Aynadaki kadın benim zıttım, demişti. Ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm, o gece... Çapkın, güçlü, özgür.
Acı insanı büyük yapmaz. Acı, insanın içinde zaten ne varsa onu ortaya çıkarır. Çünkü insan her şey yolundayken genellikle hayatı sorgulamaz; fakat kaybettiğinde, yalnız kaldığında veya çıkmazda hissettiğinde kendine “Ben kimim, gerçekten ne istiyorum, neden buradayım, hayatımı nasıl değiştirebilirim?” diye sormaya başlar. Bu yüzden birçok güçlü hikâyenin arkasında zorluklar vardır. Ama zorluk başarıyı garanti etmez. Aynı acıyı yaşayan iki insandan biri büyüyebilir, diğeri kırılabilir. Bazen insanın en büyük dönüşümü konfor alanında değil, duvara dayandığı anlarda gerçekleşir. Çünkü bazı kapılar içeriden değil, ancak hayat seni zorladığında açılır. Ve bazen hayatın en karanlık dönemleri, insanın en güçlü taraflarını keşfettiği dönemler olur. Ancak bu, acının bir zorunluluk olduğu anlamına gelmez; sadece birçok insan için dönüşümün başladığı yer olabilir. Farkı yaratan şey sadece acı değil, acıya verilen tepkidir.