Herkesin baş edemedikleri vardır. Dayanamadıkları. Çabalasa da üstesinden gelemediği. O ne acıdır ki, çaresizce kaçmaya çalışırsın. Mümkün olmaz, yine yenik düşersin. Ama ertesi gün yine bir kaçarsın, yine bir denersin. Sonra ardı ardına sorular oluşur kafanda. Bunlardan bir tanesi de ''Suçum neydi, neden böyle oldu?'' Suç değil ama sebebi, senin kontrolün dışında gelişen şeylerin bedelini ödemek zorunda olman. Bu akşam da bir huzursuzluk kapladı aklımı, düşünmeden edemiyorum. Umutlar benden o kadar uzak ki ne kadar koşarsam koşayım yetişemiyorum. Öyle geriden geliyorum ki bunu yaşamak zorundasın diye her şey üzerime üzerime geliyor. Dört duvar arasında yazmaktan başka bir halt ettiğim yok. İyi ki işe yarıyor. Tanrı en azından kalem ve kağıt bıraktı bana. Uyan bu kabustan, uyan o burada. O senin içinde, sen kimden kaçıyorsun? Bu kabus dediğin şey, senin düşüncelerin. Senin kabusunu, sen kendin yaratıyorsun. Aklın oyun oynuyor sana. Oyun oyanayacak yaşı geçtim. Kendime gelmezsem delireceğim. Belki de delirdim. Bir gün her şey bitecek. Ve bitti.