Zincir okul sendromu, öğretmenlerin potansiyelini eksiksiz kullanmasını engelleyen bir durumdur. Bu sorunu aşmak, eğitim sisteminin daha yaratıcı, esnek ve birey odaklı hale gelmesiyle mümkündür. Eğitim, sadece kurumsal başarılarla değil, aynı zamanda öğrencilerin ve öğretmenlerin özgün katkılarıyla zenginleşir.
Elimizden gelenin en iyisini yapmak yetmez; elimizden gelebileceklerin sınırlarını zorlamak ve gerektiğinde bu sınırları aşmak için çaba göstermeliyiz.
Öğretmenlik yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret bir meslek değil. Çok daha fazlasını içeriyor: hayatlara dokunmayı, iz bırakmayı, bazen bir ışık, bazen de bir rehber olmayı gerektiriyor.
Bugün onlara öğrettiğin bir formül, bir tarih ya da bir tanım ileride belki hatırlanmayacak. Ancak o sınıfta kendilerini nasıl hissettikleri, başarıya ulaştıklarında duydukları mutluluk ya da zorlandıklarında yanlarında buldukları destek, hafızalarında çok daha kalıcı bir yer eder.