• 206.
    Olanaksız Sınıf. — Fakir, neşeli ve bağımsız! — Hepsi birlikte mümkün; fakir neşeli ve köle! — Bu da mümkün, — fabrika kölesi işçilere söyleyecek daha iyi bir şeyim yok: Onların böyle kullanılıyor olmalarını esasen ayıp olarak hissetmemeleri varsayımıyla, bir makinenin vidası ve aynı zamanda insanın buluş yeteneğindeki bir boşluğu dolduracak tıkaç olarak kullanılıyor olmalarını! Daha yüksek ödemeyle sefaletlerinin temelinin, yani demek istediğim, nesneleşen uşaklıklarının ortadan kaldırılacağına inanılıyor olması, çok yazık! Bu nesneleşmenin artırılması sayesinde yeni toplumun makineleşmiş operasyonu içinde kölelik utancının erdeme dönüştürüleceğine kanılması, çok yazık! Artık insan olmanın değil, vida olmanın bir erdem olması, çok yazık! Her şeyden önce üretebildiği kadar üretip, zengin olabildiği kadar zengin olmak isteyen ulusların şimdiki çılgınlığının suç ortağı mısınız? Sizin yapmanız gereken iş, onlara karşı faturayı uzatmaktır: Nasıl büyük miktarda içsel değer böyle dışsal amaç için fırlatıp atılıyor! Özgürce nefes almanın ne demek olduğunu artık bilmiyorsanız iç değeriniz nerede? İradenize bir kez bile hakim değilseniz, sizden tıpkı bayat bir içkiden bıkıldığı gibi çok sık bıkılıyorsa, gazeteleri dinliyor, zengin komşulara yan gözle bakıyorsanız, gücün, paranın ve fikirlerin hızlı yükselmesi ve düşüşüyle hırslanmışsanız, yırtık pırtık felsefeye, onun gereksiz açık sözlülüğüne artık inanmıyorsanız, içinizdeki din adamlarına yakışan gönüllü sessiz sakin yoksulluk, mesleksizlik ve bekarlık kahkahalara neden oluyorsa, iç değeriniz nerede? Buna karşın sizleri çılgın umutlarla kızıştırmak isteyen sosyalist kandırıkçıların düdüğü kulaklarınızda çınlamıyor mu hep? Size hazır olmanızı başka bir şey yapmamanızı emreden, bugünden yarına hazır olmanızı, öyle ki, dışarıdan gelecek bir şey bekliyorsunuz ve bekliyorsunuz ve her zaman yaşadığınız gibi yaşıyorsunuz… bu bekleyişaçlık, susuzluk, ateş ve çılgınlık olana kadar ve sonunda bestia triumphans gününün bütün ihtişamıyla doğmasına kadar mı? — Buna karşın herkesin kendi kendine düşünmesi gerek: “En iyisi göç edip dünyanın vahşi ve bakir yerlerinde efendi olmayı denemek ve her şeyden önce kendimin efendisi olmayı; köleliğin herhangi bir belirtisi bana işaret edene kadar yer değiştirmek; serüvenden ve savaştan kaçmayıp en kötü rastlantılarda ölüme hazır olmak: yeter ki bu çirkin kölelik, bu huysuzluk, zehirlilik ve komploculuk daha fazla sürmesin!” Şu doğru bir görüş olurdu: Avrupa’da işçilerin kendilerini sınıf olarak bundan böyle insanlık ayıbı olarak ilan etmeleri gerekir, çoğunlukla yapıldığı gibi, sadece çok zor bir şey ve uygunsuz sosyal düzenlenme olarak değil; Avrupa arı kovanından şimdiye dek benzeri görülmemiş büyük kümeler halinde uçup gitme çağını başlatmaları gerekir, ve, bu serbest göç eylemiyle ortaya, makineyi, sermayeyi ve şimdi kendilerini ya devletin kölesi ya da bir darbe partisinin kölesi olmak zorunda bırakmakla tehdit eden seçimleri protesto eden büyük bir tavır koymalılar. Avrupa kendini sakinlerinin dörtte birinden kurtarsın! Onların ve Avrupa’nın içi rahatlar! Ancak uzaklarda, göç eden kolonici kafilelerin girişimlerinde insan anne Avrupa’nın oğullarına ne kadar çok akıl ve dürüstlük, ne kadar sağlıklı güvensizlik aşıladığını tam olarak anlar… bu oğullar, darkafalı yaşlı kadının yanında ona daha fazla dayanamıyor ve kadının kendisi gibi somurtkan, hırçın ve zevk düşkünü olma tehlikesine maruz kalıyorlardı. Avrupa’nın erdemleri Avrupa dışına bu işçilerle yolculuk edecek; ve memleketinde tehlikeli bir hoşnutsuzluğa ve canice bir eğilime doğru yozlaşmaya başlayan şey, dışarıda vahşi güzel bir doğallık kazanıp kahramanlık adını alacaktır. — Böylece sonunda yaşlı, şimdi çok yoğun nüfuslu ve kendi kendini yiyen Avrupa’ya keşke tekrar temiz hava gelse! İsterse biraz “işgücü” kaybı olsun! Belki de insan burada bir çok ihtiyaca, ancak onları kolaylıkla tatmin etmek mümkün olduktan sonra alışıldığını anımsayacaktır… bazı ihtiyaçlar tekrar unutulacak! Belki de o zaman Çinliler içeri alınırlar: Onlar da çalışkan karıncalara özgü düşünce ve yaşam biçimlerini beraberlerinde getirirler. Evet onların kendini harap eden ve huzursuz Avrupa’ya genelde biraz Asya huzuru ve değerlendirmesiyle — en fazla ihtiyacı duyulan — nesle Asya dayanıklılığı vermeleri mümkün olurdu.
  • Genç erkek ve kızlara "nikah olmadan da birlikte yaşanabileceğini" (!), "Aile kurmadan da çocuk sahibi olunabileceğini", "Artık, bekarlık ve bakirelik gibi komplekslere kapılmamak gerektiğini", " seks özgürlüğü gerektiğini" telkin eden, bu zehirli fikirleri desteklemek üzere, romanlar yazan, filmler çeviren ve yayınlar yapan kişi ve çevrelerin iyi niyetine inanabilir misiniz?

    Doğrudan doğruya aile müessesesini yıkmaya -en azından sarsmaya- yönelen, "mukaddes nikah müessesesini" küçümseyen, "özgürlük" maskesi altında fuhşu teşvik eden bu kişi ve çevreler, bununla da yetinmemekte, kendini, evine ve ailesine vakfeden yüce anneleri birer "tufeyli" gibi çalışmaktalar. Onlara kalırsa, kendini, evine ve çocuklarına vakfeden kadın "üretimin dışında" kalmakta imiş... Bu düşünce biçiminin ne kadar sakat olduğunu, inşallah, ileride ortaya koyacağız. Evet, Türk - İslam kültür ve medeniyetinin yoğurduğu "aile tipine" ve bir şiir gibi yücelttiği, iffet ve fedakârlık örneği başörtülü analarımıza, eşlerimize, kız kardeşlerimize ve kızlarımıza dil uzatmaya kalkışan kişi ve çevreler mutlaka cevaplarını alacaklardır.
    Seyyid Ahmet Arvâsî
    Sayfa 127 - Bilgeoğuz
  • Bekarlık sultanlıktır, çünkü whatsapp’daki son görülme saati umurunda olmaz..`
  • Onların sadece 14 şubatı var diğer günlerin hepsi bizim. (Emir Asaf 😋😋😋yasasin bekarlik )
  • Bekarlık ve yalnızlık özgürlüktür. :)

    https://youtu.be/3OmmaYsr2Ok
  • Hâlen öyle midir bilmiyorum, ama bizim zamanımızda dikiş makinası gelinlik bir kızın çeyizinin olmazsa olmaz parçalarından biriydi. Herkesten kendi kılık kıyafetini dikmesi beklenmezdi elbet, fakat en azından evinin hanımı olduğunu söyleyen her kadından kendi söküğünü dik(ebil)mesi istenirdi.

    Benim de bir el dikiş makinam var, çeyizimden... Elhamdülillah, hâlâ kendi söküğümü kendim dikiyor ve tüketim kültürünün "kullan at" dayatmasının kurbanı olmadan ihtiyaç hâlinde eskiyen, sökülen eşyalarımı onarıyor sonra yine onları kullanmaya devam ediyorum.

    Rahmetli anneciğim iyi bir terziydi. Elbiselerimizin çoğu onun elinden çıkardı. Hatta annem diktiği için kıyamadığım ve "anneciğimin el emeği göz nuru" diye sakladığım bir kaç parça kıyafetim de var ta bekârlık yıllarından kalma... Şimdi elbise dolabımda onları her gördüğümde önce bir dokunuyor, kokluyor ve yıllar öncesine giderek annemin marifetli ellerini onların üzerinde dolaşırken görür gibi oluyorum ve mutlu oluyorum, iyi ki saklamışım, iyi ki elden çıkarmamışım, diyorum.

    Rahmetli anneciğim, işini güzel ve temiz yapardı. O her hâliyle bize örnekti, olmaya da devam ediyor. Dikiş dikeceği gün önce makinanın altına örtü sererdi ki kestiği kumaşlardan dökülen iplik ve tüyler halıyı kirletmesin. İşi bittikten sonra ortalığı toplamak da bir ayrı uğraştırmasın.

    Şimdi fark ettim, evde tamir edilmesi gerekenleri biriktirdiğim çanta epeyce kabarıklaşmış, belli ki artık el atmanın vakti gelmiş... Önce örtümü serdim, üzerine makinemi koydum ve zihnime üşüşen hatıralar eşliğinde başlıyorum söküklerimi dikmeye, elimden geldiğince...
  • Anadolu’da bekarlık bir kabustur.
    Cemil Meriç
    Sayfa 231 - İletişim yayınları