• Sen geçince semtimi sever gibiyim Rüzgarında ben de yıkılır gibiyim
    Doğal afetim ol, gel, yine kabul
    Seni çok sevdim, beni çok sev
  • Yalnızlığımdan Sev Beni Milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada birbirini tanımayan iki insanın iki şekilde karşılaşması mümkündür sevgilim: Tesadüf... Tevafuk... Hayatımın en berbat, hayatımın en içinden çıkılmaz, hayatımda birine en çok ihtiyacım olduğu bir zamanda karşıma çıkman tesadüf olamaz. Sen benim bütün samimiyetimin, bütün iyi niyetimin, bütün iyi dualarımın karşılığı olarak gönderildin bana. Önce Allah istedi seni tanımamı, sonra karşılaşmamız için bütün doğa işbirliği yaptı. Ve sonra sen çıktın karşıma... Ben seni Elif seçtim... Çünkü ben tesadüflere inanmam ve seni rasgele tanımış olmam muhtemel bile değil. Sevmem için Yaradan'ın bana verdiği muazzam bir armağansın sen. Ve bana O'ndan geldin... Bense Vav'ım, biraz doğrulsam sana benzeyeceğim. Ben seninle doğdum sevgilim... Bütün kasvetimden, bütün hüznümden, bütün yaralarımdan sıyrılıp kendi içime döndüğüm ansın. Uykusuz geçen her gecenin sabahını görmek için açtığım ellerime bırakılan mükâfatsın. Senden öncesi yok, senden sonrası ebediyet... Seni bana verene şükürler olsun... Ben seni sevdim, seni çok sevdim... Sen ki yüreğime, ruhuma, özüme hoş gelensin. Sen ki kanayan yaramın kabuğu, acımın ilacı, Rabb'e gönderilmiş dualarımın karşılığısın.

    "Ben seni Elif seçtim... Şifalı ellerinin şefkatine emanettir yüreğim... Sana Vav olmaya geldim..."
  • ben seni gece ile gündüzün arasında sevdim, ben seni hep sevdim.. -Hüzünlü Bir Ponçik
  • 185 syf.
    ·41 günde·Beğendi·9/10
    Okudukça aldı beni varoluşsal bir çürüme
    Çoran emmi zehir kattı sanki yaşam kürüme
    Bir küp buzdum, her sayfada aldı beni erime
    Diyor ki ben çok yaşadım, intihar et sen yerime

    Kırk bir günde bitmiş kitap; kalmadı güç, oldum bitap
    Pek karamsar Çoran emmi, herkeslere etmez hitap
    Nasıl da kahkaha atar düşse kafamıza mehtap
    Seni hiç mi sevmediler, az munis ol Çoran emmi

    Aşık Hüsüş bezdi candan, zerk ettin zehrini bana
    Al kanımı, gözyaşımı; iç rahatla kana kana
    Zaten mutsuz, derbederiz sonuçta Türkiye bura
    Gene de pek sevdim seni, haydi uğurlar olsun sana

    "Çürümenin Kitabı"na her ne kadar içinde kitap ismi de geçse, bir kitap tanımın tüm sıfatlarını barındıyor da olsa kitap demek kolaycılık ve hafifsemecilik olur. Bu "şey", kitaptan farklı bir "şey". Elinizde bu "şey" olsa ve gözleriniz sayfalarında dolaşırken biri gelip de size dünyanın en saçma sorusunu sorup "Ne yapıyorsun?" dese, "Kitap okuyorum." demek doğru bir cevap olmayacaktır.

    Abarttım mı biraz? Benimki abartmaysa siz bir de Cioran'ın abartmalarına kulak verin: " Bir din, kendini dışlayan doğruları hoşgördüğü zaman tükenir; artık adına öldürülmeyen bir tanrı da gerçekten ölmüş demektir." s.176. Aynı sayfadaki bir başka tespit: "Ürküntü devirleri sükunet devirlerini bastırır; insan, olay bolluğundan ziyade olay yokluğundan rahatsız olur; tarih de onun can sıkıntısını reddetmesinin kanlı ürünüdür." İşin tuhaf yanı başlangıçta abartılı gelen bu cümlelerin kısa bir süre sonra makul geliyor oluşu.

    İlçemizdeki küçük bir okuma grubuyla Mart ayında belirlediğimiz bu kitabı satın alan on kişiden sanırım iki ya da üç kişi bitirebilmiştir şu bir, bir buçuk aylık süreçte. Yarısı da yarısına gelmeden havlu attı. Yani Bereketli Topraklar Üzerinde'de sık geçen bir kalıpla ifade etmek gerekirse Çürümenin Kitabı "zorlu" bir kitap. Peki neden? Kitap iyi kitap, sıkı kitap, farklı kitap ama bir kere kitaptaki neredeyse her cümle ağır ve kompleks önermeler içeriyor. Yani bu kitabı milföy hamuru gibi düşünebiliriz: Uzaktan bakınca ince, düz bir hat ancak yaklaşıldığında aslında çok katlı, çok katmanlı olduğu fark ediliyor. Her bir bölümü hakkını vererek, anlamaya anlamlandırmaya çaba harcayarak okumak istenirse beş sayfadan sonra dayak yemiş hissi uyandırıyor. Sonra bu önermeler maalesef hiçbir şekilde somutlaştırılmaya sokulmamış, örneklendirilmemiş. Cümleler oldukça soyut kalıyor. Son olarak da Cioran farkında olup da duymak istemediğimiz şeyleri bağırmak; görmemek için kafamızı devekuşu gibi yerin dibine sokmak istediğimiz şeyleri domuzuna gözümüze gözümüze sokmak istiyor. Bu da insanı bir yerden sonra tehlikeli bir ruh haline sevk ediyor ama girince alışıyorsun.

    Ben okurken ilk otuz sayfada çok zorlandım; elli ve doksanıncı sayfalar arasındaki bölümleri anlayabilmek namına birkaç kez okumak durumunda kaldım ama bir süre sonra ya yazarın dili daha anlaşılırlaştı ya da ben yazarın anlatımına alıştım, bir şekilde daha akıcı bir okuma sürecine girdim. Tüm zorluğuna, yıpratıcılığına rağmen iyi ki okumuşum dediklerimden oldu "Çürümenin Kitabı".
  • Sevdim işte...

    Seni çok sevdim haberin olmadan hemde.

    Sen bir maviydin ben bir deniz.

    Sen geceme doğan aydın ben ise o aya bakarak düşen bir yıldız....

    Bir o kadar yakınız bir o kadar da uzak...
  • bilmezsin,ben seni geceyle güneşin doğuşu arasında sevdim