• Yağmur,
    seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım..

    ~Nurullah Genç
  • Ben üniversitede öğrenci idim. Profesörlerin derslerine hiç girmezdim. Doğal olarak bu duruma alınıyorlardı. Bir gün bölüm başkanı beni çağırdı ve dedi ki, "Niye üniversiteye girdin sen? Seni hiç göremiyoruz, hiç derslere girmiyorsun. Ve unutma: sınav vakti geldiğinde derslere katılma sicilini hiç isteme - çünkü sınava girmek için derslerin yüzde yetmiş beşine katılmış olman gerekiyor."


    Ben o yaşlı adamın elini tuttum ve dedim ki, "Siz benimle gelin - nerede olduğumu ve neden üniversiteye yazıldığımı size göstereceğim."


    Onu nereye ve neden götürdüğüm konusunda biraz tereddüt etti. Biraz eksantrik olduğum herkes tarafından biliniyordu! "Peki beni nereye götürüyorsun?" diye sordu.


    Dedim ki, "Bana yüzde yüz katılım sicili vermeniz gerektiğini size kanıtlayacağım. Benimle gelin."


    Onu kütüphaneye götürdüm ve kütüphaneciye, "Bu yaşlı adama anlatın - benim kütüphaneye gelmediğim tek bir gün oldu mu?" dedim.


    Kütüphaneci, "Tatillerde bile buradaydı. Kütüphane açık değilse bu öğrenci kütüphanenin bahçesinde oturup bekliyor, ve her gün geliyor. Biz de her gün ona, 'Artık lütfen çık, çünkü artık kapatıyoruz,' demek zorunda kalıyoruz," dedi.


    Ben profesöre dedim ki, "Kitapları sizin sözde profesörlerinizden çok daha net ve anlaşılır buluyorum. Hem üstelik onlar sadece kitaplarda yazılı olanları tekrarlıyorlar, bu durumda ikinci elden onları dinlemenin ne anlamı var ki? Direkt olarak kitapları okuyabilirim!"


    Ona dedim ki, "Eğer öğretmenlerinizin kitaplarda olmayan bir şeyleri öğrettiklerini ispatlayabilirseniz o zaman ben de derslere girmeye hazırım. Eğer ispatlayamazsanız o zaman unutmayın ki benim sicilimi yüzde yüz katılım şeklinde hazırlamalısınız - yoksa sorun çıkarırım!"


    Ona tekrar başvurmam gerekmedi...
  • 280 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Zeze, benim gözlerimde kalan yaşım. Canım Zeze'm artık büyüdü ve yüreği hep buruk. Zeze sevgiye aç. Gerçekte bulamadığı ilgiliyi, şefkati, sevgiyi hayallerinde yaşadı hep. Zeze kocaman bir düğüm kursakta kalan. Tek bir gün gerçekten baba sevgisi görmemiş kırık kalp o. Baştan aşağı hayal kırıklığı benim küçük Zeze'm..
    Daha 12 yaşındayken ölmeyi deli gibi isteyen ama bir o kadar da umudu olan benim cesur Zeze'm. Ben seni çok seviyorum, hayallerini çok seviyorum, yüreğini çok seviyorum. Hani sordun ya " büyükler güneşi nasıl uyandırır? " diye seni anlayan herkes güneşi uyandırabilir anlıyor musun? Seni hisseden herkes güneşi uyandırabilir! Sen yüreğinde yıllarca Adam'ı taşıdın. Sen güneşi uyandırdın. Bizde seni yüreğimizde taşıyoruz seninle güneşi her sabah uyandırıyoruz. Ve biliyorum Zeze sen ağlayan kimseye kıyamazsın bu yüzden yüreğimizi bırakmazsın.. Seni sonsuzluk kadar seviyorum çünkü yüreğimdesin ve yürekler ölmez küçüğüm.
  • Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
  • Homeros'un dizelerinden biriyim ben
    Yabancı değilim ki
    Sen hiç şiir okudun mu
    Yürüyen karların altında kaldın mı hiç
    Bilirsin tüy gibi soğuğun süzülerek uçtuğunu
    Parmak uçlarında salınan bir elbisenin içinde
    Ne de derinden biri diye geçirirsin içinden
    Ah güzel adam
    Sevişmek nedir ki
    Bilmiyorum ben
    Heyecanla soluduğunda yalın yalnız bir adı
    Asıl bakirelik değil midir o tını
    Çanların yükseldiğinde tapınaklarında
    Yalan söylemez mi sana içindeki azgın rahip
    Çekmez mi seni çalıların altlarına
    Korumaz mı seni yolundaki ürkütücü suallerden
    Yalan söylemez mi sana içindeki azgın rahip
    Eriyen saatlerin silik zamanlarını
    Arsızlaşmaz mısın bir çocuğun süt beyazı saflığından
    Korkaksın sen
    Korkak bir adamsın
    Baldırlarındaki sızı neyin nesi sanarsın
    Arzunun mu, tutkunun mu?
    Tüm iflahını sapkın ibadetlerin keser
    Oysa sen tanrı gökte sanar durursun
    Tanrı ne gökte olmalı, ne yerde
    Ne de bozduğun bir saflığın günahında
    Tanrı senin içindedir
    Ve ona ihanet eden şeytanında peşinde
    Ah güzel adam
    Senin ellerin büyük bir vicdansızlığa çivilenmiş
    Meryem boğazından geçen tutulamaz iniltileri doğurmuş
    Denizciler artık çekemezler kabus gibi çökmüş derinliklerindeki çapayı
    Damağına batan bıçaklar
    Eksiltemez bir kadının tadını
    Ah güzel adam
    Sen ne büyüleyici günahlar işledin öyle
    Serpilmemiş bir tenin okşandığı gün, sabahlar ağırana kadar orada değil miydin
    Duygular harlandığında
    Akıllar kızıştığında
    Tüm kainatı öfke dolu çığlıklar kapladığında
    Ah güzel adam
    O çığlıkların besteleri sana ait
    Kendi müziğini de mi tanımadın
    Bu akşam herkesten saklamak zorunda olduğun o sır
    Kıvrandırıcı kahkahalar atıyor balerinlerin pileli eteklerinde
    Keman yayları
    Çıplak sırtlar gibi geriliyor üstüne
    Seninse kaçacak hiçbir yerin yok
    Kırık sandalyeleri bilir misin sen
    Onların üzerinde geziniyor tüm yaşanmışlıklar
    Her an asılı kalacakmışçasına
    Ölümün korkusuyla dans ediyor ayaklar
    Ah güzel adam
    Bana neden dokundun
    Alevlerde yıkanayım mı şimdi bu pislikle
    Ruhum çıktığında beslendiği yerden
    Açlıktan kokan nefesi dolmuştu ağzımın içine
    Sana da o kadar oluyor mu
    Ah güzel adam
    Dilerim sonsuza kadar pişmanlıkla bağışlan.
  • "seni bırakıp gitmem. gidersem seni de götürmeye çalışırım.”

    hatırlıyor musun, böyle söz vermiştin. ama “hoşça kal,” bile demeden gitmişsin. ben uyurken.
  • Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.