Geri Bildirim
  • BEN

    - III -

    Peki bugünlere nasıl gelmiştim? Daha 21 yaşındaydım ama çocukluğumu bile hatırlayamıyorum. Takip edemediğim bir süreç olduğu kesin ama bu halimin başlangıcını kestirememek, nedenlendirememek beni delirtiyor. Neler oldu, neler yaşadım, neler yaşayamadım da buralara geldim, bilemiyorum açıkçası. Yazara göre: '' İnsan, onaylanmak isteyen bir hayvandır. Hatta onay, insan için kan gibi hayati bir ihtiyaçtır ki; tüm 'ruhsal problemler' dediğimiz hastalıklar bir şekilde onay eksikliğinden kaynaklanır.
    Onay takviyesi anne ve babadan başlar. Bu takviye süreci kahvaltı gibi en temel aşamadır. Anne ve babadan sonra bu takviyeye yardımcı olmak üzere bir de 'öğretmen' dediklerimiz görevlendirilir. Ancak öğretmenlerin temel görevi onay vermek olmadığından, onlar bu göreve dolaylı olarak katılırlar. İyi ya da kötü bir onay üçgenine giren çocuk, kendini güvende hissetmeye başlar. Ancak ne acıdır ki, bir üçgen kurulan bu aşamada da çocuk, kendini fark etme gafletine düşmeye başlar. Evet, o da bir bireydir ve olması gereken bir üçgen değil, dörtgendir. Üçgenden dörtgen elde etmek en ızdıraplı aşamadır. Tam bu noktada, aslı ''isyan'', yetişmişler tarafından 'ergenlik buhranları' diye adlandırılan, 'bağırma, öfkelenme, mutsuzluk' dönemleri yaşanmaya başlar. Tüm kavgası bir kenar için olan isyankar, tüm üç kenara da meydan okur. Ancak kendi kenarı için açılacak olan alanın tek anahtarı mantığıdır. Mantık, kendi kenarı için açması gereken alanı sağlamak amacıyla diğer kenarlardaki zayıflık ve boşlukları gözetir ve bulabildiği zayıflık ve boşluklardan kendi kenarını oluşturma aşamasına geçer. Bu aşama, tüm kenarlar yok olana kadar devam eder ki, isyankar, her kenar zayıflığında ya da eksilişinde yeni bir denge kurmak ve bunu yaparken eksilen ve kalan kenarları gözetmek zorundadır. Daha kendi kenarını tam olarak oluşturamayan isyankar, diğer kenarların sürekli bozulan rijitlikleri yüzünden, bir türlü bitmek bilmeyen sarsıntılarla uğraşmak zorunda kalacaktır. Bu farkındalığa sahip olan bireyler ömür boyu uğraşmak zorunda kalacakları bu sarsıntılarla ya 'ölü gibi' yaşayabilecekler ya da 'yaşayamayacaklardır'. İstisnalar yok değildir ve tabi ki farkında olmayanlar da bu tartışmanın konusu değildir.''

    Peki ben ne biliyorum şu anki durumumla ilgili? Sanırım tek bildiğim yazarın da dediği gibi ölü olduğum; ''Ölüyüm mutlak yolumda, tek bavulum da cesedim. Tüm kesici aletler sevenlerimin elinde, olmasaydı onu da yok ederdim.''
    Karşımda duran tabanca bile annemin üstüne kayıtlı sanki, bir türlü gitmiyor elim. İstemeden de olsa onlara aidim ve onlara borçluyum ya da ben öyle hissediyorum. İçimdeki ses bu duruma hep karşı çıkıyor; sevdiklerime kur yapmak için gelmediğimi söylüyor dünyaya. Haklı da, fakat neden hep ihanet ediyormuşum gibi hissediyorum. Somut olarak tamamen bana ait olan bu tabancanın tetiğinde neden babamın parmağı var, ''Sana izin vermeyeceğim!'' diyor? Neden söyleyemiyorum onlara, ''Aldatıyorum hepinizi ölümümle, ayrılmamız hepimiz için daha iyi'' diye? Daha ne kadar aldatabileceğim onları? O kadar iyi ezberledim ki kuralları, en iyi dedektifi bile tutsalar yakalayamazlar beni. İtiraf etsem suçumu ne kadar ceza verebilirler ki bana? Eminim ıslah olmadan salarlar ve aldatıldıklarını öğrendikleriyle kalırlar. Sonra yine devam ederim en büyük günahıma, ne de olsa değişmeyecek ezberler. Yalan makineleri aklayacak beni hep. En iyi yöntem hangisi diye düşünürken ben, soracaklar bana nabzıma bağladıkları yalan makineleriyle, '' Niye dalgınsın yine?'' diye. Cevabı çok iyi öğrendim, kalbimle, damarlarımla. Hepimiz birden '' Hiiiç! '' diyeceğiz, utanmadan gülümseyerek üstelik ve onlar yine inanacaklar başka şansları olmadığından. Nasıl ben istemeden gelmişsem dünyaya, onlar de eminim böyle bir çocuk istemezlerdi, gerçeğimi bilselerdi.
    Tabancamla baş başa ölümü düşünüyorum şu an. Belki hiç öldürmeyeceğim kendimi ama böyle bir süreç yaşamış olacağım yine de. Hanginizin haberi olacak bundan? Öğrenemeyeceğiniz bu gerçek, sizi büyük bir üzüntüden kurtaracak belki, peki ama ben ne olacağım? Bu süreci yaşayan çocuğunuz, bu ölümle yaşayan adamın bilmediğiniz hastalığı sizi mi mutlu edecek, yoksa beni mi diriltecek? Hangi ezberinizde var bu sorunun cevabı, hangi kitabınızda, öğretinizde, sayfanızda..? Şu halimin bir fotoğrafını çekip yollasam size, ne düşünürsünüz bilmem, ama kızacağınızdan eminim. Üstelik anlatamam da sizlere ''Ölülere kızılmaz!'' diye. İlla ki ölmesi gerekir bedenimin ki, inanasınız öldüğüme. Evet, siz bedenimi kanlar içinde görünce anlarsınız kızmamanız gerektiğini? Seçenekler bunlar desem, hangisi olsun isterdiniz acaba? Yoksa bu sefer de sizleri tehdit etmekle mi suçlanırdım? Benim ölümün de dirimin de hayrı yok desem sizlere, ayrılmak isteyen sevgili bahanesi der geçer miydiniz? Ya da tüm bunların hepten ergenlik buhranları olduğunu düşünüp, nasıl olsa biter diye geçiştirir miydiniz?

    ...

    Ama ispatlamama az kaldı. Göreceksiniz, duyacaksınız ve tüm duyularınızla algılayacaksınız benim hissettiklerimin gerçekliğini ve tedavisiz bir ben olduğunu bende. Yanlış anlamayın, kızmıyorum kimseye, suç ya da suçlu olmadığının farkındayım. Nedensiz bir ben varım ortada ve tüm sorun bu. Evet, problem benim var oluşumla ilgili. Var oluşum hataysa, hayatımın da telafi olduğunu söyleyebilirsiniz bana. Ama ben bunu da reddediyorum. Adem ile Havva’nın suçlarının sorumlusu ben değilim. Redd-i miras, bu yaptığım. Hayırsız evlat damgası basabilirsiniz bana, umurumda da değil. Tüm insanlık da bilsin bunu, bazı miraslar kabul edilemez. Gücüm yok bu telafi için üstelik, tabancamı koymuşken karşıma ya da ben oturmuşken onun karşısına. Şükretmekten de bahsetmeyin sakın bana. Dedim ya insan bencildir. Başkasını düşünmez ve kendisinden daha kötü durumda olanlar için üzülmez, acır sadece, acır ve rahatlar. Derdim ne acındırmak kendimi ne de şükretmek. Ayrıca kim daha kötü durumda? Ölçütleriniz neler, ''huzur ölçer'' diye bir şey icat edildi de haberimiz mi yok? Bana bakıp şükretmek isteyenler buyursun, ona ''Eyvallah'' derim ve başkalarının mutlu olması için elimden geleni yaparım bu konuda. Nasıl olsa bir uğraş değil bu benim için, oynamam da gerekmiyor. Hatta saf iyilik olduğunu bile söyleyebilirim bunun ki bir çıkarım da yok kimseden karşılığında. Gelin izleyin beni, acıyın, sevinin ama bana belli etmeyin. Sadece belli etmeyin, yoksa sizi de zehirlerim içinden çıkılmaz sorularımla. Ne dost ne düşman olalım. İki türlüsüne de gelemezsiniz emin olun. Kimseye kızmıyorum dediğim gibi, isyan ediyorum sadece. Kendi beynimin akustiğinde kendime anlatıyorum her şeyi. Söz, ele de vermeyeceğim sizleri. En kötü düzen, düzensizlikten iyidir ne de olsa!!! Söz veriyorum, kışkırtmayacağım aç insanları, yazarın yaptığı gibi; ''Doyurun karınlarınızı en illegal yollardan. Korkmayın, doldurun hapishaneleri. Sizin için yeni hapishane açamayacaklarına göre, emin olun aftan karnı tok çıkarsınız. Üstelik devlet de başka çözüm yolları arar açlığınıza. Her türlü kazanan olursunuz!'' Demeyeceğim kimseye. Neyse kızmayacaktım kimseye, ama yine sinirlendim elimde olmayarak. Size değil ama merak etmeyin, plansızca başladığım bu yolculuğuma. Alışamadığım bu ezbersiz hayatıma. Düşüncelerimle eylemlerimin tutarsızlığına. Her şeye ama size değil. Alışamadım bu hayata. Ve tüm alışamadıklarımız gibi bocalıyorum işte. Utanıyorum mesela, ''iyi değilim'' demeye. Çünkü alıştırmamış annem beni buna. Keşke alıştırsaydı da en az yalanı ben söyleseydim… Ona da kızamıyorum ki, o da öyle öğrendi, annesi-babası da, onların ki de... Soy ağacımızı çıkartmalıyım; çizmeli, yazmalı bir kağıda ve bu hatalı gen nerede, bulmalı. Rahmetlilerden en az kaybı verecek şekilde silmeli ki, manşet olmayalım giderayak, ''Cinnet geçiren torun, aile katliamına yol açtı!'' diye. En az kayıpla kazanmalı bu savaşı…
  • 131-Bu böyledir. Çünkü Rabbin bir memleketi, halkının haberi yokken zulümleri sebebiyle helâk edici değildir.

    132-Her biri için işlediklerinden dolayı dereceler vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

    133-Rabbin Ganî’dir ve rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin soyundan meydana getirdiği gibi, dilerse sizi ortadan kaldırıp yok eder ve sizden sonra yerinize dilediği bir milleti getirir.

    134-Size vaad edilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz.

    135-De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, doğrusu ben de yapacağım. Bu yurdun sonunun kimin olacağını yakında bileceksiniz.” Şüphesiz ki zâlimler iflâh olmazlar.
    ( En'am Süresi)
  • “Ben de bu evin içindeyim.Hem de sizin gibi her kuşu baykuş sanan kâbus tiryakileri arasındayım.Keyfimi bozmuyorum.”
  • 93-Allah’a karşı yalan uydurandan ve kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde: “Bana da vahyolundu.” diyenden ve: “Allah’ın indirdiği (âyetler) gibi ben de indireceğim.” diyenden daha zâlim kim olabilir? Bu zâlimler ölüm dalgaları içinde can çekişirken, melekler de ellerini uzatmış: “Haydi canlarınızı teslim edin, Allah’a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve Allah’ın âyetlerine karşı kibirlilik taslamanızdan ötürü, bugün siz horlayıcı alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız!” derken bir görsen!
    (En'am Süresi)
  • İlk olarak bu kitabı okurken çok heyecanlıydım, çünkü bir Dostoyevski yapıtı. Yeraltından Notları okuduğumda yazarın psikolojik gözlem ve çıkarımları harikaydı. Bu kitap da ise çok daha derin anlamlar yüklenmiş. Eğer siz de benim gibi karakterlerin iç dünyalarını yansıtan eserleri seviyorsanız bunu okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Özellikle Dostoyevski'nin bütün kitaplarını.
    '' Beni unutacak olursan,
    Ben seninim hatırla!
    Hayat hızla gelip geçerken,
    Sen de beni hatırla. ''
  • Merhabalar 1k Ailesi;
    Bundan birkaç gün önce, bir öğretmen arkadaşımız ağzında sigara ile poz verdiği vakit, kendisine sadece;

    " Bir öğretmen olarak, agzinizdaki sigarayla poz verip, yayınlamaniz hoş olmamış. Yadırgadım doğrusu. Lütfen daha hassas olalım. Örnek olmalısınız. " Yazdım.


    Bu cümleyi yazdığım için, hemen akabinde, kendisi bir konu açıp, mağdur edebiyatı yaparak hakkımda linç ve karalama kampanyası düzenlemek amacıyla bir yazı yazmıştır. Kendisine hakaret veya küfür etmedim. Kendisine karşı kibarca eleştiri hakkımı kullandım ve yaklaşık yirmi dakika bekledim cevap vermesi için. Cevap vermeyince de, kendisini engelledim. Zira hoşuma gitmeyen bir profil çizdi ve ben bu tür insanların paylaşımlarını görmek istemem. Meğer kendisi bu esnada hakkımda bir konu açmış ve Mahir Amca nın uslanmaz bir ön yargı canavarı oldugu, kendisinin ise adeta bir melek oldugunu okuyuculara aktarmıştır.

    Kendisinin ve dalkavuklarının isimlerini, prim yapmaması açısından vermemeyi doğru buluyorum. Zira kendileri yeterince tanınmışlar ve sayfa prim yapmışlardır bu sayede.

    Elimden geldiğince herkese karşı saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşmış olup, kimseyi rencide etmemeye çalıştım.
    Kendisine ve bu dalkavuklara istinaden düşüncemi burada paylaşıyor ve bu konuyu kendimce kapatıyorum.


    " Söz konusu bir eğitmen ise her şeye dikkat etmelidir. Örnek olup olmaması sadece onu bağlamaz, bizleri de bağlar. Zira bir öğretmen sadece kendisinden sorumlu değildir, eğittiği öğrencilerden ve o öğrencilerin velilerine, maaş aldıgı devlete, ülkeye ve hatta tüm millete karşı sorumludur. Zira eğittiği öğrenciler, ileride ya ülkeye faydalı birer birey olacak, ya da zararlı bir birey... Burada sıradan, yoldan geçen sarı çizmeli Mehmet ağadan bahsetmiyoruz. Ağzında sigara ile poz verebilir elbette. Ama bunu kamuya açık bir alanda, insanları özendirecek şekilde poz vererek yapmamalı. Karşımızda sıradan bir insan yok. O bir eğitmen. Basit bir insan olsaydı, inanın hiçbir şey söylemez, hak ettiği şekilde, çukurda derdim. Ama toplum yararına olan bir sorumlulukta görev alıyorsa, bizlerin de söz söyleme hakkı vardır.
    Söylediğim bir cümleyi öyle bir noktaya getirip, ajitasyon yaparak ve duygu sömürüsü ile harmanlayıp, okuyuculara sunup, mağdur edebiyatı yapan bu şahısı da konıyorum. Kendisine küfür veya hakaret etmedim. İdrakinde olmadığı bu saygın mesleğin gerekliliklerinden bahsettim sadece ama maalesef görüyorum ki, ezbere dayalı bir öğretim sisteminin yarattığı bu iç boş beyinlerin, öğrencilere yarardan çok zararı olmaktadır. Ve bunu üzülerek seyretmekteyim. Duygu sömürüsü edebiyatı ile kendini haklı gösterme ve bir kötülüğü ( sigara içme gibi bir kötü alışkanlığı, ülkede çok daha büyük sorunlar var diyerek, halı altına süpürüp, bu alışkanlıgı cici gösterme çabasına giren bu şahsı ve diğer şahısları, nezdinizde ilahi adalete sevk ediyorum.
    Ayrıca arkamdan atıp tutan, ahlaksızları da... Kendisini dost sandıgım içi boş varlıkları da bir ömrü boyu hayatımdan çıkarıyor, burada da engelliyorum. Birkaç kişiyi eğlendirmek ve onları güldürmek için çaba harcayan soytarıları da ,kendileri gibi olan soytarıların yanında mutluluklar diliyorum.
    Herkese iyi okumalar ve iyi günler diliyorum. "
  • Yabancı kaset reyonunun önünde duruyorsun. Sağ elinde iki naylon poşet var. Saçların kazınmış, arada bir burnunu çekiyorsun. Birkaç saat sonra, fotoğraflarını tarih sırasına göre yerleştiren ailenle televizyon seyredeceksin. İyi evlat, kazanması gereken umut, yitik ruh olacaksın. Sokağın gürültüsüne kanıp, sessizliğin büyük gürültü olduğunu unutacaksın. Cebinde bir paket kağıt mendil olup olmadığını yoklayacaksın. Sol yanağında derin bir yalan kabuk bağlamış. Sabahtan beri hiç yemek yememişsin. Bikaç kadını düşünmüşsün, en berbat olanın ben olduğuma karar vermişsin. Kabus gibi... Rezil, fena, pis demişsin. Tam meryın feytful'un albümünü alacakken vazgeçmişsin. Aferin, iyi etmişsin. Derin, ağır, kırmızı sevmezsin. Ayakkabı numaranı, boyunu, kilonu, okuduğun okulun adresini ezberlersen herkesin içinde omuzların dökülmeden yürüyebileceğini söylemiş birileri.
    Gülmüşsün.