• '' Belirsizlik tüm işkencelerin en kötüsüdür. ''
  • Birinin hayatının neresinde olduğumu çözemediğim zaman hiçbir yerinde olmamayı tercih ederim.
    Çünkü belirsizlik değersizliktir...
    Gönlüme yorgunluk veren işler, arkadaşlıklar beni hep yormuştur.
    Ve benim yorgunlukla geçirecek zamanım yok.
  • Daha derin bir gözlem değişik bir sonuca yol açar: Bir
    kadın ve bir erkek arasındaki, erkeğin eleştirici bir söz
    söylemediği ama ona yol açabilecek bir görüş ifade ettiği
    bir tartışmada.

    Eğer kadın sessiz kalmayı
    yeğlemiyorsa, hemen savunmaya geçecek ve çoğu zaman
    da saldırıya kalkacaktır. Bir hata yaptığını bildiği zaman bile karşı saldırıya başvuracaktır.
    Kanıtı yakalamak mümkün olmasa da kadın suçlandığını hissettiği her şeyi partnerinin üstüne yansıtacaktır.

    Suçlanabildiği en küçük bir işarette, tartışmanın gelişmesinden önce bile erkeğe saldıracaktır.

    Kendisinin önceden korumak zorunda kaldığından ötürü erkeği suçlayacaktır; bu sırada tartışma görünüşte hâlâ dostçadır.
    Bu sanki, gökyüzünde fırtınanın yaklaştığı haberini veren bulutları görünce, hemen şemsiyesini açması gibidir.

    Karşı saldırı, beklenilen saldırıyı belki önleyebilir.
    Bunun gibi hızlandırılmış tepkinin ve çoğunlukla yüzeysel öz korumanın niteliği bazen kadınsı manevradır ama bunun
    en önemli güdülerinden biri korkudur.

    Ne korkusu?

    Genel
    yanıt, erkeğin gözünde “küçük düşmek”tir.
    Ama böyle bir tepki güçlü özgüveni olan kişilerden bekleyeceğimiz
    tepkinin karşıt olanıdır.

    Kadının eleştiriye karşı duyarlılığı
    arttıkça, onun incinmesi özgüven ya da özsaygı
    yoksunluğunun sonucudur.

    Kendisini güçlü hisseden, yanlışlarını itiraf etmeyi göze alabilir, zayıflıklarını ya da
    eksikliklerini kabul edebilir çünkü onları dengeleyecek niteliklere sahip olduğunu bilir.

    Küçük hataları ya da
    güçsüzlükleri kabul etmeyi istememek kişinin özgüveninin
    az olduğu demektir.
    Böyle yoğun bir kırılganlık, korunması gerekenin ne kadar çok ve bunların ne kadar tehlike altında
    olduğunu gösterir.
    Olası ya da gerçek eleştiriye karşı
    böylesine abartılı bir biçimde savunmada olmak kişinin
    kendi niteliklerinden kuşku ve belirsizlik duyduğunu açığa
    vurur.
  • Henüz var olmayan ve sadece kendisinin gerçekleştirebileceği, sonra da ışığıyla aydınlatabileceği bir şeyle karşı karşıya zihnim.
  • Belirsizlik, en kötü ihtimalden daha acı vericiydi.

    Dostoyevski
  • Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.
  • Koca 1000kitap'ta 2 okunması olan, ki birisi ben oluyorum sanırım, bu kitabı çok mu aradım? Nerelerde aradım, nasıl buldum? Durun anlatacağım hepsini.

    Bir gün yine en amaçsız dakikalarımı Instagram'da harcarken, takip ettiğim profillerin birisi bir gönderi yayınlamış. Takip ettiğim kişi bir editör. Kendisini zamanında Ali Lidar'ın bir mentionı sonrasında takibe almıştım. Hayır hiç Ali Lidar okumadım, buna rağmen neden takip ediyorum herhangi bir cevabım da yok. Bu arkadaş bir post atmış, İthaki yerli edebiyattan yakında bir kitap çıkacak, hem yerli hem fantastik çok heyecanlıyım gibi bir şeyler yazmıştı. O ne olaki dedim, açtım Google'da Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabını arattım ilgimi çekince girdim 1000kitap'ta okunacaklara ekledim. Sonra öğrendim ki yazarın Hepsi Hikaye adında bir youtube kanalı varmış, burada edebiyat, yazarlık, yazma üzerine kısa videolar; edebiyat camiasından bir takım kişilerle söyleşiler yayınlıyormuş. Onu da takibe aldım, çok da memnun kaldım iyiki keşfettim. Gerçekten okuma üzerine, yazma üzerine, kurmaca üzerine sıkmadan, bunaltmadan gayet esprili ve doyurucu sohbetler var kanalda.

    İşte benim yukarıda 1000kitap'tan girip, Instagram'a oradan yazara edebiyata kanala dolaştığım bu karmaşık anlatıya (haşaa) yazar postmodern demiş girmiş kitaba.

    Kitabın başında önce kendisi karakter iken, o karaktere Hoca B.diye bir karakter yarattırmış (haşa hocam) bunun üzerinden de bir kurmaca nasıl oluşturulurun denklemini vermiş.(Gerçekten bir denklem de vermiş). Kuralları söylemiş;

    Postmodern metinde;

    *Karakter içinde karakter, metin içinde metin, bilmem ne içinde bilmem ne var. Postmodernistler bir şeyin içine ... bir şey koyup buna da üstkurmaca diyorlar.
    *Self-reference denilen şey olmalı. Yani metin sürekli metinselliğini belli edecek.
    *Sürekli bir belirsizlik, rahatsızlık durumu var.
    *Zamanda kırılma olacak, geçmişte miyim, şimdiki zamanda mı gibi..
    *Kelimelerle oynanabilir, kelime anlamını kaybedebilir.
    *Ne kadar post olursan ol kendinden bir şey katman lazım. Bir yöresel motif örneğin..
    *Metinlerarasılık...
    *Yazar kitabın içinde bir var bir yok, yazar yazar mı, anlatıcı mı, kahramanın kendisi mi... (Bilge Karasu'ya Gece'den selam olsun.)
    *Kendi çağından da örnekler katmalı.
    *Okurla karşılıklı etkileşim kurabilmeli.(Bülent Bey bloğuna yönlendirmiş.)

    Oyunun kurallarını sıraladıktan sonra öyle atıyosun tutuyorsun ama göster hele Bülent demiş ve öykülere girmiş.

    Zaman kargaşası kurmuş, bir hikayeden belirsiz zamana, bir Osmanlı'da belirsiz zamana bir şimdiki zamanda anlatıcıya dönmüş. Bir Zweig'ın Satranç öyküsünü tekrar kurmuş. Yerine denk getirmiş kurmacaya Olric ve Albayım girmiş.

    Yazı Üçlemesi'ndeki üç öykü muhteşemdi. "Nokta" öyküsü biraz Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sını da anımsattı, sanırım üstad - nokta/harf - cinayet temaları nedeniyle benzettim. "Kebikeç" en müthiş kurguydu kitaptaki, Kebikeç ve mecaz anlamdaki kitapkurdu bağlantısı çok çok güzeldi. "Bıçak Ustası Kesiği" doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım şehirde geçtiği için ayrı bir tebessüm oluşturdu okurken, zira yazar da Bursalı. :)

    "Zaman Seyyahı" öyküsünde içim burkuldu, bana göre bu öykü sahile vuran Suriyeli bebek için yazılmış. Bu öykü daha önce dergilerden birinde yayınlanmış olabilir ve buradaki okurlardan birisi bunu oralarda okumuş da olabilir, fakat ben yazarla kitabını görene dek hiç karşılaşmadım.
    #31564911

    Kitap muhtemelen daha önce dergilere yazdığı öykü seçkileri ile bitiyor. Bunlarda bir Şaman olup kopuz çalıyoruz, bir yaz tatilinin ortasında Hogwarts'a kaçmak istiyoruz.

    Bir ilk kitap olarak beklentimin çok üzerindeydi. İşin içinden birisinin kaleminden postmodern öyküler okumak isterseniz, kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

    Benim de içime dert olan, Hepsi Hikaye'deki bir söyleşide mevzu bahis ettikleri, kitaba yapılan eleştiri sığ kalıyor; harikaydı, çarpıcıydı, kesinlikle tavsiye ediyorum laflarından öteye geçemiyor sözleri sebebiyle biraz uzun bir incelememsi oldu. Çok daha güzel olabilirdi bu yazı ancak bu yaz yoğunluğunda telefonda yazmaya uğraşırken bu kadar çıktı. Nihayetinde ben de kendi halinde bir okurum, edebiyat eleştirmeni olsaydım siz o zaman görürdünüz ne terimler sallardım burada. =)

    Israrla tavsiye ediyorum.