Hakime Hanım, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
25 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Orijinal adı 'Brief einer Unbekannten' olan öykünün tamamı bir mektuptan oluşuyor. Karakterlerimizin ismini vermemiş belki ama çektiği acıyı fazlasıyla hissettirmiş Stefan Zweig.

Kitabımız yazar R.'ye gelen bir mektupla başlıyor. Üzerinde bir hitap dışında bir şey yazmayan bir mektupla.

"Sana, beni asla tanımamış olan sana."


Mektubu okumaya başlamasıyla acı veren tesadüflerle karşılaşıyoruz. Bir çocuğun, komşusu olan yazara koşulsuz bağlılığının büyüyüp vazgeçilemeyecek bir keşmekeşe dönüşünü genç bir kadının mektubunda yeniden yaşıyoruz. Bazen büyük bir serzenişle sesini yükseltiyor sonra da küçük bir kız çocuğu gibi suskunlaşıp geçmişe dönüyor. Okurken kendinizi bu kadının yerine koyuyorsunuz ister istemez. Her zaman bilinmeyen bir kadın olmanın acısını her satırda yeniden yaşıyorsunuz. Aşağıdaki satırları kaç kez okudum bilmiyorum ancak her okuyuşumda daha da derinden etkiledi beni. Buradaki çaresizlik bile kalp kırıcı...

"Sabret sevgilim; sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için, senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım."


Burada hovarda yazara duyulan hislere aşk mı demeli yoksa saplantı mı bunu bir türlü çözemedim. Her zaman yazara olan hislerinin önünü geçemeyen kadın bilinmeyen olmaya razı geliyor ve bu yine sizi düşünmeye itiyor. Bir cümle okuyunca saf bir aşk görüyor buruk bir şekilde gülümsüyorsunuz sonra kadına seçimleri yüzünden kızıyorsunuz. Belki bunu okuduğunuz diğer kitaplarla da yaşadınız ama böylesine acı bir ikilemi belkide hiç bir karakter size yaşatmadı.Bir tarafta bir annenin yaşayabileceği en büyük acı diğer tarafta bir aşığın paramparça olmuş kalbi...

Fazlasıyla içten karşılıksız sevmenin belkide en başarılı aktarımı bu kitap.Karşı cinsini olan birinin iç dünyasında hislerini mercek altına alan Stefan Zweig kendine hayran bırakıyor doğrusu. 68 sayfa olmasına rağmen her cümle arkasında büyük bir etki, yoğun bir anlam bırakıyor böylesine sade bir dille yazılmış olmasına rağmen oldukça etkili. Olayları tüm incelikleri ile anlatmak istesem bile okumak isteyenleriniz için bunu mahvetmek istemediğimden kısa kesiyorum. Son bir şey söylemem gerekirse kitabın son satırını okuduğumda böyle bir sevmek görülmemiştir belki diye düşünmekten alamadım kendimi.

Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
48 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi · 7/10 puan

Kötülüklerle en önde, kellesini koyarak dövüşecek en yiğit yürek sanatçıdadır. Öyle olmalı. Bunun dışında sanatçı, ne kadar usta olursa olsun sanatında, olamaz ya, insanın soyunu aşağılatan işlemlere karşı koymadı mı o hiçbir şeydir. İnsan soyunun yüz karasıdır. Bak şu güzel zanaatını ne için, ne kadar boş şeyler için kullanmış, diyecekler. Bunu da diyemeyecekler. Çelişmeye düşmüyorum. İnsan soyunun sorunlarına yabancı kalmış kişi sanatında usta da olamaz. Yani o hüner dediğimiz küçücük şeyi de gösteremez. Çünkü, insanı aşağılatan işlemlere karşı koymayan yürek, küçük yürektir. Küçük yürek ne kadar hünerli olursa olsun, ondan iyi sanat çıkmaz. Çıkamaz. Şu gelmiş geçmiş dünya sanatına bakın, hep kalanlar büyük yürekler, insan soyunu aşağılatanlara karşı koyan yürekler. Bunun dışında belki birkaç kişi var, diyeceksiniz. Ben buna inanamam. Varsa da, insanlar onları bir zaman için yutmuşlardır. Boyaları gözleri kamaştırmıştır. Bir gün gelecek, yaldızları sıyrılıp gerçek yüzleri ortaya çıkacaktır. Hüner o kadar önemli değildir. Hüner, hüner değildir.

Ağacın Çürüğü, Yaşar KemalAğacın Çürüğü, Yaşar Kemal
Merve, bir alıntı ekledi.
 56 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Hiçlik denen şey, kesinlikle hiçbir şeyin olmaması demek olduğundan, belki de anlamak ve hayal etmek gerekmiyordur."

Karanlıktan Sonra, Haruki Murakami (Sayfa 149)Karanlıktan Sonra, Haruki Murakami (Sayfa 149)
Ayşe Nur, Yaban'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitapta Milli Mücadele dönemi yılları Anadolu'nun ücra köylerinde yaşananlar dillendirilmiş. Kimi zaman köylülerin gelen tehlikeye karşı kayıtsız oluşları beni çok sinirlendirse de okuyucuya en güzel cevabı vermiş yazar; 'onlara öfkelenmeyin çünkü kabahat; senin, benim diyor. Çünkü onları bir kenara atar gibi cehaletin duvarları, zifiri karanlığın içinde bırakan biziz'. Belki de bu tutumumuzun yol açacağı sonuçları anlatmak istiyor yazar. Tıpkı halkla arası açılan Türk aydınını eleştirdiği gibi.
Benim Yaban'dan çıkardığım ders; bu kitap kurgu değil, geçmişte yaşanmış bitmiş şey hiç değil. Bu kitap MİLLİ BİLİNCİN ne denli gerekli olduğunu aşılıyor bizlere.

failimuhtar, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Puan vermedi

Tek bir ses komutuyla harekete geçen veya iki parmak hareketiyle resimleri büyüten elektronik aletler gibi, piyasadaki teknoloji ürünleri sevdiğimiz nesnelerden beklediğimiz ancak nadiren, belki de hiç alamadığımız her şeyin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bunların en değerli özelliklerinden biri de asla çok uzun süre piyasada kalıp kendilerinden bıktırmamaları ve başınızdan savdığınızda size musallat olmamalarıdır. Elektronik aletler sevgiye hizmet etmekle kalmazlar; diğer sevgi nesnelerine gösterilip de karşılık bulamayan sevgileri de kabul edecek şekilde tasarlanmışlardır. Sevgi için en sakıncasız olan elektronik aletler aşk ilişkilerinin başlatılmasında ve bitirilmesinde, ister elektronik ister canlı, ister hayvan ister insan olsun, sevgi yöneltilen diğer nesnelerin göz ardı edebileceği standartları ve kalıpları belirler. Tek riskleri elenmek ve reddedilmektir.

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına Mıdır?, Zygmunt Bauman (Sayfa 44)Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına Mıdır?, Zygmunt Bauman (Sayfa 44)
Mehmet Reşit, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

Ahmet Haşim'in Eserleri Hakkında
Nurullah Ataç, Haşim'i anlamadıklarını iftiharla söyleyenlerle alay eder: "Şairlerimiz bile bu parçayı(Şafakta) anlamadıklarını sevine sevine söylüyorlar.
Dünyada en garip hal, belki, anlamamaklıkla iftihar etmektir." der.

Ataç, okuyucuya "kendi his ve hayalini cebren" vermeyen, okuyucusunu "tahattura, rüyaya davet" eden Haşim'e hayrandır.

"Tabiata baksa gördüğü manzaraları hayalinin adresine aksettirir ve bize hakikati değil, onun güzelleşmiş bir tasvirini gösterir. Fakat güzellik yegane hakikat değil mi?"

Haşim'i en çok etkileyen Fransız tenkitçi Remy de Gourmont, şiirin esasını "istiare"de bulur. Ona göre büyük şairler "duyanlar" değil, "görenler"dir. Haşim'de de isriare ve resim, sanatının başlıca unsurlarıdır.

"Haşim sesler işuten bir adam değil, seslerde bile renkler gören bir adamdı." "Bence o zamanımızın en iyi ve en hakiki Türk şairi idi. Şiirin ağlamak, sızlamak değil, fikri bir faaliyet olduğunu gösterdi Türk edebiyatına hizmeti büyüktür."

- Abdülhak Şinasi "Şair, muttasıl derununda yaşadığı bir alemi görür. Ahmet Haşim'in Gölü o kadar tabii ki ben bile onu okuduğumdan beri bu kocaman şehrin belki her bahçesinden daha çok bir gölün civarında geziniyor gibiyim."

Abdülhak Şinasi, Haşim'i "lisanımızın bayrağını, Türkçemizin daha evvel keşfedilmemiş iklimlerine sevk eden bir çeşit sanat kahramanı (Kahraman-ı sanat) olarak görür."

Haşim'i bir insan olarak seven ve sayan Tanpınar, aynı zamanda onun şiir estetiğini de benimsemiştir. Tanpınar, "Ben Şiir dediğimiz şey için bu baştan daha güzel bir mahfaza, zeka denen kıvılcım için bu gözlerden daha mükemmel iki menfez görmedim" diye tasvir ettiği Haşim'i tanıdığı günden son anına kadar anlatır. Haşim'in son mısralarından olan

"Bir kuş düşünür bu bahçelerde
Altın tüyü sonbahara uygun"

için, kendisine "bütün bir mevsimin cevherini bu iki mısraa toplanmışsınız" demiştir...

Bütün Şiirleri, Ahmet HaşimBütün Şiirleri, Ahmet Haşim
Ferah, Mucizeler Yağarken'i inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Hayattaki en büyük zenginliğimiz kendimiz. Eğer sabah uyandığımızda yataktan kalkabiliyor ve kendi işlerimizi kendimiz yapabiliyorsak başka zenginliğe ihtiyacımız yok.. Elden ayaktan düşmediğimiz , sevgi dolu ,umut dolu ,sağlıklı ve acı haberler duymayacağımız bir hayat ise en büyük mucizemiz.
Joy Candellaro; hayatının en büyük darbesini en sevdiklerinden alıyor. Kız kardeşinin eşi ile birlikte olduğunu öğrenmek onu hayatta çaresizliğe itiyor. Joy daha fazla bunları yaşamamak yaşanan yeri de terk etmek unutmak için havaalanına gittiğinde bir anda gördüğü tek uçak seferi bulunan ve birazdan kalkacak olan uçağa atlayıp nereye gittiğini bile bilmeden uzaklaşmaya karar veriyor. Bindiği uçağın düşmesi işte ; asıl macera burada başlıyor.
Bobby yakın zamanda annesini trafik kazasında kaybetmiş, annesinden ayrılmış olan babasıyla annesinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalan ancak babası ile düşman gibi geçinen bir çocuktur. Annesi ölmeden önce annesini kırdığı için kendisini affetmemiş , tüm bu yaşadığı travmalar sebebiyle de hayali arkadaşlar edinmiş ve kendini hayattan tamamen uzaklaştırmıştır.
Anne ve annelik özlemi çeken iki kahramanın yolu nerede kesişiyor? Son sayfalara gelindiğinde tahmin ettiğiniz sonda nasıl da hayrete düşeceksiniz?
Kristin Hannah kalemine sağlık demek için okumaya hazır olun.
Ne dersiniz? Bir mucize yaklaşır ve belki gelip hayatımıza yapışır. Bize sevgiyi sonsuz yaşatanlara minnet duyup , şükranla anacağımız hayata devam ederiz. Keyifli okumalar...