• Sanırım hoş bir insan olarak algılanıyordum; sevilen, birlikte vakit geçirmekten hoşlanılan biriydim ve beni tanıyanların çoğu mutlu bir insan olduğumu söylerlerdi.
  • 1025 syf.
    ·10 günde·9/10
    https://i.ibb.co/7jghFLT/1.jpg

    Karamazov Kardeşler : Dostoyevski olağanüstü bir olaydır; belki de Rus bilincine özgü, eşi görülmedik bir olaydır, demişti Oğuz. Sonrasında da "Çirkin kitap yoktur, az Rus klasiği vardır." dedi. Haklıydı. Bugün burada sizinle bir yapbozu tamamlamak için bulunuyoruz. Bu yapbozun adı ise varoluş yapbozu.

    https://i.ibb.co/RvB530g/2.jpg

    İnsancıklar : Yapbozun ilk parçası benim, bilirsiniz ki bir yapbozu tamamlamak için genellikle en kolay parçalardan başlanır. Dostoyevskici evren, parçalar halindeki bir evrendir, parçaları da parçalar halindeki başka evrenleri içerir. O yüzden Dostoyevski yapbozuna başlamanın ilk adımı en acı adımlardan ilki olan İnsancıklar parçasıdır, değil mi Karamazov?

    Karamazov Kardeşler : Kesinlikle. Hatta okurlarımın beni tam olarak anlayabilmesi ve Dmitri, Fyodor, Gruşenka, Katerina karakterleri arasındaki açık uçlu ilişkileri öğrenebilmesi için zamanın eleştirmeni olan Belinski'nin de okuduğunda gözyaşı döktüğü İnsancıklar parçasından başlanması gerekir. Zaten insan, doğduğu anda gözyaşına boğulur belki de geleceğini hisederek. Bu yüzden hayat, gözyaşı havuzunda yüzmeyi bilenlere layıktır.

    https://i.ibb.co/PTr6G24/3.jpg

    Karamazov Kardeşler : Yüce İsa adına! Gözlerim çift mi görüyor?

    Öteki : Parçalarından biri de benim Karamazov. Bilirsin, İnsancıklar'dan sonra ben gelirim. Psikolojide alter ego adıyla geçen, "öteki ben" olarak da tanımlayabileceğimiz, görünmek ve olmak istediği bir insanla birlikte gezen bir insanı anlatırdım, Yakov Petroviç. Namıdiğer Bay Golyadkin. İnsancıklar kitabından sonra ne kadar eleştirilsem de yapbozda olmazsa olmaz bir parçayım bence.

    Karamazov Kardeşler : Bilirim, bilirim. Bilmez olur muyum! Zaten Dostoyevski'nin varoluş yapbozuna devam edilebilmesi için senin okunman gerekir 2. olarak. Çünkü sayfalarımın arasında anlattığım Ivan Karamazov ile Şeytan'ın karşılaşması, engizisyon başkanı ile İsa'nın konuşması bile bir "öteki ben" kümesine girer. Hatta sevgi ile nefret, zevk ile acı, alçakgönüllülük ile gurur bile birbirinin "öteki ben"idir bence. Dostoyevski'nin sıkça uyguladığı karşıtlıklar ile kurulan edebi metronomun sesi ilk olarak sende duyulur.

    https://i.ibb.co/Gc9gQYM/4.jpg

    Ev Sahibesi : Artık bir evim var, İnsancıklar ve Öteki sayesinde. Aynı zamanda devrimci bir grup olan Petraşevski grubuna da katıldı bu sırada beni yazan. Dostoyevski'nin bu kadar mali kriz içinde olduğu bir zamanda çektiği zorluklar arasında yazdığı bir kitabı anlatabilmek de çok zor doğrusu. Bilirsin Karamazov... Ordınov nasıl bakardı benim kitabımda?

    Karamazov Kardeşler : Sanki insanların en derin parçasına ulaşabilmek için bakardı Ordınov. İnsanın içindeki o sahipsiz varoluş parçasını bulabilmek için en derin bakışlarıyla bakardı karşısındakine. Okurun benim içimdeki karakterlerin bakışlarını ve anlık duygu değişimlerini tam olarak anlayabilmesi için yapboza Ordınov parçasını da koyması gerekir önce.

    https://i.ibb.co/HXQt07P/5.jpg

    Beyaz Geceler : Ah, ne güzeldir sadece St. Petersburg'da mayıs ile temmuz ayları arasında görülen gecelerin kararmaması olayı! Ne kadar şanslı bir ulusuz biz! Bembeyaz gecelerimiz olmuştu senle Karamazov, hatırla!

    Karamazov Kardeşler : İnsancıklar'dan sonra senle öğrendim yarım kalmayı, senle öğrendim yarımlarımı tamamlamam gerektiğini. En iyi buluşma yarım kalandır, dedim. Geceleri beyazlaştırdım, gündüzlerimi geceleştirdim senle birlikte. Günlerim birbirine girdi. Sen olmasan erkek ve kadın kalbinin derinliklerinden yukarılara da çıkamazdım. Çünkü içimde anlattığım en renkli Rus geceleri bile senin acı ve yarım kalmışlık eleğinden geçmiş birer özdür, dedim. Varoluş ise özden önce gelir, dedim. Bir kitap düşünün, kitapların yayın hayatları boyunca 'olacakları' varlık çizilmiştir. Onların özü ise Karamazov Kardeşler'dir ve bir ulusun, Rus ulusunun halk bilincini ve varoluşunu tamamen eline almıştır. Sartre sever miydin bu arada?

    Beyaz Geceler : Bayılırım!

    Karamazov Kardeşler : Nasıl seviyorsun yahu? Adam 1905'de doğdu. Sen ise 1848'de?

    Beyaz Geceler : Konu Dostoyevski ise gelecek bir teferruattan ibarettir. Çünkü o daha adı konmamış ve bilimin ancak çok sonra keşfettiği ve adlandırdığı telepatik, histerik, sanrılı, sapıkça fenomenleri keşfetmişti. Stefan Zweig böyle demişti biyografisinin 186. sayfasında. Böyle bir adamdan geleceği görmesi beklenemez mi?

    https://i.ibb.co/PGXF8fk/6.jpg

    Stepançikovo Köyü : Foma Fomiç'i tanır mısın Karamazov?

    Karamazov Kardeşler : Tanımam mı? Aslında Rus insanı içinde bulunabilen ve tam da yazımından etkilendiğim Gogol'ün tasarlayabileceği bir karakterdi Foma. Zaten içimde kurguladığım Fyodor Pavloviç Karamazov karakterinin uçarılıkları, Gruşenka'nın rahatlıkla alaya alınabilecek hareketlerini senden öğrenmiştim.

    https://i.ibb.co/3fy7jWY/7.jpg

    Ezilenler : Eziliyorum, çekilin üstümden! Çekilin!

    Karamazov Kardeşler : Ezilmeden, öğrenemezsin. Acı çekmeden varoluş yapbozunu tamamlayamazsın. Üstündeki kitaplar olmasaydı sen de olmazdın. Ezileceksin ki öyle öğreneceksin. Dmitri, Alyoşa ve Ivan Karamazov kardeşler bu konuda sana çok şey borçlu.

    I. Nikolay : Noluyo kardeşim, ne bu tantana? Devrimci Petraşevski grubuna katılanların cezası bugünden sonra idamdır!

    (Birkaç gün sonra I. Nikolay belki de Rusya'nın edebiyat geleceğini kurtarmak istercesine)

    I. Nikolay : Ya da hadi neyse, affettim Dostoyevski'yi. Ama sürgün cezasından kurtulamazsın!

    https://i.ibb.co/JsswzsY/8.jpg

    Ölüler Evinden Anılar : Çekmeyin, yahu! Çekmeyin beni... Ne yapıyorsunuz?

    Karamazov Kardeşler : Sen benim "ego"msun. Orta noktamsın. Hatta Dostoyevski'nin kitaplarını Ölüler Evinden Anılar öncesi ve Ölüler Evinden Anılar sonrası olarak ikiye ayırabiliriz. Aynı İsa Öncesi ve İsa Sonrası gibi. Ama benim oluşmamda çok büyük paya sahipsin. Senden öncesi tam bir tutku basamağıydı, yani "id"di. Senden sonrası ise kaçınılmaz bir süperego olacak. O yüzden kitaplar çekiyor seni. Sen ego olduğundan dolayı id ve süperego arasında gidip geliyorlar senin yönetimin altında. Kaçınılmazsın.

    Eğer Dostoyevski'nin omuzlarındaki melekleri görebilseydik, solundaki melekler Ölüler Evinden Anılar öncesi kitapları, sağındaki melekler ise Ölüler Evinden Anılar sonrası kitapları olurdu. Çünkü tez ile antitezin harmanlanıp bana dönüştüğü yerin tam da ortasısın! Renklerin geldiği yersin. Dostoyevski'nin beyninin sol ve sağ lobu arasındaki o saydam çitsin, okyanuslarda suyun karışmadığı yerleri kıskandıran o sınır sensin! Sen Rus ulusunun arafısın, senden öncesi cehennem ise senden sonraki Dostoyevski, Rus Tanrısına inanan, kurtuluşunu Ortodoks Rusya'da bulmaya çalışan cennetsi Dostoyevski'dir!

    Ölüler Evinden Anılar : Ben neymişim be abi!

    II. Aleksandr : Gözyaşlarına boğdu bu kitap beni! Nasıl bir kitap bu, Dostoyevski? Lanet olası federaller! Kaldırıyorum köylülerin köleliğini, serfliği! Kalmayacak bundan sonra özgür olmayan köylü! Milyonlarca köylü artık özgürdür!

    https://i.ibb.co/0msqnpf/9.jpg

    O sırada Dostoyevski ağzından köpükler saçıyordu. Sara hastalığını belki de en şiddetli yaşadığı zamanlardı hapishaneden sonrası. Sara olmasaydı Karamazov Kardeşler de olmazdı. Çünkü;

    "Siz sağlıklı insanlar, siz," diye vaaz eder coşkuyla, "krizden hemen önceki son anda saralının içine nasıl bir sonsuz haz duygusu dolduğunu asla bilemezsiniz." demişti Stefan Zweig'ın biyografi kitabının sayfalarında. (s.114)

    https://i.ibb.co/ZV4Qh65/10.jpg

    Yeraltından Notlar : Yerin üstünde keyifler nasıl?

    Karamazov Kardeşler : İnan ki, sen olmasaydın ben de olmazdım. Zirveyi senin sayende gördüm. Yeraltındaki ve en dipteki gözyaşlarıyla beslenerek büyüdüm. En derini seninle birlikte kederleriyle kazan insan aslında sevinçlerine bir kuyu potansiyeli oluşturur gibi düşünmüştüm.

    https://i.ibb.co/6Bc6ZDX/11.jpg

    Suç ve Ceza : İşte ben, id, ego ve süperegonun en net hissedildiği kitaplardan biriydim. Sonya ile masumlaştım, Raskolnikov ile Napolyon olmak istedim. Svidrigaylov ile gizemin ta kendisi oldum. Raskolnikov'un vicdan azabını bırakmayan Porfiri oldum. Ben baltaydım. Benle birlikte geçmişti Rus Edebiyatı uçuşa! Hatırla!

    https://1.bp.blogspot.com/...gL/s1600/1.resim.jpg

    Karamazov Kardeşler : Ben ise havaneliydim. Dmitri Karamazov'un gözünün döndüğü yerde senin sayende öğrenmiştim tutkuların ve nefretlerin en derinini. Senin sayende kleptomaniye savrulmuştum. Senin sayende vicdan azabının yoğunluğunu tüm dünyaya tanıtmıştım. Senle kurtulmuştu aslında Rus ulusunun geleceği...

    https://i.ibb.co/0YNhr8k/12.jpg

    Kumarbaz : Ruletteki kırmızı ile siyah renkleri arasında sanki ölüm ile yaşam arasında yuvarlanır gibi yuvarlanırdı Dostoyevski. Mali sıkıntıları arasında yazdığı ben olmasaydım, karşıtlıkların, kumar tutkusunun ve aşkın bir kumar olduğunun da farkına varamazdın!

    Karamazov Kardeşler : Bu kumarın krupiyesi benim! Ben topladım senden önceki kitapları buraya, çünkü onlar da iliklerine kadar mali zorluk içerisinde sürünüyordu. Hayatın kumar olduğu yerde Dostoyevski'nin oynadığı kumardan ne zarar gelirdi?

    https://i.ibb.co/R71LrNJ/13.jpg

    Budala : Suç ve Ceza'nın tamamlayıcı elementiydim. Raskolnikov'da eksik bırakılan ne varsa Mışkin tezatlığıyla sağlardım. Rogojin ve Nastasya Filippovna karakterleriyle tanıtıldım. Her zaman budala dendi bana. Ama I. Nikolay'ın Dostoyevski'yi idam cezasına çarptıracağı sırada affettiği yerde hissettiklerini belki de içimde anlattığım idam mahkumu sahnesindeki saniyelerde keşfedebilirdi okurum. Zaten saniyeleri saatleştiren adamdı Dostoyevski. 50 yaşında binlerce yıllık acı çekmiş demişti Zweig onun için.

    Karamazov Kardeşler : Sen olmasaydın Suç ve Ceza tamamlanamazdı! Suç ve Ceza bir aksonsa, sen ise bir dendrittin insanın sinir hücreleri gibi. Akson ile dendritler arasında gidip gelen edebi stimülasyonlarımı senin aracılığıyla keşfettim.

    https://i.ibb.co/k21Kdn7/14.jpg

    Ecinniler : Neçayevizmi benle tanıdı Rus okuru. Zaten Dostoyevski'nin amacı da buydu. Rusya'yı, Rus bilincini, Rus halkı olabilmeyi ve ben-insan'dan evrensel-insana geçişi anlatmak istiyordu. Aynı Hz. İsa gibi! Ben ise ahlak ile politikanın birleştiği noktaydım. Entelijansiya kesimini ben tanıttım. Karamazov Kardeşler'deki çeşit çeşit katmandan insanı tanımak isteyen okur beni es geçmemeli! Bakın, nasıl da heybetliyim bir siyaset adamı gibi!

    https://i.ibb.co/mFcnmjR/15.jpg

    Karamazov Kardeşler : Sen niye hiçbir şey yapmıyorsun? Senin özelliğin ne?

    Delikanlı : Benim özelliğim, Edward Hallett Carr'ın da biyografisinde demiş olduğu, "Dostoyevski'nin hiçbir romanında bu kadar kişi yoktur ya da hiçbir romanında, kitap kapatıldıktan sonra okuyucunun aklında kesin bir izlenim bırakan bu denli az kişi yoktur," Tam olarak buyum. Versilov ile Makar karakterlerinin baba rolleri arasında kutsal Rusya ve Neçayevizm akımının sönmesini anlatmaya çalışmıştım.

    https://i.ibb.co/MV5XN2g/16.jpg

    Karamazov Kardeşler : Sadece isim benzerliği, üzgünüm.

    Eti Pavloviç Karamazov : Özür dilerim!

    Ölüler Evinden Anılar kitabından sonra Dostoyevski'nin sağındaki Ortodoks Rusya ve Panslavist melekler ayaklanmıştı. Öncesi "id"di. Savrulmuş tutkular, başıboş hayaller ve liberal Avrupa'ya yan gözle baktığı gençlik hovardalığı zamanlarıydı. Karamazov Kardeşler de aslında bir nevi yükseliş sırasındaki duraklamaydı. Çünkü Suç ve Ceza ile Budala zaten çıtayı en yükseğe koymuştu.

    https://i.ibb.co/QF78J1P/17.jpg

    Puşkin Konuşması'nda çıtayı, Rus milli halkı bilincini, Puşkin'in değerinin bilinmesi gerektiğini dinleyenlerine olabildiğince şevkli bir şekilde anlatabilen Dostoyevski aslında Hristiyan doktrininde Tanrı'nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'tan oluşan teslis inancında Gogol ve Puşkin ile birlikte edebi bir teslise ulaşmıştı. Bütün insanlar adına acı çekmek istiyordu! Ben-insan'dan evrensel insana ulaşmayı, Hz. İsa gibi dünyanın bütün acılarını kendi vücudunda toplamayı ve Rus ulusunu kurtarmayı istiyordu! Karamazov Kardeşler'in başarısı işte buydu! Puşkin'e Rus Tanrısı diyen okurlar Dostoyevski'ye peygamber diyorlardı!

    https://i.ibb.co/nbpcDVC/18.jpg

    Karamazov Kardeşler yazımı sırasında icra edilen Puşkin Konuşması'nda Dostoyevski'nin anlattıklarından sonra küsler barışıyordu, 20 yıldır konuşmayan insanlar birbirleriyle konuşmaya başlamıştı, küsleri aşkla tutuşturan, dargınları barıştıran bu olağanüstü adam edebiyatındaki karşıtlıkları ustaca kullanımını nasıl insan hayatına bu kadar derin bir şekilde yansıtabiliyordu?! Gözyaşları, Dostoyevski'nin istediği derinlikte yüzebileceği havuzuydu. Turgenyev ise bu milli havuzun içinde liberal Avrupa ütopyasıyla birlikte boğulmuştu.

    https://i.ibb.co/yFP5Tc6/19.jpg

    Omuzlarda geziyordu Karamazov, mutluluktan uçuyordu, hayat boyunca geçmek bilmeyen mali krizi flörtü Suslova ile tanışmasından sonra eşi Anna ile çocuklarının olmasının da etkisiyle birlikte varoluşuna ulaşmaya çabalıyordu.

    https://i.ibb.co/W0K0r93/20.jpg

    Ve tamamlanmıştı. Dostoyevski'nin varoluş yapbozu en nihayetinde tamamlanabilmişti. Sonbaharı İnsancıklar, kışı Ölüler Evinden Anılar, baharı Suç ve Ceza, yazı Bir Yazarın Defteri olan bu ulu adamın varoluşunun en büyük öz parçası Karamazov Kardeşler'di. Evet, Rus Tanrısının edebiyat çarmıhına Gogol ve Puşkin ile birlikte gerilen bu olağanüstü adam varoluşunu Karamazov Kardeşler ile çoktan tamamlamıştı. Dostoyevski'nin ilk ürünlerinde etkisi net bir şekilde görülen Puşkin'in Yevgeni Onegin'den kaldırılan şiirine ufak bir ekleme yaparak sonsuzlaştırmak isterim yazımı:

    "Ortasında yosmaların dua düşkünü,
    Ortasında dalkavukların gönüllü,
    Ortasında her günkü moda sahnelerin,
    Nazikçe, güleryüzlü ihanetlerin,
    Ortasında soğuk kararlarının
    Katı yürekli bir koşturuşun,
    Ortasında bezdirici boşluğunun
    Hesaplaşmaların, düşüncelerin ve konuşmaların,
    O burgaçta, ki Dostoyevski ile ben durmaksızın
    Sevgili dostlarım benim, yıkanmaktayız."
  • 278 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Jonas Ramnerö ve Nıklas Törneke'nin beraber kaleme aldığı bir kitaptır. Hop hop hop! Kitap mı? Sadece kitap öyle mi? Aşağıya bak.

    Hey hey buradayım!

    Davranış bilimleri deyince aklınıza ne geliyor? 'Iıı, davranışları inceleyen bilim dalı geliyor.' Güzel ama biraz daha ayrıntılı bakalım.

    Davranış bilimleri, sadece kişinin öfkesini, mutluluğunu, heyecanını, nefretini, aşkını, sevgisini, hüznünü gözlemlemez. Davranış bilimi, içerisine çıkarım bilimi, soru bilimleri ve yazı bilimini(grafoloji) de içine alır.

    Kitap o kadar ağır ki... 'ayy, o halde okumayacağım.' Durunuz bayan(veya bay) ağırlıktan kastım bilgi birikiminin yoğunluğu. Heh, anlaştık mı? İyi.

    Kitap konu başlıklarına ayırılmış, günümüzde sizlerinde en azından birçoğunuzun kendi kendine 'bilinçsiz' teşhis koyduğu veya merak ettiği birçok başlık verilerek terapist aracılığıyla daha iyi bir şekilde aktarılmış.

    'Pardon, bilinçsiz derken neyi kastettiniz?'

    Depresyona girdiğini düşünen birinin antidepresan kullanması gibi. Oysa sadece anlık bir reaksiyon, ama farkında olmadığı için kendi kendine teşhis koyduğu için bu yola başvurmakta. İçe kapanık diye şizoid mi oluryorsun? Buraya dikkat edin, evet size soruyorum! 'Birçok' şeye şüphe etmiş gibi yaklaşman seni paranoyak mı yapıyor? Herhangi bir konuyu 'mantıkdışı' olarak nitelendirmen seni obsesif mi yapar? Hadi işine bre cahil!

    Kitapta önemli ve geniş çaplı ki bu mükemmel bir birikim sağladı. Daha önce bu kadar ilgili olmama rağmen duymadığım birçok şey öğretip karşılıklı konuştuk. Evet, terapist ben, hasta bir başkası oluyordu. Mesela, Şema Terapi, Ego Durumları, Psikoterapi Vaka Formülasyonu, Bağlanma Kuramı, Kişilik Bozuklukları(en sevdiğim konu), Depresyon Uyarlamalı, Psikanalitik Psikoterapilerin Karşılaştırılması, Kendilik Bozuklukları, Çocukluk ve Ergenlere Bilişsel Terapi(bu konu hakkında belgesel isteyenler yazabilir, yabancı kaynaklı belgesellerim var), Mutluluk Tuzağı, Boderline Yetişkinlerde Psikoterapi gibi...

    Konuyu değiştirmeden ağırlık kısmına açıklık getireyim. Öyle düzenli ve öyle titiz hazırlanmış ki, kitabın içinde olmak derler ya, ha işte aynen öyle bir durum. Bazen kitabı elinizden bırakmak istiyorsunuz, bitmesini istemediğiniz için. Bazen hiç açmamak istiyorsunuz, çünkü öğrendiklerinizi uygulamak istiyorsunuz. Bakın, ben küçüklüğümden beri dışarıyı çıkmayı sevmeyen biriyim. Annem zorla çıkarırdı. Yaklaşık 12 yaşlarında dışarıda bakkalın önünde bir merdiven ve 150 metre gibi bir mesafede de bir lise vardı. Dışarı çıkar, hemcinslerimden uzak okul çıkışını beklerdim. Okul çıkışı geldiğinde karşıdan gelenlerden birilerini veya birini gözüme kestiri, çıkarım yapardım.

    Mesela, yine böyle bir günde hatırladığım kadarıyla yazmak istiyorum. 1.80 boylarında, gömlek yakalar dirseğe kadar sıyırılmış, kitap katlanmış, kravay düzensiz bir şekilde sola kaymış, saçları jöle olmasına rağmen çok feci dağılmış, ayakkabısının sanırım sol ayakkabısında hafiften bir toz izi, pantolonunda ise silinmiş ama izi kalmış bir tükürük vardı. Evet, ne çıkarım yaptınız? Hadi birkaç dakika düşünün....


    Zor bir çıkarımdı, zamana ihtiyacım vardı tam hayal kırıklığı derken yaklaşık 30 metre kala bir arkadaşının aracılığıyla durdu ve konuşmaya başladı hemen onu daha da süzüp bir sonuca vardım. Öncelikle ki birçok kişi gibi aklıma ilk kavga geldi ama yüzünde ne bir darp izi, ne bir kırışıklık ne de mimiklerinde sinirli bir ifade vardı. Öyleysee... o halde bu bir 'kız arkadaş' vakasıydı. Nasıl mı, hemen bakalım.

    Size yukarıda jöle kullandığı halde dedim, sabah uyanır, yaklaşık 30 dakika hazırlanır, saçını, gömleğini ki son derece düzenli ve temizdi. Hemen sonra ayakkabısını giyer, aşağıya iner, kız arkadaşının yanına gider, biraz konuşurlar ve muhtemelen alıngan bir arkadaş olduğunu için baya bağırır, sinirlenir, gömleğini sıyırır ama fiziki bir müdahale de bulunamaz çünkü buranın erkekleri şiddeti sevmezdi. Üstelik bir kişinin yüz ifadesi, onun karakterini çoğunlukla ortaya koyabilir. Neyse, elinden gelmeyen bir şey olduğunda ya gerçekten fiziki müdahale de bulunursunuz, ya da bir şeyleri kırarsınız. Sanırım bu arkadaş ayağını sertçe yere vurmuş ve yerden sıçrayan toprak ki ayakkabısını silmeye de çalışmış ama izi duruyordu. Sonra daraldığını hissedip kravatını sertçe sağa sola açmaya çalışmış, bu ilişkiyi ki düzenli olduğunu da sanmıyordum ve biraz da arkadaşıyla konuşurken 'bitti' sözünü duyarak vardım. Karşılıklı bitiş sonrası kızın doğal tepkisinin ona tükürdüğünü ama bunu farkedip bir adım geri çekildiği ve bacağının diz kapağının üst kısmına gelmişti. Bu gibi birçok hikaye... çoğunluğunu teyit ettirmek için onları takip ederdim. :)

    Bla bla... bu arada, kitabı tedarik etmenizi ve davranış bilimleri hakkında bilginizin olmasını hepinizden çok isterim ama gerçekten tedarik etmek zordu. 4 gün bekledim, eski kitapyurdu'na göre tabi, şimdisini düşünün. :)

    Son olarak kitaptan çok zekice ve uygulanmış bir bilgi vereceğim, onun haricinde ilk kez bir kitabı tam bitirmeden inceleme yapıyorum; ne kadar iyi olduğunu düşünün artık.

    Zamanın birinde MIT öğrencileri, yaz boyunca çeşitli zamanlarda Harward futbol stadyumuna sızarak orada kuşlara yem vermişlerdir. Önce düdük çalıp ardından kuşyemini serpmişler. Kuşlar sayıları artarak gelmiş ve ziyafet çekmişler. Sonra futbol sezonu başlamış, her şey ilk oyun için hazırlanmış. Seyirciler oturmuş, oyuncular sahaya çıkmış, yan hakemler çizgilere geçmişler ve birinci hakem işareti vermek için saha yerini almış ve evet, düdükle birlikte oyun başlamış. Ne oldu anladınız değil mi? :) Yinede yazayım. Kuşlar aniden, bütün bir yaz boyunca yaptıkları gibi sahaya yem toplamak için gelerek, tüm sahayı kaplamışlar. Sahadaki kuş sürüsü oyunun başlamasına engel olmuş.
    (Bu başlık, Edimsel Koşullanma: Uyaran Kontrolü) altına girer.

    Keyifli okumalar.
  • 381 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    https://kitapciziyorum.blogspot.com dan alıntıdır

    “bu incelemeyi ya hiç okumayın ya da başlamışken sonuna kadar tam olarak okuyun. aynı suç ve ceza kitabının başrolü raskolnikov gibi ya bir hiç olun ya da raskolnikov'un emeli gibi napolyon'a ulaşma ve kendini gerçekleştirme arzuları içerisinde kendinizi tamamlayın.

    dostoyevski'ye ait bu kitaptan önce okuduğum 8 kitabında da kendi filminin fragmanının ve galasının yapıldığını söylemiştim. şimdi ise filmin başladığını ve suç ve ceza kitabıyla beraber edebi doyum anlamında ve sorgulama konularında tam bir uçuşa geçtiğini söylemek istiyorum! ve size bir şey söyleyeyim mi, bu uçuşa hepimiz davetliyiz. hepimiz onun yazdığı bu yazıları yaklaşık 150 yıl sonra okuyabiliyorsak rus edebiyatı uçağının kokpitinden bize seslenen bir dostoyevski var ve bizi kendi edebiyatına şahit olmak için seyahatler yapmaya çağırıyor. bu seferki seferinin adı ise suç ve ceza, ayrıca sadece gidiş bileti olarak alınmış.

    önceki seferlerinde öteki kitabında bay golyadkin karakteriyle kişilik bölünmesini ve psikolojide doppelganger ile adı geçen olayı tanıtan, ölüler evinden anılar kitabıyla sırta inen kırbaçları, acıları, ruhsal paradoksları suç ve ceza kitabında tam anlamıyla en üst seviyelere çıkaran bu adamın raskolnikov ülkesine gitme arzusuna davetliyiz hepimiz!

    raskolnik kelimesinin anlamı : 17. yüzyılda din kitaplarında yapılan düzeltmeleri kabul etmeyenler.
    suç kelimesinin anlamı : yasalara aykırı davranış.
    ceza kelimesinin anlamı : uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım.

    yukarıda yazdığım 3 kavram arasında sıkışıp kalan, ruhun balta girmemiş ormanlarına balta ile dalan, devlet dairelerini, sistemleri, insanları, siyasi düzeni, inançları, sorgulamayışları, hatta kendini bile balta ile doğramaya ant içmiş bir adam var karşınızda! raskolnikov. kişilik bölünmelerinden dolayı sonsuz bir mayoz döngüsüne girmiş olan bu adamın içinde neler neler olmuyor ki... raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinde sistemler ve düzenler baltalanıyor, sorgulamalar arasında ruhsal düzeni sağlamak için ellerinde balta taşıyan askerler gelip geçiyor, inançlar ve kalıpsal düşünceler baltalanıyor, devlet daireleri ve siyasi paradigmalar bir daha gelmelerini istememek amacıyla baltalanıyor ve özellikle de insanın kendisi baltalanmak isteniyor.

    peki, ya bu baltalama olayı sonucunda aslında bütün acılar, kederler, sistemler, inançlar, diğer bütün sorgulamalar ağaçların kesilip de sonra tekrar ve daha gür çıkması gibi yerlerinden daha gür ve etkili olarak çıkıyorlarsa? mesela öldürmesine öldürebilirsin istediğini, peki ya bu ölüler önceki durumlarında verdiği sıkıntı ve acıdan daha çok acı verirse sana aynı ağaçların kesildikten sonra daha gür çıkması gibi raskolnikovcuğum?

    peki, ya cinayet aleti olarak kullanılabilecek bu kadar ilkel bir aletten bir tümevarımla yola çıkılarak bütün insanlar ve bütün sistemler baltalanmak isteniyorsa? raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinin her biri ama istisnasız olarak her birinin aklından atamadığı tek bir şey vardı, o da napolyon olabilme ve kendini gerçekleştirebilme arzusu. katil olmaktan çok kendini baltaya ve bu sebeple de onla gelebilecek zirveye adamışlık. freud daha elinde lolipopla 10 yaşında dolanırken dostoyevski suç ve ceza kitabında onun ileride belirteceği id kavramıyla bu kitaptaki öldürme ve hırsızlık arzusunu, ego kavramıyla bu olayın sorgulamasını, süper ego kavramıyla ise de raskolnikov'un kıvranmaları ve bir türlü napolyon olamayışlarını anlatmak istemişti. bu nedenle balta tanrısına tapan sayısızca raskolnikov vardı içinde bölünmüş olan.

    en keskin sorgulamaları, maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine en üst sıradan girmeyi arzulamaları, kendisini cinayet gibi bir kaç(amay)ış ile gerçekleştirmeyi istemeleri ile raskolnikov yatağında tam bir girdap içerisinde kalmıştı. etrafında baltalar ve svidrigaylov, porfiriy, zametov karakterleri gibi ruh ezici insanlar vardı.

    nasıl ki kafka dönüşüm kitabında bir böceğe, glados portal 2 oyununda bir patatese, tacettin sihirli annem'de bir köpeğe dönüşmüş ise raskolnikov'un kendisini bir bit olarak hissetmesine şaşırmamalıydı. çünkü o pislik bir bitin ta kendisiydi. insan sevgisini kendi pençesinden kurtaramadığı, napolyon hayallerinin bir türlü gerçekleşemediği bir bitti.

    hakan günday kinyas ve kayra'da, bir fahişe ile bir rahibenin mezarlıkta yanyana olabilmelerini hayatın en gerçek anı olarak görürdü. bu kitapta da raskolnikov ve dunya'nın ilişkilerini ben de aynen buna benzetiyorum. bir katil ve bir fahişenin ilişkisinden doğan aklanamama sürecini.

    mesleği bir bakıma toplum mühendisi olan dostoyevski, suç ve ceza kitabıyla birlikte bize çok ama çok önemli bir fener tutuyor. peki, biz hayatta ne kadar napolyon olmayı istiyoruz? maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde nerede yer almak istiyoruz? cinayet napolyonu gibi sevgimizin napolyonu ya da şehvetin napolyonu mu olmak istiyoruz? belki de iş hayatımızın ve kariyerimizin napolyonları? eminim ki herkes bu kitabı okuduktan sonra kafasında hayali bir spot ışığı belirecek ve sonu gelmeyen sorgulamaların içine düşecektir.

    dunya karakterinin güzelliği için kendisiyle aynı adı taşıyan ve benim çok sevdiğim bir şarkı olan : karuan - dunya
    svidrigaylov karakterinin mistikliği, karanlık yapısı ve kitaptaki dunya ile odada yalnız kalması ve ondan sonraki o efsane sahneler için ise şu şarkıyı kesinlikle öneriyorum : madrugada - what's on your mind

    bu kitabı seven bir zamanlar 100den fazla ülkede yasaklanmış olan high tension filmine bayılır. bir film bir kitaba bu kadar benzeyebilirdi... eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar ve acılar dilerim.”
  • 119 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Okuduğum güzel bir inceleme vasıtasıyla tanıştığım Thomas Bernhard, tam aradığım zamanda, tam aradığım tarzıyla karşıma çıktı.
    Kafamı karıştıran, beni anlamak için düşünmeye zorlayan, hatta bazı kısımlarını kendi içimde yorumlamış olsam bile anlamadan bıraktığım bir kitap oldu.
    Ruhumu yükselten, coşkun bir kavrayış gerektiren, beni yoran, zaman zaman da beynim yandı diye düşündüren yazarları okumayı seviyorum.

    ".. çünkü söylediğim şey, söylemiş olduğum şeyi, söylediğim anlamına gelmez ki.."
    Hadi buyurun bakalım!

    Sanat betimlemeleriyle dolu bir kitapta kendime en uzak hissettiğim müzik aleti olan piyanoyla bir nebze yakınlaştım :))
    Ve çok iyi anladım, bir müzik dehasının seyirciler önünde çalmaktan ne şiddetle nefret ettiğini..
    Anlaşılmamak, anlaşılmadığını ya da anlaşılmayacağını düşünmek ego değildir bazen. Acı bir gerçektir.

    "dedi, diye düşündüm.." kısmının başlarda basım hatası olduğunu zannetsem de sonra yazarın takıntılı dili, orijinal anlatımı olarak çok sevdim.

    Yazar, hayatın kendisine çok farklı bir pencereden bakıyor. Ben, binlerce pencere keşfettim diye düşünürken, nasıl oldu da O 'nun penceresini fark etmedim bile?
    ........
    "Her şey, her zaman gridir.." Belki de siyah, belki de mavi.. Her şey her zaman aynıdır, yüzlerce farklı dil ve milyonlarca farklı kelimeyle anlatılsa bile.

    İnsanın sorası geliyor ;"Bay Bernhard! Bu karmaşık düşüncelerin arasında nasıl oldu da kaybolmadınız?
    Ya da insanlara, şehirlere beslediğiniz o nefrette nasıl boğulmadınız?"
    Eminim cevap olarak bir kitap daha yazardı..

    Yoruldum ama doydum :))
  • 104 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Karşılaştığım en ürpertici ve düşündürücü kitaptı Stevenson’ın bu kitabı.Güçlükle anlatabileceğimiz bir biçimde hala kitabın etkisindeyken kitap hakkında yazacağım tüm cümleleri ürperti ile karışık bir hayranlıkla yazıyorum.Alter ego denilen ve kişinin iyi tarafıyla kötü tarafı arasındaki çizginin can yakıcı bölgesini vurgulayan ve hissettiren bir kitap kendisi.Kişilik bölünmesi yaşayan baş karakterimiz Dr.Jekyll ve onun bölünmüş kişiliği...Hissettiği vicdan azabı ve bölünen kişiliğinin bölünen parçasını kendisinden ayırmak istemesi öyle bir biçimde anlatılmış ki dönüşüme uğrayan bir kurt adamın kendi kendini yiyip bitirmesi gibi,bir insanın kendini nasıl yiyip bitirdiğini göreceksiniz.
    Not:Kitabı okumadan önce
    https://m.imdb.com/title/tt2164430/ Bu mini diziyi izleyebilirsiniz.