• Imkansızlıkla karşılaşan bir insanın tepkisi, genellikle gerçeklikten uzaklaşmak olur; sanrılar dünyasına adım atar, isteri krizlerine girer ya da kendini köprüden aşağı atar. Hepsi aynı kapıya çıkar, kişi durumla yüzleşmekten kaçıyordur. Robotlarda da bu böyle. Mümkün olan en hafif dilemmalar bile rölelerinin yarısını bozabilir, ağır dilemmalarda ise pozitronik beyin yollarının tamamı yanar, bir daha da tamiri mümkün olmaz.
  • 128 syf.
    ·7/10
    #ithakibilimkurguklasikleri ‘nden bol ödüllü bir bilim kurgu romanı. Yazarı yazdığı bu ilk kısa bilim kurgu romanıyla türün en prestijli üç ödülünü birden kazanmış. Hugo, Nebula ve Locus. Kahraman anlatıcı bakış açısıyla yazılmış günlük benzeri bir roman (tam günlük demek doğru olmaz sanki) Günlüğün sahibi kahramanımızsa kendi idari modülünü hacklemiş bir robot. Kendine verdiği isimle Katilbot. Ama bu Katilbot adının hakkını çok veremeyen oldukça duygusal bir robot. Hatta çekingen, insanlarla iletişimde olmaktan çok hoşlanmayan zeki ve zekası sayesinde espirili bir karakter. Bu ödülleri daha önce alan kitaplara kıyasla (Dune, Mülksüzler, Karanlığın Sol Eli vb. ) çok çok basit ve hikayesi de oldukça sığ. Ama yaratılan Katilbot karakteri eğlenceli. Bu sempatik karakter hatrına bilim kurgu severler tarafından okunabilir. Ben de bu yüzden serinin devamını bekliyorum Keyifli okumalar
  • "Hiçbir çalışan aynı hatayı ikince kez yapamaz. Birinci seferinde kovulur."
  • "Sizi ikna edebileceğimi bilsem bile, inancınızı sarsmaya kalkışmam."
  • 152 syf.
    ·Beğendi·10/10
    abdülhamid'in çok özel sırlarını anlatıyor. yazarın bu altıncı kitabı 150 sayfa, bol resimli, 2 saatte bitirilebilecek bir eser.

    şimdiye kadar abdülhamid han'dan hep övgüyle bahsedilirdi. ama bu romanı(!) okuduktan sonra bu övgülerden çok daha fazlasını hak ettiğini düşünmeye başladım.

    sırdaş ve derviş, pek çok padişahın bile varlığını bilmediği, dünya gizli türk teşkilatının memurları. bu kişiler abdülhamid han'a gelerek onunla çeşitli istihbarat çalışmaları yapıyorlar.

    kitap belki şu şekilde de özetlenebilir:

    abdülhamid han, gizli dünya türk teşkilatı 16'lar konseyi tarafından geçici olarak görevlendirilmiş bir padişah. hedefi yeni türkiye kurulana kadar osmanlı'nın yıkılışını olabildiğince geciktirmek. bu konsey şimdi tekrar ortaya çıktı ve gündemdeki "yeni türkiye" söylemlerini bir de bu gözle değerlendirmek lazım.

    kitapta abdülhamid han'ın gerçekten büyük bir deha ve uluslar arası siyasetçi olduğunu açıkça görüyoruz.


    osmanlı uluslar arası istihbarat şebekesi

    abdülhamid hem içeride hem dışarıda özel istihbarat ağları kurmuştu. içeride melamiler ve meczublar birlikleri doğrudan padişahla bağlantılıydılar. böylece devletin çeşitli kademelerindeki kişilerin bu teşkilatlardan faydalanması ve bunlara müdahale etmesi de engellenmiş oluyordu.

    abdülhamid'in yurt dışında da hatırı sayılır bir istihbarat ağı vardı. ingiltere casusluk için istanbul'da bir futbol takımı kurmuştu. bunun haberini alan padişah aynısını derhal ingiltere'de gerçekleştirdi. bu futbol kulübü şu an dahi ingiltere liginde oynayan portsmouth fc'dir. armasında ay-yıldız vardır. halen abdülhamid'in bu futbol kulübünü nasıl kurduğunu ingilizler dahi çözememiştir. --- bkz: http://tr.wikipedia.org/wik...

    abdülhamid ve çevresi analiz ve tekniklerde de çok başarılıydı. türklerin japonlarla yakınlaşmasını istemeyen ingiltere ve rusya'ya karşı olabildiğince başarılı mücadeleler veriyordu.

    japon imparatorunun isteği üzerine japonya'ya özel olarak gönderilecek alamet robotu'nu taşıyacak gemiyi ingiltere ve rusya batırmayı planlamıştı. amaç türklerin doğu ile ilişki kurmasını engellemekti.

    bunu haber alan abdülhamid, kuran'daki hz. hızır'ın gemiyi delmesini örnek alıp kasıtlı olarak kötü geminin öncülük edeceği, hediyelerin ikinci gemiyle gideceği haberlerini yaydı. bunun üzerine düşmanlar ve işbirlikçileri ilk geminin çok eski olduğundan batacağı üzerine bahisler oynuyordu. dahası gemideki ajanlarımız her limana uğradığında o bölgedekilere ertuğrul fırkateyni gemisinin büyük kazalar atlattığı, neredeyse batmak üzere olduğu haberini yayıyorlardı.

    nihayet o dönem robotların r'sinden haberdar olmayan japonlara ilk robot abdülhamid han tarafından büyük törenler eşliğinde hediye edilmiş oldu. tabi maalesef gemimiz dönüşe geçtikten bir gün sonra muhtemelen bir sabotaj sonucu battı.


    gizli dünya türk teşkilatı

    yazarın hemen tüm kitap ve yazılarında bu yapılanma öne çıkıyor. zaten yazarın http://onaltilyildiz.com sitesi de bu yapılanmaya işarettir. bu teşkilat devletler üzerinde bir yapılanma olup 16 türk devletine karşılık 16 konsey yöneticisi vardır. bunlar hz. hızır ve salihler ordusu ricali gayb erenleri evliyalar ile işbirliği halindedirler. fatih sultan mehmed ve abdülhamid dışındaki bir çok padişah dahi bu yapılanmadan habersizdir ve bunlar padişahların da üstündedirler.

    günümüzde bu teşkilat yeniden uyandırılmıştır. zira teşkilatın yegane amacı dünya üzerinde her zaman güçlü bir türk devletinin bulunmasını sağlamaktır. demek ki bu aralar yeni türkiye söylemleri boşuna değildir. yaklaşık 15 yıldır yapılan büyük atılımların pek çoğunun ben bu teşkilatın eseri olduğunu düşünüyorum. doğrusu türkiye'nin "anormal" bir şekilde son 10 yılda dünyaya bu denli kafa tutup kendi kendine silah satabilecek, ona buna sataşabilecek duruma gelmesinin bundan başka açıklamasını bulamıyorum.

    tabii ki hemen her yapının yetenekli bir düşmanı vardır. bu teşkilatın düşmanı da en üstte şeytan olmak üzere şeytaniler, dokuzlar konseyi, küresel çete, illüminati, vatikan gibi aynı silsile üzerinde sayılabilecek yapılardır.

    kitaptaki sırdaş ve derviş bu teşkilatın temsilcileri olarak abdülhamid'e gönderilmişler ve onu çok özel bilgilerle yönlendirmişlerdir. ayrıca onu suikastlerden de kurtarmışlardır.


    atatürk ve teşkilat

    kitaptan benim çıkardığım sonuçlardan biri abdülhamid gibi atatürk'ün de bu teşkilatın adamlarından biri olduğu. muhtemeldir ki türkiye'yi kuran bu teşkilat, kurucu olarak atatürk'ü belirlemiş. atatürk'ün havacılık alanına özellikle yönelmesini de sağlamış olmalıdır.

    bununla birlikte abdülhamid ve atatürk'ün kavgalı olmadığı, hatta atatürk'ün abdülhamid'in çok üst düzey özel eğitimler almış olan oğlu ile de ilgilendiğini öğreniyoruz.

    yazar tv'deki bir programda atatürk'ün din ile ilgili görüşlerinin islam karşıtı olmadığını açıklamıştı. orada "gökten indiği sanılan kitaplar" ifadesinin kuran'ı değil, gökten kendilerine kitaplar indirildiğine inanan masonları işaret ettiğini söylemişti.


    sonuç

    aslında sonuç değildi. kitaptan yazılabilecek çok fazla şey var ama sözlüğe girmek gereksiz. konu başlıklarını verip bitirelim.

    * porsthmouth futbol kulübü’nü ıı.abdülhamid mi kurdurdu?
    * osmanlı devlet arması’nın sırrı
    * abdülhamid han, harem’e sızma çabalarını nasıl engelledi?
    * ıı. abdülhamid’in bilinmeyen istihbaratçıları
    * abdülhamid han ve robot teknolojisi
    * robot alamet ve ertuğrul fırkateyni
    * japonya islam’ın eşiğinden nasıl döndü?
    * osmanlı’nın kırmızı defterleri
    * abdülhamid han’a suikast dosyası
    * abdülhamid han’ın büyük sırrı; türk devlet geleneğindeki sembol: iç içe girmiş üç hilal
    * belgelerle medusa ve şahmeran
  • 252 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Hani üçüncü nesil kahvecilere gittiğinizde farklı içim lezzetlerine sahip bir sürü kahve çeşidi bulursunuz ve bu kahve çeşitleri de yoğunluklarına göre sert, orta ve yumuşak içim olarak ayrılır. İşte Forrest Gump, yumuşak içimli bir kahve gibi son derece lezzetli ama okuması da bir o kadar kolay bir kitap. Kitap edebi nitelikler anlamında son derece zayıf ama hikaye o kadar naif bir anlatıma sahip ve karaktere o kadar çok ısınıyorsunuz ki elinizden bir türlü düşmüyor. Ben her ne kadar üç günde bitirmiş olsam da zorlarsanız kendinizi rahatlıkla bir günde bitebileceğiniz, güzel mi güzel bir kitapla başbaşasınız.

    Forrest Gump, kendi tabiriyle bir geri zekalıdır. Söylenenleri pek anlayamaz, kafası karışır, çok konuşamaz sadece kimi zaman baş hareketleriyle ve kimi zaman da birkaç kelimeyle yetinir. Bazen de onu zorluklardan kurtaran cümle "Çişim geldi" olur. Forrest Gump bir ileri "geri zekalı"dır. Nasıl mi diyeceksiniz? Hemen anlatayım. Yüksek matematik problemleri çözebilen, beyni bir robot mantığında çalışan, 1.90 boyunda, 120 kilo ağırlığında ama 100 metreyi 9.5 saniyede koşabilen, girdiği neredeyse her spor dalında başarılı olan, son derece geniş bir müzik kabiliyetine sahip, muazzam bir satranç oyuncusu...

    Forrest Gump, kitap boyunca maceradan maceraya atlar. Bazen kimi maceralarında ahmaklığı yüzünden sorun yaşarken üstün yetenekleri sayesinde her zaman bir şekilde ün, para ve birçok şeye ulaşır. Kitap aslında, içinde de bahsettiği gibi edebiyatın ünlü yazarlarının "ahmak" karakteriyle yaptığı şeyi daha naif bir anlatımla yapar: Forrest Gump üzerinden ince(likli) bir ironi yapar.

    Vietnam Savaşı'nın eleştirisi, savaşın anlamsızlığı ve insanların üzerinde yarattığı çöküntü, siyasetçilerin ahmaklığı (Forrest Gump, çişim geldi sloganıyla neredeyse senatör seçilme olanağını bulur fakat son anda olamaz), Hollywood filmlerinin saçmalığı gibi birtakım ince ironilerle karşı karşıya olursunuz roman boyunca. Yazar bunu hep Forrest Gump karakteri üzerinden yaptığı için eleştirileri satır aralarında bulursunuz.

    Özellikle ana karakterin naifliği, sıcaklığı, yalan söylememesi, birçok insanı çeşitli zamanlarda ölümden kurtarması, kimi zaman sevdiği insanların hayatlarını kolaylaştırmaya çalışması gibi romanı sımsıcak yapan bir çok nitelik bulunmakta. Fakat özellikle romanın içinde geçen birçok absürt olay, kitapta kimi zaman sıkıcılığa da neden olmaktadır.

    Son olarak, günümüzde ne yazık ki baskısı bulunmayan bu kitabın, en kısa sürede yeni baskının yapılmasını arzu ediyor, kitabı sahaf vb. çeşitlerde edinebilen okurların biran önce okumasını tavsiye ediyorum. Bu arada kitabı - hiç aklımda yokken- Finnegan Uyanması ve Swann'ların Tarafı okumalarım arasına sıkıştırmamı sağlayan Osman Y. 'ye de teşekkürlerden bir demet sunarım.
  • 136 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ölü Ozanlar Derneği || N.H.Kleinbaum
    .
    .
    .
    Yoruma geçmeden önce okumamı şiddetle tavsiye eden arkadaşlarım Nevra ve @iskburcin e çok teşekkür ediyorum. Kısa ama çok sarsan ve düşündüren bir kitapla tanışmama vesile oldular. Kitaba dönecek olursam; Öğrencilerin adeta robot muamelesi gördüğü bir okulda,okula o okuldan mezun olan bir edebiyat öğretmeni gelmesi ile yeni bir dönem başlar. Bu öğretmen Keating'dir. Keating yani 'Kaptan' imaja ve kariyerine düşkün bir eğitimci değil aksine gerçek bir eğitimci. Öğrencilerine klasik müfredatı anlatmak ve öğretmeye çalışmak yerine hep kendileri olmalarını anlatan biri. Keating'in çabaları boşa gitmez elbette. Ilginç ders işleyişiyle kısa sürede öğrencilere de sevdirir kendini. En çok yedi öğrencisi üzerinde etkili olur. Bu öğrenciler Keating hakkında daha çok şey öğrenmek için eski okul yıllıklarını karıştırırlar. Öğretmenlerinin öğrencilik yıllarında üye olduğu Ölü Ozanlar Derneği'ni yeniden canlandırırlar. Gizlice okuldan kaçıp toplantılar düzenlerler. Ancak yeni kavuştukları özgürlükleri ne yazık ki çok acı bir şekilde sekteye uğrayacaktır. Kitabın konusu genel hatlarıyla böyle. Kitabı okuyanlar bilir ben sonunu hiç öyle tahmin etmemiştim. Ve Bay Keating'e de üzüldüm. Neil'in başına gelenlerden sorumlu tutulması hiç adil değildi. Ama gerçekte de öyle bir olay olsa sorumlu tutulan ne yazık ki onlara sadece anı yaşamayı öğütleyen ve hayatta gerçekten istediklerini yapmalarını söyleyen öğretmen olurdu. Asla çocuğunu proje olarak gören ebeveynler değil. Oturup burada eğitim sistemini ve aileleri eleştirecek değilim. Eleştirsem de bir şey değişmeyecek. Ve her ne kadar eleştirsem de,ben de kendi anı mı yaşamak için bu sistemin çarklarına bir yere kadar uymak zorundayım. En azından sistemi katlanılabilir hale getiren Bay Keatingler hâlâ var.( Çoğunun edebiyat öğretmeni olması tesadüf değil herhalde. ) Her neyse toparlayacak olursam,kitabın bende ki etkisi uzun süre devam etti diyebilirim. Onun dışında kitapta tek eleştireceğim nokta olaylar inanılmaz hızlı geçti. Bunu burada çok açıklayamam ama okursaniz hak verirsiniz diye düşünüyorum. Bazı olaylar bir kerede hemen gerçekleşmez.Üzerinden biraz zaman geçmesi gerekir bu roman bile olsa. Kitabın dil ve üslubunda hiçbir şekilde sorun yaşayacağınızı sanmıyorum. Bence kitabı okuduktan sonra filmini de izlemenizi tavsiye ederim. Tabii siz terichen ilk filmi izleyip sonra kitabı da okuyablirisiz. Ama filmi izlemenizi tavsiye ederim. Benim söyleyeceklerim bu kadardı. Bem çok beğenerek okudum sizin de okumanızı gerçekten çok isterim. Bol kitapla kalın. Şimdilik görüşürüz .