Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
 18 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi

Bazı soru(n)lar, insanda, saça yapışmış çiklet duygusu uyandırır. Aslâ çıkmaz. Hem de yıllarca. Ezelden ebede. Belki de doğuştan itibaren.
Eline yapışır. Çektikçe uzar. Uzadıkça uzar. Atamazsın. Orada da tutamazsın. Kesecek olsan, büyükse, öyle bir iki tutam saçtan kendini mahrum etmekle de ondan kurtulamazsın.
Operasyonun alanını genişletmek zorundasındır. Mecburen. İş büyümüştür artık. O hâldeyken hiç beklemez suçluluk duyguları saldırıya geçer. İkidebir pişmanlıklar. Biteviye hem de. Hep. Daima.
Sırası mıdır şimdi? Ne işi vardır orada? Nereden yapışmıştır? Nasıl da farketmemişsindir? Neden başkaları değil de sen?
Acıdan çok korkutur, tiksindirir. Bazen iğrenirsin. Fakat en çok korkuyla ürperirsin. Tarifsiz bir korkuyla kendini kavrarsın; tıpkı tüm vücudunu karıncalar sardığında kendini kavrayacağın gibi.
Kendini hiç böyle kavradın mı?
Sorunlar karşısında kendini böylesine saldırı altında, böylesine çaresiz hissettin mi?
Güçlü başağrılarından kurtulamadığında başını gövdensinden ayırmayı isteyen adamın hissettiği gibi, çölde çay içmeyi hayal ettin mi?
Etmediysen, bırak bu yazıyı, başkasına geç!

Ölümün Dört Rengi, Dücane Cündioğlu (Sayfa 54)Ölümün Dört Rengi, Dücane Cündioğlu (Sayfa 54)
Ahmet Y, Sahip Olmak Ya da Olmak'ı inceledi.
38 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

DİKKAT BOL MİKTARDA KİŞİSEL GÖRÜŞ İÇERİR-HİÇBİR HEDEF VE KİTLEYİ ELE ALMAZ-ESER ROMAN/HİKAYE/NOVELLA TÜRÜNDE OLMADIĞINDAN SÜRPRİZBOZAN İÇERMEZ-AYRICA BU İNCELEME PSİKOLOJİ-SOSYOLOJİ OKUMALARI EKSENİNDE YAPILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR

İncelemek nedir? Bir kitabı özetleyip,sonunda kitaba methiyeler dizmek mi? Eğer amaç buysa benimki bir inceleme değil bunu baştan söyleyeyim.Zira her eleştirdiğim kitapta şahsıma yönelik saldırı içerikli yorum ve ya mesajlar alıyorum.Bir insanın kitabı beğenip beğenmemesi onun tasarrufunda olan bir şeydir.Yanlış bilgilendirme yaptığım,eserin yazarına ve okur kitlesine hakaret ettiğim görülürse bunu yapmanız revadır..Kimse okumak ya da beğenmek zorunda değil hem incelemeyi hem de incelemenin konusu olan eseri.Eser nasıl eleştirilebilirse,benim incelemelerim de eleştirilebilir,buna sonuna kadar saygı duyarım..

Benim için inceleme yapmak incelmektir..İnce eleyip sık dokumak eseri baştan yazıp,bir daha okumaktır..İnceledikçe incelirsin,ufalırsın,toz olursun..İnceleme yapmak nasıl ki bir eserin yeniden inşasıysa,inceleme yapanın aynı zamanda da dolaylı bir ifşasıdır..Ve o eserle bütünleşmesi,o kitabın ruhuna akmasıdır..İncelemeye sahip olmak değil incelemenin kendisi olmaktır inceleme yapmak..İşte eser tam da bu olmak ve sahip olmak arasındaki uçurumu işliyor..Yani yazdığım birinci paragraftaki üslubum ve ikinci paragraf arasındaki gerilimi..
İnceleme biraz sıkıcı ve uzun olabilir,o yüzden biraz sabırlı olmanızı ya da hiç okumamanızı tavsiye ederim..Zira bu hafta başladığımız sosyoloji ve psikoloji okumaları etkinliği kapsamında farklı yönlere kaymak zorundayım..Anlayışınız için teşekkür ederek başlayayım J
Esere ilk olarak göstergebilimsel bir eleştiri ile girmek istiyorum.”Sahip Olmak ya da Olmak” ismi bana bir kişisel gelişim kitabı ismi gibi gelmişti ilk başta.Ya sahip olursun ya da sahip olursun şeklinde tezahür etti zihnimde.Belki bu düşüncemin sebebi tavsiye eden amcamın ekonomist olmasından kaynaklanıyordur demek isterdim ama ne yazık ki dilimizde edattan sonra gelen bir fiil ya da fiilimsi ortak özneye dahil olur.Yani ikinci olmak fiili de sahip olma anlamına gelir..Sonrasında kitap ile ilgili incelemeleri okuduğumda fark ettim ki aslında tam tersi durumu yani sahip olmamak durumunu,bu durumun güzelliğini anlatıyormuş..Keşke ismi “Olmak ya da Sahip Olmak” olsaymış diye düşünürken başlangıçta Fromm’un da belirttiği gibi o isimde birçok kitap olduğunu öğrendim ve eser de o doğrultuda yazılmış bir esermiş.Yine de bu mantık oyununun Fromm’un kitapta savunduğu savlara ters düştüğünü düşünmeden edemedim..Çünkü orijinal bir isme “sahip olmak” uğruna eserin isminin bir reklam malzemesine dönüşmesi beni başlangıçta üzdüyse de orijinal dilinin göstergesel farklarına tam vakıf olamadığımdan suçun bir nebze de olsa çevirmende olmasını temenni ediyorum..

Eser ismiyle fazla oyalandım gibi görünse de başka türlü açıklayamayacağımı düşündüğüm içindir.Zira kitabın tamamı aynı şeyin tekrarı gibiydi..Sahip Olmak ya da Olmak..Bu kavramlar farklı boyutlarla ele alınmış olsa da(dini,sosyolojik,psikanalitik,varoluşsal,ekonomik) çok yeni bir şey yoktu maalesef eserin içinde…Her akademik sosyoloji kitabında bulabileceğimiz aşağı yukarı aynı cümlelerden ibaretti..

Yine de yazarın dikkat çektiği birçok soruna değinmeden geçmek olmaz.İnsanların satın aldığı her neyseneyle kendilerine bir sosyal kimlik satın almış olmaları,aldıkları ve attıkları mallarla varolmaları yani kısacası tüketerek yok ederek huzura kavuştuklarını düşünmeleri her “Baudrillard” kitabında olduğu gibi bunda da anlatının belkemiğiydi.Bu açıdan eleştiriye doğru bir yönden yaklaşıldığını düşünüyorum.Zira Fromm’un da bahsettiği gibi günümüz sanayi toplumu bu tüketim esaretini bir nevi özgürlüğün yegane yolu zannetmekte,her şeyi tüketmekte ve her şeyi metalaştırmaktadır.Baudrillard’ın simgesel değiş-tokuş dediği mesele işte tam da budur.Aldığımız her üründe bir kimlik satın alıyoruz.Yani bize bakan insanlar aldığımız araba olarak,taktığımız saat olarak görüyor bizi..İsmet Özel’in bu dizeleri konuyu bize gayet iyi açıklar;(Şiirde farklı anlamda kullanılmıştır ama bu olaya katarsak anlam bütünlüğü sağlar)

Her nesne ödeviyle Kaybediyor nesne niteliğini
Ödevini yerine getiren "o şey" oluyor.
Yani şiirde de belirtildiği gibi biz belli bir zaman sonra nesneye dönüşüyoruz..Olmaktan uzaklaşıp sahip olduğumuzu zannettiğimiz şeye dönüşüyoruz.Bilakis insan sahip olmakla değil reddetmekle “olur” Bu kendini gerçekleştirme biçimi bir katarsisten ve ya freud’un ipnoz ya da telkin hakkında söylediklerinden çok farklı bir evredir.Kişi olduğunda bilinçlidir,sahip olduğunda ise kitlesel davranır..Uygarlığın Huzursuzluğu’nda bahsettiği gibi uygarlaştıkça,medenileştikçe,modernleştikçe huzuru bulmaz..Aksine bu gelişmeler bireyi belirli (aslında ihtiyaç olmayan)ihtiyaçların kölesi haline getirir ve birey bireylikten yalıtılarak bir tek hücreli canlıya dönüşür..Yani “olmak” eylemini kaybeder.Bundan kurtulmanın çeşitli yolları vardır.Bu dini bir sofuluk,inzivaya çekilerek tam manasıyla gerçekleşmez.Zira kişinin nefsini terbiye etmeye çalışması,onun sahip olma isteklerinin yoğunluğunun bir göstergesidir ve birey asla arınma ve inziva ile “Olmak” sıfatını(normalde olmak eylemdir fakat eserde bir sıfat olarak kullanıldığı için sıfat diye niteledim) asla gerçekleştiremez.Yine de çoğu dinde zenginliğin,özel mülkiyetin günah sayılması ve ya paylaşılması zorunluluğu,bireyin maddi olanakları ile değil de bu maddi olanakların esaretinden kurtulması ile varoluşu “Olmak” sıfatına uygun düşen örneklerdir..Ve bunların bir çoğuna ben de katılıyorum..
Yine de bu noktada da eleştirmek istediğim bir nokta var.Fromm tüm dinlerin bu yapısına- Budizm’den Hristiyanlığa varıncaya dek- eserinde geniş yer verirken İslamiyeti konuya hiç dahil etmemesi şüphelendirici.Zira bu durumu en çok savunan dinlerden biri İslamiyettir..Örneğin Fromm’un verdiği İsa’nın özel mülkü reddedişi örneğine binaen Muhammed kendisine yolundan dönmesi uğruna para teklif edenlere “Sağ elime güneşi,sol elime ayı koysanız ben yine de davamdan vazgeçmem” diye karşılık vererek “Sahip Olmak’ı” reddedip “Olmak”ı tercih etmiştir..Yine de yanlış anlaşılma olmaması adına dinleri kesinlikle kıyaslamadığıma hiçbirine de inanmadığımı belirteyim.Zira ülkemizde öyle bir algı var ki bir dini ve ya ona inananları savunmak despotizm diye görülebiliyor,maalesef ülkemizde en çok inanılan din olan islamiyete en ufak bir saygı yok çoğu zaman..Burada Peygamber VS’si yapmadığımı sadece islamiyetin o kadar din içinden örneklenmemesini eleştirdiğimi eseri okuyanlar anlayacaklardır J

Tevrattaki örneklemelerin çok güzel olduğunu belirtmekle beraber,hem Tevrat hem Kur’an’da geçen “Yusuf ile Züleyha” hikayesinin “Sahip Olmak ya da Olmak” meselesini en iyi anlatan hikayeyi eserde görmek isterdim.Eserde göremediğim için bu hikayeyi “Sahip Olmak ya da Olmak” bağlamında açıklamaya cüret edeceğim..

Bilindiği gibi “Züleyha” “Yusuf”a sahip olmak için ona saldırır ve gömleğini yırtar..Yusuf kaçmaya çalışırken odaya Züleyha’nın eşi Potifar’ın adamları girdiğinde Yusuf’un mu Züleyha’ya,Züleyha’nın mı Yusuf’a saldırdığı bilinmez.Bunun üzerine Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığı görülmüş ve Yusuf’un kaçmaya çalıştığı,saldıranın Züleyha olduğu ortaya çıkmıştır.Bu nokta çok önemlidir davranışlar bir göstergeye dönüşmüş ve bir Sahip Olma dürtüsünü ortaya çıkarmıştır..Hikaye’nin devamında “Yusuf”a haksızlık edilmiş ve zindana atılmış,Züleyha bunun pişmanlığıyla kahrolmuş,çirkinleşmiş ve mahvolmuştur..Sonra Yusuf zindandan çıkınca,sahip olmaya çalışan değil kendi olan,kendi olmuş bir Züleyha bulmuştur karşısında..Züleyha sahip olmak dürtüsünden arınmış,”Züleyha Olmak” yani “Olmak” ile varoluşunu tamamlamıştır..Sonra evlenmişler ve günümüzdeki sahiplik üzerine değil bütünleşme üzerine “Olmak” üzerine bir evlilik yapmışlardır..

Eseri her ne kadar bazı konularda eleştirsem de güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum.Ve kitapla haşir neşir olsun olmasın herkesin okuması gerektiğini,okuyana çok şey katacağını iddia ediyorum..Ayrıca aklıma gelmişken bir noktayı daha eleştirmek istiyorum..Fromm’ Sahip Olmak” ile “Olmak” arasında bir zıtlık olduğunu söylüyor.Ben buna kesinlikle katılmıyorum.Aralarında kesinlikle gerilim vardır bu inkar edilemez ama bunu birbirlerinin sentezi ilan etmek,egzistansiyalizmi benim nazarımda engizisyonun eline teslim etmektir.Bir insanın varoluşu kesinlikle sahip olmak dürtüsünden yalıtılması ile ölçülemez..Zira zengin olan birinin nasıl ki kendini hırsa kaptırması mümkünse aynı derecede paylaşma olanağı da o derece geniştir.En azından imkanı vardır..Dernekler,yetimevleri,aşevleri kurabilir parasını paylaşma yoluyla da var olabilir.

Ayrıca aktiflik ve pasiflik karşıtlığı da eserde hoşuma gitmedi.Zira kişinin aktif olarak varolacağı,pasif olursa varoluşun anlamsız olacağı yönündeki savı baştan başa yanlıştır..Örneğin Kafka’nın ünlü eseri “Dönüşüm”ü ele alalım,Gregor Samsa bir sabah yatağında kendini bir böcek olarak bulur.Bu böcekleşme olgusu bir derealizasyon ve depersonalizasyon çeşididir.Birey beden algısı yetiyitimine uğramıştır, kendi bedenini hissetmemekte,dış dünyadan kendini yalıtmakta ve pasifize olmaktadır.Bu yokoluş çeşidi bir varoluş felsefesi doğurur..Kafka’nın birçok romanında bu pasiflik durumu işlenir.Ve bu pasiflik Kafka karakterlerinin varoluş biçimidir.Bu bakımdan eserdeki Aktiflik-Pasiflik Olmak-Sahip Olmak mantalitesine dayandırılmasını yanlış buluyorum…

Bu sıkıcı incelemeyi okuyan,okumayan herkese teşekkür ediyorum..Ve son kez eserin okunması gereken güzel bir eser olduğunu fakat eleştirilecek noktaları olduğunu belirtmek istiyorum.Herkese keyifli okumalar…

Hande, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

"Belki de ölüm,diğerleri denizde salınmaya devam ederken kıyıya vuran tek bir dalgadan başka bir şey değildi."

Ütopya, Leonardo Patrignani (Sayfa 70 - Pegasus Yayınları)Ütopya, Leonardo Patrignani (Sayfa 70 - Pegasus Yayınları)

Biraz Sonraki Varlığımın Sözü
Şu an sözü edilecek bir şey yok aslında. Düşündüğüm de... Hissettiğimden ise emin değilim. Belki de. Ama bu duygunun ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Söz konusu hiçbir şey yok. Şu halde yokluğumu anlatabilecek sözcükler nerde? Yokluğun sözcükleri? Ya da varlığımın arkasında gizlenmiş sözcükler? Dile getirdiğim nedir şimdi? Dile getirmek istediğim nedir, ya bu nedenle aradığım sözcükler? Anlam veremediğim bir boşluk mu? O mu, içimde belli belirsiz şekiller çizen? Peki. Devamını hem umduğum hem de şiddetle reddettiğim bu şeyin tesirini nasıl ortaya koyabilirim? Kararsızlığımın mı sonucudur bu? Gerisin geriye dönüp tercihlerimin -daha az ve daha zayıf görünen şıklarının- üzerinde biraz daha mı durup düşünmeliydim? Çıkmaza mı geldim? İşte bu yüzden zamansızlığımdan kaçıp kurtulmalıyım. Zamanın içine gelmeliyim. Zira varlığım o'nda saklı. Yaşamım şimdiki an'ın kucağında bensiz geçiyor. Ama şimdiki zaman benim için tekrar ve tekrar doğuyor ve hiç tükenmiyor; tâ ki ben ona ulaşıncaya dek. Gelecek zamanın arkasında akıp yolumu bulacağım. Evet, şimdi görüyorum: Işığım yanıyor üstümde. Renkler belirgin bir şekilde gözlerimi aydınlatıyor ve içimi boyuyor. canlılığımı hissedebiliyorum. Doğanın bana verdiği huzuru, mutluluğu ve iyimserliği farkediyorum...
Ve O! Benim varlığım, bütün tanımların dışında olan; onu kalbimin en derininde yaşıyorum. Buldum. Evet, sözcüklerle ifade edilmeyen o şeyin, O olduğunu anladım. Boşluk gibi görünen ya da görünmeyen, sözcüklerin karanlığında duran ve asla sözcüklerin ışığına çıkmayacak olan O imiş!..

Herkes bi mutlu son ister. Ben seninle mutlu bi sonsuz dilemiştim,belkide bu yüzdendir tüm kaybedişlerim seni. Çünkü sonsuzluk belirsizliktir,ben seni tüm belirsizliklere rağmen seviyordum. Ama artık son buldu,sonsuz çabalarım. Şimdi sıra beklemekte,seni beklemekte.. geriye dönüp baktım da ben kendimi fazla kaptırmışım bu aşk macerasına,seni severken fazla ileriye gitmişim,yetişememişsin bana. İşte o yüzden bekliyorum seni sevgilim, şurda hemen ileride,geleceğimizde bekliyorum geç kalmadan yetiş bana lütfen,seni seviyorum...

Elif Ünal, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"belki de insan... en büyük utancı...kendine en yakın hissettiklerine karşı duyar."

Korku, Stefan Zweig (Sayfa 47)Korku, Stefan Zweig (Sayfa 47)

İ. Tenekeci
Akşamın annesi vardır babası
Belki de incecik arkadaşları
Ölürsen o vakit, nasılsın olur
Ey kalbim, anladın mı?