• Bazı kadınlar vardır, kocalarını ne kadar çok severlerse o kadar kavga çıkarırlar. Ciddi söylüyorum; ben böyle birini tanırdım: "Çok sevdiğim için sana eziyet ediyorum, kıymetimi bil." derdi
    Dostoyevski
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 21.basım
  • Kız güldü. Bazı kadınlar herkesin ortasında ağlayamadıkları için gülerler.
  • 168 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    Kitapta siyasi hicive, aşka, hayata dair Attila İlhan’ın güçlü kaleminden şiirler mevcut.

    Kitabın sonunda "meraklısı için notlar" ve "meraklısı için ekler" bölümleri yer alıyor.
    Şiirlerin çoğunun Ankara şiiri olduğu
    “ meraklısı için notlar “ bölümünde belirtiliyor ve bu bölümde şiirlerle ilgili şairin yorumlarına yer verilmiş.

    “ meraklısı için ekler” bölümünde ise Attila İlhan’ın 1970’li yıllarda yazdığı bazı yazılarına yer verilmiş.

    “böyle bir sevmek
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
    azıcık okşasam sanki çocuktular
    bıraksam korkudan gözleri sislenir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    hayır sanmayın ki beni unuttular
    hala arasıra mektupları gelir
    gerçek değildiler birer umuttular
    eski bir şarkı belki bir şiir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    yalnızlıklarımda elimden tuttular
    uzak fısıltıları içimi ürpertir
    sanki gökyüzünde bir buluttular
    nereye kayboldular şimdi kimbilir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir.”

    “sana ne yaptılar
    o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    söyle ne içersin çay mı kahve mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım”

    “çiçeğe bak meyvayı gör
    böceğe bak dünyayı gör
    dünya nasıl bir değişmek
    ölmekte doğmayı gör”

    “ omuzlarında kar mavisi sislerin ağırlığı
    solgun kavaklar
    sonbaharın büyük hüznünü saklar
    içimde bir su yalnızlığı
    bir su yalnızlığı”
  • DİNDEN UZAKLAŞMANIN RUHSAL BOZUKLUKLARDAKİ ETKİSİ
    Topluma uyumsuzluk başta olmak üzere, akıl hastalıklarına kadar giden ruhî teşevvüşler (karışıklıklar) ve bunlara bağlı beden hastalıkları, şimdi, dünyada, birinci plânda mütalâa edilen bir büyük problem haline gelmiştir.

    Niçin ruhî teşevvüşler?

    Nerede?

    Ve nasıl olmaktadır?

    Acaba, hakikaten dünya düşünürleri de, dinî bağlarda çözülmeği, ruhî bozukluklarda bir sebeb olarak görüyor mu?

    Buna dair mütalâa ve müşahedeler var mıdır?

    Bir kaç misal verelim:

    FAHREDDİN KERİM BEY hocamız kitabında:

    “Eskiden beri me­deniyetin sinirler üzerinde tahripkâr tesiri bulunduğu ve medeni­yetin terakkisile birlikte sinir hastalıklarının çoğaldığı iddia edil­mektedir. Her halde medeniyetle beraber umumî ihtiyaçların artması, zevk ve eğlenceye düşkünlük, ahlaksızlığın artması gibi sebeplerin sinirler üzerinde yorucu bir tesir yapmakta olduğuna ve uykusuzluğun sebepler arasında bu­lunduğuna şüphe yoktur.”

    “Yalnız ‘Toplum bilimi, sosyoloji’ ile iştigal edenlerle bazı psikologların dinî akidelerin çözülmesinin akıl hastalıklarının ve bilhassa intiharların çoğalmasında rol oynadığını zikret­mektedirler.” diye yazar.

    SİR DAVİD HENDERSON da hocamızın fikrine : “ekonomik yük zamanın sık görülen akıl hastalıkları ile irtibatlıdır.” demek suretiyle bu fikre katılır.

    JUNG’da aynı görüşü başka şekilde ifadelendirir:

    “Nefsi ile muhalefette bulunmak, medenileşmiş insanın özellikli ayırıcı bir delilidir. Sinir hastası sadece nefsiyle ihtilafa düşmüş medenî insanın ferdî bir ör­neğidir. Bilindiği üzere medeniyetin ilerlemesi insanda hayvanlık­tan ne varsa onları sıkıştırıp tıkıştırmaktan ibarettir.”

    PAUL TOURNİER de şöyle konuşur:

    “Bu asabî hastalıkların çoğal­ması dünya ahlâkının sükûtundan ileri gelmektedir, diye mütalâa ediliyor. Bu düşünce ki hakikatte bütün sonuçlarıyla aile içinde, mes­lek hayatında, cemiyette menfaat çarpışmalarının meydana getir­diği hayatî meselelerin artmasından aynı şekilde cemiyet problem­lerinin artmasından, heyecanî şoklardan, şüphe ve korkmalardan, namus ve itimatta sükuttan, aynı zamanda heyecanî efkârda ve ebe­diyete inançta sükuttan ileri gelmektedir.”

    “Bu sinirliler arasında bilhassa kadınlar fazladır. Bu kadının sosyal ve ruhî şartları sonucudur ki son yarım asırdır bu hale inkilap etmiştir. Sevmediği bir kimse ile, anne babası vasıtasiyle evlendiği zaman o egoisminin kur­banı oluyor ve kocasının otoritesi karşısında şüphesiz ızdırap çeki­yordu. Fakat o bunu tabiî kabul ediyordu. Zira adabı muaşeret de ona boşanmak ümidini vermiyordu. Bu gün ise, o boşanmağı düşü­nüyor. Bunu düşündüğü günden beridir de sıkıntıları onun için tahammül bırakmayan görünüyor. Kocası ile münakaşaları ona ağır geliyor, daha fazla bir ızdırap halinde neticeleniyor.”

    “Asrımızın talihsiz­liği hakikî, bir ahlâk ile düzenlenmemiş, kokuşmuş etmiş bir ahlâkın mevcut oluşudur.”

    “GEÇEN ASIRLARIN DEHŞETİ BÜYÜK EPİDEMİLERDİ. (SALGIN HASTALIK) [2] KOLERA, ÇİÇEK, VEBA., GİBİ. BU ASIRDA DA ASABÎ HASTALIKLAR.”

    Ve A. CARREL de:

    “Görünüşe göre, akıl zaafı ve delilik, endüstriyel medeniyet ve onun yaşama tarzımızda yapmış olduğu değişik­likler için vereceğimiz kurtuluş fidyesidir.”

    “Akıl zaafı ve deliliğin artışını kolaylaştıran şartlar, daha çok hayatın endişeli, intizamsız ve telâşlı, ahlakî disiplinin yıkılmış, olduğu cemiyetlerde tezahür etmektedir.”

    “Modern medeniyetin harikaları arasında insanın şahsiyeti eriyip kaybolmağa mütemayildir.”

    “Gazetelerin, radyola­rın ve sinemaların geniş surette etkili yayılımı, cemiyetin entelektüel sı­nıflarını en aşağı derecede iteklemiştir. Hele radyolar, kalabalı­ğın zevkine giden bayağılığı, herkesin yuvasına kadar sokmuştur.”

    Caniler ve cahillerle bir arada yaşayanlar da cani veya cahil olmak tabiidir.

    “Şuur faaliyetlerinin vahdete ircaı, ahşaî ve asabî fonksiyonlar arasında daha büyük bir ahengi netice verir. Ahlâk duygusu ile zekânın aynı zamanda geliştiği içtimaî topluluklarda, bes­lenme ve sinir hastalıkları, cinayet ve delilik nadirdir. İnsanlar ora­da mes’uttur.” demektedir.

    B. MALBERG ise :

    “Amerika’da artan akıl hastalıkları, nüfusun artması veya hastaneler organizasyonları ile alâkalı değil ve fakat yegâne sebebi modern hayat ve sinirli, gergin tansiyona bağlıdır.” fik­rini ileriye sürer.

    BARRERTT isimli müellif de :

    “Geride kalıp ve yabancılık çekerek cinnet geçirip çıldırma yani akıl zaafı ve akıl hastalıkları, sosyal uyumsuzluk ve anormal ruhî davranışlar değil bunlarda ortak husus, şahsiyet, kişilik, karakter, benliktir ki, bu şahsiyeti muhtelif vesilelerle ruhî halle­ri kontrole ve şahsı şevke muktedir olamıyor.” kanaatindedir.

    LE DECLİNE DE L’AUTORİTE ET LA JEUNESSE ACTUELLE. [3] LES CAUSES ET LE REMEDES[4]

    “Zamanımızın gençliği ve otoritenin çöküşü. Sebebleri ve tedavisi, kitabında) DR. GİLBERT ROBİN :

    “Bu gençlik, tamamiyle an’aneye düşman, marifete düşman, ahlâka düşman, hayasızlık ve tecavüzkar bir hali, bu saydıklarımızın yerine geçirmek istiyorlar. Fakat esasta gençlik, sabırsızdır, istikbale karşı emniyetsiz, sıkıntı, azap çeken, ümitsiz., yeni ahlâk düsturları peşindedir. Netice o, şiddetli modernizmin yayılışı karşısında, adapte olabilmek için, yeni denge unsuru aramaktadır.” diye zamanın gençliğini kendi görüşüne göre tahlil et­tikten sonra, buna sebep olarak ilkönce ebeveyn otoritesinin yokluğunu göstermektedir.

    Yazarın buna karşı ilâcı ise: TERBİYE VE AHLÂKÎ HİJYEN’dir.”

    DR. M. POTAT, HYGİENE MENTALE kitabında, ruhî sebebler bahsin­de: ruhî surmenage. (Sürekli ve aşırı çalışmadan doğan yorgunluk; bitkinlik). Acı veren hallerden heyacanı zikrettikten sonra;

    “Bazı sinema filmleri de psişik bocalama veya karışıklıklara sebep olmak­tadır.” demekte, ayrıca;

    “hayatta tatmin olmamayı, terbiye ile fena şekilde yetiştirilmeyi, gurur, ihtiras, kıskançlık, sınıflar arası kinle­ri” ve nihayet, alkolizma ve firengiyi saymaktadır

    Alkol bahsinde, LELAND E. HİNSİE:

    “Alkol, ruhî sorunları gizleyen, icad edilmiş bir maskedir” demekte ve

    “Alkol gibi diğer toksik madde alışkanlıkları da, aynen, bir baş ağrısı bir zafiyet., tarzında bir arazdan ibarettir.”

    “Bir şizoid[5] (Algı çarpıklığı ve düşünme bozukluğu) korkusunu ve tansiyonu­nu azaltmak gayesiyle serbest olabilmek için içer. Bu şekilde, cemi­yete intibak edebilmek için, alkol, şahsî arzularında, onu cesaret­lendirir. Artık bizzat kendi önünde ve başkaları önünde kendisini aşağı hissetmez.” mütalâasını ileriye sürmektedir.

    D. HENDERSON da bu bahiste aynı fikirdedir :

    “Alkolizme, pek muhtemelen bir sıkıntı halinin (bir arazıdır.

    T. G. Campanella [6] ve G. Fossi, akıl hastanelerine kapatılmış 445 müzmin alkolik hasta üzerinde tetkikat yapmışlar ve kronik alko­lizma ile sıkıntı (etat depressil) ve intihar teşebbüsleri arasındaki münasebetleri göstermişlerdir. Bu müelliflere göre de, kronik alkolizmayı, sıkıntı halleri tevlid etmektedir.

    Sonuçta görülüyor ki :

    1) Akıl hastalıkları veya davranış kusurları, ahlâk, terbiye, an’ane, âdet gibi mefhumlar ile veya doğrudan doğruya ismen zikretmek suretiyle (din-ahlak)a bağlanmaktadır.

    2) Medeniyet lafı ile hâdiseyi izaha kalkanlar da vardır ki, bu medeniyet lafı ile de neticede, Jung’un belirttiği şekilde:

    “Medeniyetin ilerlemesi insanda hayvanlıktan ne varsa onları sıkıştırıp tı-
    kıştırmaktan ibarettir.” denmek suretiyle aldatıcı, doğru olmayan, dolaylı olarak yine (din) hissedilip kast edilmektedir. Nitekim, Fahreddin Kerim Bey hocamız da, medeniyetin ilerlemesiYle sefahatin artmasını bir olarak mütalâa ediyor ki, sefahat denen nesnenin de, dinî çözülmeden başka bir manası yoktur. O halde, medeniyet lafı ile de, dinî akidelerin sarsılması mes’elesine dolaylı olarak geliniyor.

    Hakikaten, asfalt yollar kimin canını sıkıyor?

    Rengârenk, pırıl pırıl otomobillerle yapılan sefalar, cefa mıdır?

    Elektrik ışığının ter­temiz aydınlığımı, çıra, fener, gaz lambasının sisli aydınlığı mı ru­ha ferahlık verir?

    Odunların ve kömürlerin kül ve kokuların­dan ibaret ocak ve sobaları mı, kaloriferli evlerde yaşayan insanlar çok arzuladıkları için bunaltıdadır?

    Medeniyetin, kendisine mede­niyet ismini verdiren hangi bir vasıtası hangi bir şekilde insanı rahatsız ve taciz ediyor?

    Yoksa insan taciz edildiği için, angoisse'(Sıkıntı) da olduğu için mi, medeniyete bir kurtuluş simidi gibi sarılıp, kalkan gibi kullanmağa kalkarak, ruh hastalıklarının ve cemiyete uyumsuzlukların sebebi işte budur diye işin içinden sıyrılmağa kalkmış­tır?

    3) Bir diğer sözde adaptasyon. (Yani kendi şahsına, sonra derece derece etrafındaki insanlara yani aileye yani cemiyete yani dünya­ya uymak.) Bu fikirde olanlar da diyorlar ki :

    “İnsanlar kendine uya­mıyor, insan, ailesine insan cemiyete ve insan dünyaya uyamıyor o a onun için ruh hastası oluyor.” Ve hakikaten MENİNGER isimli yazar; Sante Mantal (Ruh Sağlığı) diyor,

    “Beşerî varlıkların, dünyaya ve diğer beşerî varlıklara, azamî huzur içinde adaptasyonudur.”

    O halde bu adaptasyon ne ile mümkündür?

    Çok misâllerle gösterdik ve yerleri gelince de işaret ettik ki, din gerek insanın kendi kendisine, gerek diğer fertlerle olan münasebetlerinde ve sonuçta dünyaya tam bir uyum sağlanmasında (adaptasyon), tek ve yegâne denebi­lecek kudrette aynı zamanda bir (Adaptasyon sistemi) dir. Daha başka veya buna mümasil kudrette ikinci bir Adaptation sistemi gösterebilir misiniz?

    İşte, anti sosyal (cemiyete mugayir) davranış­larda bulunanlar: ayrılanlar, boşananlar, darılanlar, alkol ve toksik maddelere alışan, öfkelenen, kin güden, intihar eden, cinayet işliyen vb. bir sürü uyum sorunu gösterenler, ne ile önlenebilir?

    Veya ne önliyebilir?, Sualin cevabı olarak, hepiniz birden, içinizden, benim gibi

    “Evet yalnız din önleyebilir” demiyor musunuz, O halde, adaptation (intibak) lafı da geliyor din’e ister doğrudan doğruya söylenmiş ister dolaylı bazı kelimeler konarak ifade edilmiş olsun, apaçık görülüyor ki,

    AKIL HASTALIKLARININ VE DAVRANIŞ KUSURLARININ ZUHURUNDA HAKİKÎ SEBEB, DİNÎ ÇÖZÜLMEDİR. Yani, DİNÎ İSTİKAMETTEN AYRILMADIR.



    HÜLASA

    istisnaî haller haricinde, türlü davranış kusurlarının, PSİKOMATİK veya PSİŞİK (ruhî) hastalıkların sebebinin ruhî faktörlerdir. ruhî faktörün, temelinde ise, dinî istikametin kaybından (dinî tatminsizlik ) ibaret olduğunu, dinî tatminsizliğin, ruhî tatminsizlik halinde Angoisse’ (Sıkıntı) nın teşekkülüne sebep olacağını bundan dolayı türlü davranış kusurlarının, Psikosomatik hastalıkların ve akıl hastalıklarının Angoisse’ın devamı ve şiddeti ile uygun olarak meydana çıkmaktadır

    Diğer taraftan, Psikanaliz ismini, Pierre Janet‘nin “Analyse Psychologique” tabirinden alan Freud’un, ruhî tatminsizliğe sebeb cinsî tatminsizliktir diyen cinsiyet nazariyesi de çıkışını dinî istikametin kaybından aldığı bu bilgilerle açığa çıkmış oldu.

    Sonuçta her olay ve durum inancın bir getirisidir.
  • "Dışarıdan çok fazla yardım arıyorsun,"dedi,rahip küçümseyerek,özellikle kadınlardan."Bazi durumlarda hatta çoğunlukla sana hak verebilirm dedi K.ama her zaman değil kadınlar büyük güce sahip.
  • Al-i İmran Suresi, 12. ayet: İnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." Ne kötü yataktır o.
    Al-i İmran Suresi, 106. ayet: Bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün... Yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın" (denilir).
    Nisa Suresi, 56. ayet: Ayetlerimize karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    En'am Suresi, 27. ayet: Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık."
    En'am Suresi, 30. ayet: Rablerinin karşısında durdurulduklarında onları bir görsen: (Allah:) "Bu, gerçek değil mi?" dedi. Onlar: "Evet, Rabbimiz hakkı için" dediler. (Allah:) "Öyleyse inkar edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi.
    En'am Suresi, 128. ayet: Onların tümünü toplayacağı gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tespit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki: "Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir.
    Araf Suresi, 38. ayet: (Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat artırılmış bir azap ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek.
    Araf Suresi, 39. ayet: (Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azabı tadın."
    Araf Suresi, 40. ayet: Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız.
    Araf Suresi, 41. ayet: Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız.
    Araf Suresi, 44. ayet: Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: "Bize Rabbimiz'in vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun."
    Araf Suresi, 47. ayet: Gözleri cehennem halkından yana çevrilince: "Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma" derler.
    Araf Suresi, 48. ayet: Burcun üstündeki adamlar, kendilerini yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: "Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı."
    Araf Suresi, 50. ayet: Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın." Derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak) kılmıştır."
    Araf Suresi, 51. ayet: Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi, Biz de bugün onları unutacağız.
    Enfal Suresi, 36. ayet: Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
    Enfal Suresi, 37. ayet: Bu, Allah'ın murdar olanı temizden ayırt etmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.
    Tevbe Suresi, 35. ayet: Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek).
    İbrahim Suresi, 16. ayet: (Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir.
    İbrahim Suresi, 17. ayet: Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azap olacak.
    İbrahim Suresi, 44. ayet: Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: "Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, Senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." Oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler değil miydiniz?
    Hicr Suresi, 43. ayet: "Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."
    Hicr Suresi, 44. ayet: Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
    Nahl Suresi, 28. ayet: Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir.
    Nahl Suresi, 29. ayet: Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür.
    İsra Suresi, 18. ayet: Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
    Kehf Suresi, 29. ayet: Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.
    Kehf Suresi, 99. ayet: Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü birarada toparlamışız.
    Kehf Suresi, 100. ayet: Ve o gün, cehennemi, inkar edenlere tam bir sunuşla sunmuşuz.
    Kehf Suresi, 102. ayet: İnkar edenler, Beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.
    Meryem Suresi, 75. ayet: De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.
    Meryem Suresi, 86. ayet: Suçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
    Enbiya Suresi, 98. ayet: Gerçekten siz de, Allah'ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız.
    Enbiya Suresi, 100. ayet: Orda kendileri için, 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de.
    Hac Suresi, 19. ayet: İşte bunlar çekişen iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler. İşte o inkar edenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür.
    Hac Suresi, 22. ayet: Ne zaman ordan, sarsıcı-üzüntüden çıkmak isterlerse, oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın" (denir).
    Mü'minun Suresi, 102. ayet: Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
    Mü'minun Suresi, 103. ayet: Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.
    Mü'minun Suresi, 104. ayet: Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.
    Mü'minun Suresi, 105. ayet: Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?
    Mü'minun Suresi, 106. ayet: Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz."
    Mü'minun Suresi, 107. ayet: "Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz."
    Mü'minun Suresi, 108. ayet: Der ki: "Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin."
    Furkan Suresi, 11. ayet: Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
    Furkan Suresi, 12. ayet: (Ateş,) Onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar bunun gazablı öfkesini ve uğultusunu işitirler.
    Furkan Suresi, 13. ayet: Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar.
    Furkan Suresi, 14. ayet: Bugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok (kere) yok oluşu isteyip-çağırın.
    Furkan Suresi, 15. ayet: De ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktır."
    Furkan Suresi, 19. ayet: "İşte (ilahlarınız) sizin söylediklerinizi yalanladılar; bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azap taddırırız."
    Furkan Suresi, 22. ayet: Melekleri görecekleri gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."
    Furkan Suresi, 23. ayet: Onların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik.
    Furkan Suresi, 34. ayet: O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüp-toplanacak olanlar; işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından sapmış olanlardır.
    Ankebut Suresi, 25. ayet: (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur."
    Rum Suresi, 16. ayet: Ancak inkar edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azap için hazır bulundurulurlar.
    Secde Suresi, 20. ayet: Fasık olanlar içinse, artık onların da barınma yeri ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, geri çevrilirler ve onlara: "Kendisini yalanladığınız ateş azabını tadın" denir.
    Fatır Suresi, 36. ayet: İnkar edenlere gelince, onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne, karar verilir, ki böylece ölüversinler, ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir. İşte Biz, her nankör olanı böyle cezalandırırız.
    Fatır Suresi, 37. ayet: İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.
    Zümer Suresi, 24. ayet: Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir.
    Zümer Suresi, 60. ayet: Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?
    Zümer Suresi, 71. ayet: İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet." dediler. Ancak azap kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu.
    Zümer Suresi, 72. ayet: Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür."
    Mü'min Suresi, 76. ayet: İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mütekebbirlerin konaklama yeri ne kötüdür.
    Tur Suresi, 16. ayet: "Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz."
    Rahman Suresi, 43. ayet: İşte bu, suçlu-günahkarların kendisini yalanladıkları cehennemdir.
    Rahman Suresi, 44. ayet: Onlar, kendisiyle alabildiğine kaynar hale getirilmiş su arasında dönüp-dolaşırlar.
    Vakıa Suresi, 56. ayet: İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
    Hadid Suresi, 13. ayet: O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azap vardır.
    Tahrim Suresi, 7. ayet: Ey inkar edenler, bugün özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.
    Mülk Suresi, 8. ayet: Öfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?"
    Mülk Suresi, 9. ayet: Onlar: "Evet" derler. "Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: "Allah hiçbir şey indirmedi, siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz, dedik."
    Mülk Suresi, 10. ayet: Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık."
    Mülk Suresi, 11. ayet: Böylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına (Allah'ın rahmetinden) uzaklık olsun.
    Müddesir Suresi, 26. ayet: Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım.
    Müddesir Suresi, 42. ayet: "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?"
    İnsan Suresi, 4. ayet: Doğrusu Biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
    Nebe' Suresi, 21. ayet: Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.
    Nebe' Suresi, 30. ayet: Şimdi tadın. Size artık azaptan başkasını arttırmayacağız;
    Gaşiye Suresi, 1. ayet: (Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?
    Gaşiye Suresi, 2. ayet: O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.'
    Gaşiye Suresi, 3. ayet: Çalışmış, boşuna yorulmuştur.
    Gaşiye Suresi, 4. ayet: Kızgın bir ateşe yollanırlar.
    Gaşiye Suresi, 5. ayet: Kaynar bir kaynaktan içirilirler.
    Gaşiye Suresi, 6. ayet: Onlar için (zehirli olan) dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
    Gaşiye Suresi, 7. ayet: Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.
    Beled Suresi, 19. ayet: Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme).
    Beled Suresi, 20. ayet: "Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir.
    Leyl Suresi, 14. ayet: Artık sizi, 'alevleri kabardıkça kabaran' bir ateşle uyardım.
    Leyl Suresi, 15. ayet: Ona, ancak en bedbaht olandan başkası yollanmaz;
    Beyyine Suresi, 6. ayet: Şüphesiz, Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, içinde sürekli kalıcılar olmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir.
    Kaari'a Suresi, 8. ayet: Kimin tartıları hafif kalırsa,
    Kaari'a Suresi, 9. ayet: Artık onun da anası (son durağı) "haviye"dir (uçurum).
    Kaari'a Suresi, 10. ayet: Onun ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir?
    Kaari'a Suresi, 11. ayet: O, kızgın bir ateştir.
    Tekasür Suresi, 5. ayet: Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız,
    Tekasür Suresi, 6. ayet: Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.
    Tekasür Suresi, 7. ayet: Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş olacaksınız.
    Hümeze Suresi, 1. ayet: Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;
    Hümeze Suresi, 2. ayet: Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.
    Hümeze Suresi, 3. ayet: Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor.
    Hümeze Suresi, 4. ayet: Hayır; andolsun o, 'hutame'ye atılacaktır.
    Hümeze Suresi, 5. ayet: "Hutame"nin ne olduğunu sana bildiren nedir?
    Hümeze Suresi, 6. ayet: Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
    Hümeze Suresi, 7. ayet: Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar.
    Hümeze Suresi, 8. ayet: O, onların üzerine kilitlenecektir;
    Hümeze Suresi, 9. ayet: (Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır).
    Mesed Suresi, 1. ayet: Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya.
    Mesed Suresi, 2. ayet: Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.
    Mesed Suresi, 3. ayet: Alevi olan bir ateşe girecektir.
    Mesed Suresi, 4. ayet: Eşi de; odun hamalı (ve)
    Mesed Suresi, 5. ayet: Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak.
  • En'am Suresi, 100. ayet: Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir, uzaktır.
    En'am Suresi, 112. ayet: Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.
    En'am Suresi, 128. ayet: Onların tümünü toplayacağı gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tespit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki: "Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir.
    En'am Suresi, 130. ayet: Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize karşı şehadet ederiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.
    Araf Suresi, 38. ayet: (Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat artırılmış bir azap ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek.
    Hud Suresi, 119. ayet: Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım."
    Hicr Suresi, 27. ayet: Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.
    İsra Suresi, 88. ayet: De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler."
    Kehf Suresi, 50. ayet: Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
    Neml Suresi, 17. ayet: Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
    Neml Suresi, 39. ayet: Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.
    Sebe Suresi, 14. ayet: Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı.
    Sebe Suresi, 41. ayet: (Melekler) Derler ki: "Sen Yücesin, bizim velimiz Sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi."
    Saffat Suresi, 158. ayet: Onlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
    Fussilet Suresi, 29. ayet: İnkar edenler dediler ki: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar."
    Ahkaf Suresi, 18. ayet: İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel gelip- geçmiş ümmetler içinde (azap) sözü üzerlerine hak olmuş kimselerdir. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.
    Ahkaf Suresi, 29. ayet: Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
    Ahkaf Suresi, 30. ayet: Dediler ki: "Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola yöneltip- iletmektedir."
    Zariyat Suresi, 56. ayet: Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
    Rahman Suresi, 15. ayet: Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı.
    Rahman Suresi, 33. ayet: Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.
    Rahman Suresi, 35. ayet: İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman salıverilir de 'kurtulup-başaramazsınız.'
    Rahman Suresi, 39. ayet: İşte o gün, ne insana, ne cinne günahından sorulmaz.
    Rahman Suresi, 56. ayet: Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
    Rahman Suresi, 74. ayet: Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
    Cin Suresi, 1. ayet: De ki: "Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik"
    Cin Suresi, 2. ayet: "O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimiz'e hiç kimseyi ortak koşmayacağız."
    Cin Suresi, 3. ayet: Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."
    Cin Suresi, 4. ayet: "Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler."
    Cin Suresi, 5. ayet: "Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık."
    Cin Suresi, 6. ayet: "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı."
    Cin Suresi, 7. ayet: "Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı."
    Cin Suresi, 8. ayet: "Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk."
    Cin Suresi, 9. ayet: "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."
    Cin Suresi, 10. ayet: "Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?"
    Cin Suresi, 11. ayet: "Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz."
    Cin Suresi, 12. ayet: "Biz şüphesiz, Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O'nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık."
    Cin Suresi, 13. ayet: "Elbette biz, o yol gösterici (Kur'an'ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından."
    Cin Suresi, 14. ayet: "Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır."
    Cin Suresi, 15. ayet: Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.
    Nas Suresi, 5. ayet: Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);
    Nas Suresi, 6. ayet: Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım).