• “Düz Be­yaz Kâ­ğıt­lar­da Bir­kaç Sa­tır,

    Bir Za­man Ya­şa­dı­ğı­mı­zı Ha­tır­la­tır Bi­ze Si­yah ”

    Beh­çet Ne­ca­ti­gil
  • Ölümün bu kadar sıradanlaşmasına isyanım var… Ateş düştüğü yeri yakar. Her ölen asker bir anne, bir baba demek… Varsa kardeş ,ağabey,sevgili,eş,baba demek bazen de… Cepheden haberler verilirken; onlarca hayat ölürken haber spikerinin ağzından çıkan cümle şudur: “Cephede yeni bir şey yok…”
    Yazık oysa ölen, bir asker ve tüm sevenleri bu büyük acıyı bir haberde bile kayıtlara geçmeyecek kadar küçük yaşamak durumundalar…

    “Hayatın geri kalan bütün belirtileri kış uykusundalar…”
    Belirsiz bir bekleyiş… Bazen yıllarca süren bekleyişler bunlar.

    “Bu kitap; ne bir şikâyettir, ne de bir itiraf. Harbin yumruğunu yemiş, mermilerinden kurtulmuş olsa bile, tahriplerinden kurtulamamış bir nesli anlatmak isteyen bir deneme, sadece.”
    <E. M. Remarque>

    Yazar kitaba bu cümleyle başlamıştır. Remarque’nin savaşın kötülüğünü 19 yaşındaki bir askerin gözünden anlattığı, en ünlü eseri, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Im Westen nichts Neues) 1929’da yayımlandı.

    Remarque; 18 yaşında birçok kez yara aldığı 1. Dünya Savaşı’na katılmak zorunda kaldı. 1933’te, Naziler eserlerini yaktılar ve yasakladılar. 1938’de Alman vatandaşlığından çıkarıldı ve 1939’da Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Savaşı birebir yaşayan biri kadar kimse güzel anlatamazdı,yazamazdı. Ben yazarı ilk defa tanıdım bu kitapta, “Varlık Yayınları’ndan” “Behçet Necatigil” çevirisiyle okudum . Çok akıcı ve anlatımı şahane bir kitap.Okumadığım saatlerde merak içindeydim,duygu doluydum.

    Kitap için nette araştırma yaparken rastladığım bir anıyı sizinle de paylaşmak istiyorum,oldukça ilgimi çekti benim .

    “Alman eri August Bader'ın günlüğünden öğreniyoruz,

    Bir gün Almanlar siperde yemek pişirirken karşı taraftan bir Fransız "Ben de gelip yiyebilir miyim?" diye seslenmiş. Davet etmişler, Fransız askeri Almanlarla güzel güzel yemeğini yemiş, ardından uzanıp biraz kestirmiş, sonra teşekkür edip siperine dönmüş. Sonraki günlerde de Almanlar kendisini düzenli yemeğe davet etmiş. Yemek saatlerinde iki taraf arasında gidip gelenler çok olurmuş, birbirlerine ikramlarda bulunur, yemeğin ardından şarap ve sigara içip kağıt oynar ve birbirlerine kibarca şans dileyip siperlerine dönerlermiş. Yemek saatlerinde asla saldırıda bulunulmazmış ama bu cephede savaşanların emirlerle değil, doğrusu bu olmalı diye düşünerek kendi kendilerine geliştirdikleri bir davranışmış. Bunda en önemli neden siper savşı olmalı. Bu anıyı okuyunca kitapta geçen şu cümleler hafızamda yankılandı adeta:
    “Biz bu silahları , bu üniformaları çıkarıp atsak sen benim kardeşim olabilirdin!”
    Henüz gencecik erlerin düşmanlığından ne olacak , kitapta da rastlarsınız yaralı düşmana yardım etme durumları da çok etkileyici bir şekilde anlatılıyor..

    Araştırma araştırmayı doğururken “Siper Savaşı” cümlesiyle karşılaştım ve onu da araştırdım.
    SİPER SAVAŞLARI:Zirvesine birinci dünya savaşı sırasında ulaşmış bir muharebe biçimidir.Durağan karakterdeki siper savaşı, insanoğlunun gördüğü en kanlı ve yıpratıcı meydan muharebesi tarzıdır. Siper savaşı, 19. yy'ın başlarından itibaren ateşli silah teknolojilerindeki gelişmeler muharebe meydanında hareketlilik sahasındaki gelişmelerle desteklenemediği için ortaya çıkmış, korkunç boyutlarda ateş gücüne karşı neredeyse tamamen piyade birliklerinin kullanıldığı birinci dünya savaşında (özellikle de batı cephesinde, Türkiye için de Çanakkale cephesinde) zirvesine ulaşıp en korkunç dönemini yaşamış, ve hava gücü ve tankların belirleyici rol oynamaya başladığı 2. dünya savaşı yıllarına kadar savaş sahnesindeki temel muharebe prensibi olmuştur.
    Kitabın geneline baktığımda asıl anlatılan şeyin siper savaşının zirvesinin yaşandığı dönemin nasıl zorluklar,sıkıntılar içinde geçtiğiydi.

    Yazın sıcak günlerinde ; cephenin barut,yanık et,kan kokan sisli siperlerine girdim. Etkinlik için hemen bu kitabı seçtim ama bu tarz kitaplar benim vazgeçilmezim adeta. Etkinlik olsun ,olmasın ben okumaya ve o hayatları yaşamaya devam edeceğim. Bu anlamlı etkinlik için ,şu sitede güzel işler yapan nadir kişilerdensin.Emeğin için çok teşekkür ederim Murat Ç
    Bu tarz sevenlere şiddetle tavsiye ederim .10/10 puanı alan nadir kitaplardandır… Ayrıca filmi de varmış dikkatimi çekti .Yalnız fragmanını bulabildim https://www.youtube.com/watch?v=6alfKhxg1pw filmi bulabilirsem çok mutlu olacağım .

    Teşekkürler,sevgiler ,saygılar…
  • Kıskanıyorum kuşları
    Ben uçmasını bilsem
    Uçmak, serin ve mavi

    Behçet Necatigil
  • Çocukluğum, çocukluğum,
    Ah o cennet ülke
    Bir daha geçse ele
  • Ne olurdu, ben de,
    Sana göründüğüm şekilde
    Odana gelseydim
    Ateşböcekleri gibi,
    Küçücük avucunda
    Yanıp yanıp sönseydim.
  • Geçer hepsi geçer elbet,
    Daralmış gönüller ferahlar.
    Gelir o eski sabahlar,
    Memleket eski memleket.