizler de canımızı vermeye hazırız" diyerek, yaptığı konuşmalar ile hem oğluna destek oluyor hem de Müslümanları cihada davet ediyordu.

    Kısa zaman içerisinde, etrafında gözü pek insanlardan bir mücahit ordusu oluştu. Zelebay Telci, Nurgocay Batur, Kâseyin Batır, Canım Han Hacı, Süleyman Batır, Musa Mergen Aktepe, Sulibay, Ökürbay, Nogaybay, Ahid Hacı, Halil Teyci, Karakul Zalin... Bunlar mücahitlerden birkaçıdır. O artık, kendisine tabii olanların imamı, Osman Batur'u idi.

    1911 yılında, Çinlilere ve Ruslara karşı mücadeleye başlayan Osman Batur, bütün Altay topraklarının ve Doğu Türkistan'ın Çinlilerden ve Ruslardan kurtarılmasını amaç edinmişti. II. Dünya Savaşı yıllarında, Doğu Türkistan topraklarındaki Türkler'e yönelik baskıların kuvvetlenmesi ile birlikte, tepki hareketleri de kuvvet kazanmış ve Osman Batur'un yükselmesine zemin hazırlamıştı.

    MÜCADELESİNDE BAŞARISI

    Altayları Çinlilerden temizlemeye başlayan Osman Batur, 1943 yılında hedefine ulaşmış gözüküyordu. 22 Temmuz 1943'te Bulgun'da yapılan törenle Osman Batur Altay Kazakları'nın Han'ı ilân edildi. 1945'e gelindiğinde, Doğu Türkistan'da birkaç şehir haricinde, kontrol Doğu Türkistan Müslümanlarının eline geçmişti.

    Çinliler, yönetimleri altında bulunan meskûn bölgelerin birer birer elden çıkmakta olduğunu anlayınca, büyük bir ordu oluşturdular. Osman Batur ve beraberindeki mücahitler, sayıca kendilerinden 10 kat fazla ve modern silâhlarla donanmış düzenli orduya karşı savaşa devam ettiler.

    1949 yılında, Osman Batur daracık bir dağ bölgesine sıkışmıştı. Başlangıçta 30 bin savaşçı olan kuvveti 1950'de kadın ve çocuklar dâhil 3-4 bine inmişti. Son sığındığı yer, Gez Kurt bölgesiydi. Karakışta hayvanlar dağlarda barınamıyor, eteklere inmeye mecbur oluyorlardı.

    1951 Şubat'ında, komünistler yine bir baskın hücumu yaptılar. Kazakların büyük bir kısmı yine baskından kurtuldu. Osman Batur'un kızı Azpay'la birlikte, birçok kadın-kız komünistlerin eline geçti. Osman Batur onları kurtarmak için bir geçitte 200 kişilik bir düşman birliğine tek başına hücuma geçti. Çok sayıda düşmanı öldürdü. Ancak cephanesi bittikten sonra, Kamambal Dağı'nda yakalandı.

    Tung-Huang şehrine götürüldü. Ellerinden ve ayaklarından zincirlerle bağlanarak zindana atıldı. Her gün kesintisiz işkence görüyor, kendisine yardımcı olan Türkleri ele vermesi için sıkıştırılıyordu. Çeşitli işkencelerden sonra, bir atın üzerine bindirilip "Türkistan'ı, Çinlilerden kurtaracağım diyen adamın hâline bakın" diyerek, sokak sokak dolaştırdılar. Bu hâlde bile, son sözleri, bağımsızlık için mücadele edenlerin yolunu aydınlatacak bir meşale idi...

    Osman Batur, her sokakta "Ben ölebilirim ama dünya durdukça benim milletim mücadeleye devam edecek" diye haykırıyordu.

    SUÇU: DEVRİM DÜŞMANLIĞI...

    Çinliler, işe yarayacak bilgi alamayacaklarını anlayınca Osman Batur'u göstermelik bir mahkemeye sevk ettiler. Mahkeme, önceden verilmiş kararı, 19 Nisan 1951 tarihinde açıkladı: "Devrim düşmanlığı suçundan idam..."
    29 Nisan 1951 tarihinde, önce kulaklarını, sonra kollarını keserek, Urumçi'de kurşunlanmak suretiyle şehit edildi.
    Osman Batur idama götürülürken

    Doğu Türkistanlı yazar Abdurrahman Hacımelek, Osman Batur'un hayatını anlattığı bir makalesinde, yakalandıktan sonra şehid edilişini şu şekilde anlatıyor:

    "29 Nisan'da şahadete gidecekti büyük kahraman. O sabah, tabiat olayları normal seyrinin dışında idi, Urumçi'de hava kapkara idi. Çünkü baturlarının idamını protesto eden halk, ormanları yakmıştı. Çinli muhafızların gözlerinde, kendilerine doğru tüm heybeti ile yürüyen Osman Batur'a karşı korku beliriyordu, zorla meydana getirilen halk arasından tekbir sesleri geliyordu.

    Çinliler nişan almış bekliyorlardı. Osman Batur,"Allahu Ekber" dedi ve ardından kurşun sesleri geldi. Sanki namaz kılıyordu; önce dizüstü düştü, sonra alnı secdeye vardı. Bir rütbe daha kazanmıştı:"Şehidlik..."

    Oğulları Şerdiman ve Nebi ise cihada devam ediyordu. Büyük kahramanın oğulları da kendisi gibi destan yazmaktaydı. Çivili sopalar ve tüfekler ile uçaklara, tanklara meydan okuyorlardı. 1953 yılına kadar direnen oğulları, işgalci Çinliler ile yaptıkları anlaşma sonucu direnmeye son verdiler. Çin Komünist Partisi, tarihte bir ilki yapıyordu, yenildiğini kabul ediyor, anlaşmaya oturuyordu. Anlaşma şartlarından biri de Şehid Osman Batur'un naaşının teslimi idi. Nihayet naaş alınır, Köktogay bölgesindeki Kürti Ağulu'na defnedilir. Buraya yapılan türbe, sonraları, Çin uçakları tarafından çok kez bombalanacaktı.

    Büyük kahraman tekbirler ile şahadet şerbetini içmişti. Lakin kendisinden sekiz sene sonra, yine büyük çapta bir isyan başlatıp sonraları yakalanacak olan Fetheddin Mahsum, işkence sırasında sürekli"Allahu Ekber","Yaşasın Şarki Türkistan" dediğinden, idam edilmeden önce dili iğneyle dikilerek sehpaya getirilecekti."Ne ağır bir imtihandır, başındaki, Türkistan!"

    Belazuri, şöyle der, Türkistan için:"Allah'ın yeryüzündeki cenneti."

    Burada her şey destanlıktır. Mücahitleri, gölleri, dağları... Bu cennetin çocukları ağlıyor şimdi. Kadınları, yaşlıları ile 35 milyon, şehid intikamının alınması için bekliyor, yeni Osman Baturları, Emir Yakubları, Fetheddinleri...
    Çin, zulme devam etmiştir

    Osman Batur'un şahadetinden sonra da zalim Çinlilerin işkence ve zulümleri devam etmiştir.
    Osman Batur'un tek erkek kardeşi Delihan İslâmoğlu, istiklâl için giriştiği savaşta esir alınarak şehid edildi.

    Osman Batur'un ikinci hanımı, üç oğlu ve beş kızı da esir alındı. 18 yaşındaki kızı Kabiyra ile 14 yaşındaki oğlu Baybolla, anneleri Mamey'in gözleri önünde doğranarak şehid edildi. 11 yaşındaki oğlu Kariy ve 9 yaşındaki kızı Sapiyan, 20 metre derinliğindeki kuyuya diri diri atıldı. Evlâtlarına yapılan bu zulme, işkenceye ve katliama dayanamayan Mamey Hatun, aklını kaybetti ve olay yerinin yakınındaki nehrin azgın sularına kendini attı. Osman Batur'un; Şerdiman, Nimetullah ve Nebîisimli oğulları, babalarının şehit edilmesinden sonra da bağımsızlık savaşını devam ettirdiler.

    Şimdi ise Doğu Türkistan Halkı, hala Çin zulmü altında akıl almaz işkencelere maruz kalmaktadır. Fakat ikiyüzlü dünya, işkence gören, katliama uğrayan, zulüm altında inleyen Müslüman olunca görmezden gelmekte, ağlaşan mazlumları duymamak için sağır, görmemek için de kör taklidi yapmayı uygun görmektedir.
  • "... Fakat Hoca Efendi, zeka ve bilgi her şey değildir. Hatta zeka ve bilgi birer tehlikeli silahtır."
    Tarık Buğra
    Sayfa 180 - Reis Efendi
  • "Ne çare ki inanmamakla her şey bitmiyor."
    Tarık Buğra
    Sayfa 175 - İstanbullu Hoca Efendi
  • 208 syf.
    ·145 günde·Beğendi·10/10
    aslında bir saat içinde okunabilecek bir kitap. Lakin bir saatte okunur dedimse, etkisi, anlamı, geçerliliği, her Aziz Nesin kitabı gibi yıllarca sürecek bir kitap.

    “Aziz Nesin’in Aziz Nesin’den Seçtikleri” alt başlığı ile çıkmış; doğru yalan, pazarlama stratejisi ben bilmem. 22 öykünün ardına yine yazara ait 7 tane taşlama var. En yenisi yaklaşık 30 yıl önce yazılmış olmasına rağmen, sanki bu sabah baskından çıkmış, muhalif bir gazetenin köşe yazısı kadar taze. Akıl alır gibi değil. Her öykü ayrı güzellikte ve okurken tatlı bir tebessüm etmenize neden oluyor. Ancak memlekete tutulmuş bir ayna gibi bizi bize anlatırken, aynanın arkasındaki karanlığı fark edince ister istemez içinizi bir hüzün kaplıyor. Yıllardır süre gelen siyasal yaşam içinde sadece figürlerin değiştiğini, ana temanın her zaman aynı kaldığını ve bir arpa boyu yol gidemediğimiz gerçeği, yüzümüzde bir tokat gibi patlıyor. http://www.umutcalisan.com/...k-mu-aziz-nesin.html