“Teyzem yasın okyanusta yüzmek gibi olduğunu söylerdi. İyi günlerde, başımız suyun üstünde yüzebilir ve güneş ışığını yüzümüzde hissedebilirdik. Kötü günlerde ise, su şiddetlenir ve dibe batıp boğulmamak zor bir hale gelirdi. Yapabileceğimiz tek şey daha güçlü yüzücüler olmayı öğrenmekti. Ama ben suyun üstünde kalmanın başka bir yolu daha olduğunu biliyordum; bir can simidi bulmak.”
Şu alıntı ile yorumuma başlamasam kitaba haksızlık etmiş olurdum. Niye diye sorarsanız gelin cevaplayayım. Öncelikle kitap elime geldiğinde; kapağına ve adına bakarak içimden ‘Tam bir kazanova hikayesi okuyacağım, belli.’ ön yargısıyla başladım çünkü hak verirsiniz ki adı ‘Uygunsuz’. E tabi tonla uygunsuz sahne yok muydu vardı ama başta klişe bir +18 sandığım kitap sayfalar ilerledikçe kalbimi ağrıtan bir hikayeye dönüşmeye başladı. Yazardan okuduğum ilk kitap olduğu için kalemine alışkın değildim ve Grant karakterini çok kalıpsal bir şekilde yazdığını düşünmüştüm ta ki Grant geçmişini anlatmaya başlayana dek. Kendini geride tutmasının ve tutarsız davranışlarının ardını anladıktan sonra bir daha aynı gözle bakamadım. Üzümlü kekim neler yaşamış.
Bilerek kitabın konusunu sona bıraktım ki ön yargılı davranmayın.
Ireland isimli kadın karakterimiz 9 yıldır çalıştığı bir şirketten; gittiği bir tatilde uygunsuz bir görüntüsünü sosyal medyasında paylaştığı için kovuluyor ve işine çok emek verdiği için şirketin CEO’suna alkollüyken saçma sapan bir e-posta atmayı kendinde hak görüyor. Ve CEO’muz binlerce mailin arasında bunu görüp mailine dönüş yapıyor. Sonrasında aralarında yaşananları okuyoruz ama kapağına aldanmayın. Ben bu hikayeyi ofis aşkı olarak adlandırmak istemiyorum, okuyun diyorum sadece.