• Sinemam ve Ben kitabında Türkan Şoray çocukluğundan itibaren bütün hayatını, kendi kalemiyle anlatmış.

    Kitapta birçok bölüm var. Çocukluk, Film ve Diziler, Yönetmenlik, Basınla İlişkiler, Seyirciyle İlişkiler bu bölümlerden bazıları.

    Kitapta çok güzel, daha önce görülmemiş, en azından benim görmediğim, fotoğraflar var. Fotoğraflara bakarken o yıllar ve kişiler gözünüzde daha net canlanıyor.

    Kitapla ilgili yapabileceğim tek olumsuz eleştiri Türkan Şoray’ın herkes hakkında iyi şeyler yazması olur. Buna Yeşilçam’daki en büyük rakipleri de dahil. Biliyorum eski zamanlarda insanlar daha ince düşünceli, daha naiftiler ama koskoca sinema dünyasında hiç mi çekişme, yoğun rekabet, birbirinin kuyusunu kazma, arkasından konuşma vs. yoktu. Şahsen ben kitapta bu tarz itiraflar, iddialar da okumak isterdim ama sanırım bu çok cesurca bir beklenti olur. Hem Türkan Şoray bu tarz yazılar yazacak biri değil (gibi) hem de bahsedilen kişiler hayattaysa çıkabilecek tartışmalardan çekinmiştir.

    Sonuç olarak Sinemam ve Ben; Yeşilçam filmlerini seven, sinema dünyasına ilgi duyan herkese önerebileceğim bir kitap.

    Kitapla ilgili detaylı yorumuma blogumdan ulaşabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/...-sinemam-ve-ben.html
  • Son Hasat
    Yazarın ilk okuduğum kitabı,kitap Heredot anlatımıyla,homeros,hesiodos ve mitoloji anlatımlarıyla ilk sayfalarda geçmişe yolculuk yaptırıp,insanı öyle bir beklenti İçerisine sokuyor ki,işte diyorsunuz çok eski zamanlara yolculuk başlıyor... Tabiki beklentiler diğer bölümlere geçtikçe azalıyor yok olup gidiyor ve derin bir hayal kırıklığı ile kala kalıyorsunuz. Belkide yazar Akhisar tarihini anlatmak istemiş olabilir fakat bunu bir önsözle tanıtabilirdi,böylelikle okuyucuyu farklı beklentilere sokmadan kitap kendi süreci içerisinde ilerlerdi. Neyse kitabın bu yönü bir tarafa, bölümlere ayrılan kitap her bölümü okumaya başladığınızda sanki başka bir kitabın giriş cümlesini okuyormuş hissini veriyor ve bölümler ustalıkla birbirine bağlanmaktan çok uzak kalıyor. Ve siz bu konuda nerden çıktı derken, kitaptan ve konudan tamamen soğuyorsunuz.
    Bazı yerlerde cinsellik öyle soğuk,öyle yapay ve samimiyetsiz anlatılmış ki ürperiyorsunuz.
    Ara ara yazılmış şiirimsi yazılar bana çok anlamsız ve ruhsuz geldi açıkçası.
    Kitabın ilk başlarında menemen olaylarına değinilmiş ve konuyu menemen olayına bağlamaya çalışmış yazar ve yine başarısız olmuş. Konuyu menemen olayına bağlamasını ben,verilmek istenen mesajlar var düşüncesiyle okudum ve bu bana çok basit bir kaygı gibi geldi.
    Kitabın konusu nereden nereye geldi dedirtiyor sonunda.
    Acaba yazar bu kitabı tek bir kurgu içerisinde mi yazdı yoksa bir çok şey hayal ederken sonuç bu mu oldu?açıkçası bana ikinci öngörü daha mantıklı geldi. Kitabı okuduğunuz da ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
    Bir arkadaşın yazarı önermesi üzerine bu kitabı alıp okudum. Belkide tercihimi yanlış kitaptan yana kullanmış olabilirim diğer kitapları hakkında bilgim yok ama tekrar okurmuyum bilemiyorum.
    İyi okumalar...

    Son Hasat
    Bahadır Yenişehirlioğlu
    Timaş yayınları
    Sayfa:208
  • Sıfır beklenti sonsuz mutluluk, diye bir söz vardır. John Steinbeck’in bu alıntısına aslında çok benziyor. Evet, umut insanı ayakta tutar, umut güzel şeydir, ama umutlarımızın kontrolsüz bir şekilde büyümesine izin verirsek, gerçekleşmediği zaman yaşadığımız hayal kırıklığı da o denli büyük olur.
  • Sabretmek gücünü beklenti içinde olmamaktan alır. Beklenti içerisinde olmak, buna ihtiyaç duymak, 'sabırsız' olarak tarif edilmeye sebep olur. Aksi gibi kalbin ritmini bozar. Boğuluyormuş gibi hissedersiniz ama elbetteki boğulmayacaksınızdır. Sabrın sonunun selamet olmasının sebebi hızlı akan kanın yavaşlayarak daha sakin ve yetkin kararların alınabilmesinden gelir. Yine de sakin olup beklemek ile sabretmeye ihtiyaç duyulması birbirinden beslenir. Öyleyse kan akışınızı yavaşlatın, içinizi ferah tutun ve bekleyin.

    La tahzen innallahu mağ el sabirin...
  • Paulo Coelho'nun Simyacı'sında Mesnevî İzleri
    "Kötülük," dedi Simyacı, "insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır."
    Kitabın olay örgüsüne baktığımızda “Santiago” adındaki karakterin kişisel menkıbesini bulmaya çalışmasından yola çıkılarak oluşturulmuş. Bunun için Mevlana’nın hikâyesinden yola çıkılmış da deniyor. Mesnevi'de geçen hikayeyi okuduğum için bir çok benzerlikle karşılaştım. Mevlana'dan etkilendiği konusundaki tartışmaları araştırdım ve bahsi geçen tartışmayla ilgili şöyle bir yazı paylaşmak istiyorum;
    "Coelho, ilk yıllarda bu eserinde hiç kimseden etkilenmediğini söylese de yakın tarihte İran'da katıldığı bir konferansta, Simyacı'yı Mevlana'nın Mesnevi'sinde geçen bir hikayeden yola çıkarak kaleme aldığını itiraf etmiştir. Zaten Simyacı adlı eserde anlatılanlar, Mesnevi'nin 6. cildindeki, 'Bağdat'ta yaşayan bir kişinin gördüğü rüya sonucu Mısır'da bir adrese gitmesini' konu alan hikayeyle neredeyse birebir aynı.''
    Mesnevi'de geçen bu hikayeyi okuyup sonrasında Simyacı'yı okuyan bir çok okur bu benzerliği farkedecektir.
    “Santiago” karakteri ile başaralı bir karakter yaratmayı başarmış yazar. İster istemez karakteri seviyorsunuz. Bu sizin kitabı daha istekli okumanızı sağlıyor.Kitap roman olmasına rağmen size bir felsefi yapıt, masal ve hikâye izlenimi veriyor. Üstüne bütün bunları sürükleyici bir şekilde verdiği için kitabı sıkılmadan okuyorsunuz.
    Ayrıca bir nasihatname özeliği de var diyebiliriz. Çünkü kitap karakterlerin birbirine nasihat vermesi yoluyla oluşturulmuş. Okuyucuya karakterler üzerinden sürekli örtülü nasihatler verilmiş. Kitapla ilgili bir çok kişiden olumlu anlamda yorumlar dinledim ve mutlaka okumam konusunda uyarıldım. Sonuç olarak kitabı okudum ve bittiğinde kitap elimde ne yani bu muydu söylemleri ve yüzümdeki ifade tam bir hayal kırıklığı şeklindeydi. Kitap kötü değil fakat bendeki beklenti çok yüksekti ve belkide Mesnevî okuduğum için karşıma çıkan benzerlik kitaptan etkilenmemi önlemiş olabilir.Yada Mesnevî kadar doyurucu bir kitabı okumuş olmakta,bu kitaptan etkilenmemi engellemiş olabilir.
    Keyifli okumalar...
    Paulo Coelho
    Simyacı
    Can yayınları
    Çeviri:Özdemir İnce
    Sayfa:166
  • Bu kitapla ilgili ön araştırma yaparken yanlış bir çevre içindeydim ve Vamıkcım Volkan'a haksızlık ettim. Kitabı ve yazarı bana yanlış tanıttılar. Daha önceki bir paylaşımda ağır sözler ettiğim için üzgünüm...

    Psikanalizin kuram ve terimleri, onu özümsememiş insana gerçekten uzak ve saçma gelir. Oral Dönem'in eksik geçmiş ve telafisi başka nesnede aranmış olmasını ifade için, bir mahalle kahvehanesine aniden girip "siz ananızın memesini yeterince ememediğiniz için bu kadar sigara içiyorsunuz" diyen biri elbette tatsızlıkla karşılanır.

    Bir de Anal Dönem ve kişiliğe yansıyışı vardır ki onu bilmeyen biri rahatlıkla çıldırabilir. Psikanaliz bunun için BİREYSEL bir alan.

    Vamık Volkan ve arkadaşı Norman Itzkowitz, saygılı bir çalışma yapmış. 11 yıllık araştırmanın meyvesi. Kitabın ilk çıktığı yıl 1984'te kullanılan Psikanalitik terimlerden dolayı tepki topluyor. Yazarlar Türk halkının duyarlığına saygı gösterip, ifadeleri yumuşatıyor.

    Psikanalizin kurucusu FREUD, biyografi yazan insanların, ele aldıkları karakterle ister istemez özdeşlik kurduğunu, söyler. V.Volkan ve Itzkowitz, kitap bittiği zaman, Atatürk'ün ne kadar dokunaklı bir yaşamı olduğunu fark edip, nasıl ağladıklarını anlatıyorlar.

    Sosyoloji Kuramları ana hatlarıyla ikiye ayrılır: Psikolojist bakış ve Sosyolojist bakış:

    Psikolojistler,(Freud gibi) BİREYsel istek ve beklentilerinin toplumsala uzanışını esas alır. Sosyolojistler, (Durkheim gibi) toplumsal yapının bireysel beklenti ve davranışı belirlediğini düşünür.

    Atatürk, bireysel tutumunu baskıcı bir çevrenin belirlediği toplumsal yapıda doğdu. Bunu kırıp, bireysel tutumunun belirlediği toplumsal yapıyı oluşturdu. Onun ruhsal yapısında ANNELERE / KADINLARA hak ve özgürlükler sunma arzusu en baskın belirleyici özellikti...
  • Sabretmek gücünü beklenti içinde olmamaktan alır. Beklenti içerisinde olmak, ihtiyaç duymak, sabırsız olarak tarif edilmeye sebep olur. Aksi gibi kalbin ritmini bozar. Boğuluyormuş gibi hissedersiniz ama elbetteki boğulmayacaksınızdır. Sabrın sonunun selamet olmasının sebebi hızlı akan kanın yavaşlayarak daha sakin ve yetkin kararların alınabilmesinden gelir. Yine de sakin olup beklemek ile sabretmeye ihtiyaç duyulması birbirinden beslenir. Öyleyse kan akışınızı yavaşlatın, içinizi ferah tutun ve bekleyin.

    La tahzen innallahu mağ el sabirin...