Tarihini "Atatürk geldi, düşmanı yendi, padişahı kovdu, cumhuriyeti kurdu" ekseninden ibaret zanneden herkesin okuması gereken kitaplardan biri... Bizim daha ötelerde çok köklü, çok kültürlü, çok saygın bir geçmişimiz var ve bu kitap bizi alıp o zamanlara götürüyor, kimi mekanlarında gezdiriyor. Babası sürgüne gönderilmiş ve sahip olduğu o görkemli yaşamı kaybetmiş kadının dilinden, belki de babasını okumak bundan daha fazla objektif olamazdı. Ayşe Osmanoğlu çocukluğunu, çocukluğunun insanlarını, padişah babasını, ailesini, saray hayatını, sürgün dönemini; burukluğunu ve kırgınlığını katmadan öyle dıştan, öyle nesnel anlatmış ki, en karşıt okuruna dahi "bakın, okuyun, üstünü örtüp yok saydığınız saray ve Osmanlı işte bu" demek ister gibi... Döneme ait bir dolu detay... Saraya ilk soba gelişinin hikayesi bile ne ilginç... Görev bölümü... her işin bir nizam, bir intizam içinde gerçekleşiyor olması... Adaleti önceleyen tıkır tıkır bir işleyiş... Ve tabii bu çarkın arasına sokulan çöpler... çomaklar... Koskoca bir imparatorluğun çöküş serüveni...
Yazar acılarını kaleme alırken objektif olabilmek adına hüznünü saklamayı becermiş ama okur olarak hüznü en derinimde hissettim.
Kitabı okurken bol bol not aldım... Özellikle bugüne dek hiç duymadığım kadın isimleri çok ilgimi çekti. Üşenmedim rastgeldiklerimi kayıt altına aldım. Osmanlı'da kadın/kız isimleri adı altında aramak isteyenler olursa bir listede burada bulunsun... Bu isimleri bu kitapla öğrendim, bugüne dek hiç bir yerde rast gelmemiştim... "Tirimüjgan, Perestû, Feleksû, Feryâdil, Düzdidil, Destizer, Destiper, Dilesrar, Dilberyâl, Dilberniyâz, Dilberdide, Dilbeste, Dilpesend, Dürrüyekta, Efser, Pesend, Bîdar, Mâhrursar, Tirimiyâl, Nazikedâ, Nakşıfelek, Nîlifelek, Bedrifelek, Fetanfer, Şevkıdil, Şemsicemal,